GÜRÜN KÜLTÜR VAKFI

Ali KAPLAN
Dede


İMAMET VE HİLAFET

 

 

Süleyman METİN
Dede


AŞURA

 

 

S. Gazi KARABABA
Dede


KERBELA SONRASI

 

 

 

 

 

AKYAZILI SULTAN VE DEMİR BABA

 

Demir Baba velâyetnamesinde yer alan bilgilere göre Kanuni Sultan Süleyman döneminde Rumeli’de Akyazılı Baba Sultan adında çok büyük bir evliya vardı. Bu yüce Veli, Hicri 901/Miladi 1496 yılında “Akyazılı Sultan” adıyla bu âleme “Kutb-u Âlem” oldu. Otman Baba Velâyetnamesinde 1496-1552 yılları arasında Akyazılı Sultan’ın zamanın kutbu olduğu yazılıdır.

    Akyazılı Sultan hakkında daha geniş bilgi edinebilmek için şu aşağıdaki açıklamalara bakmak gerekir. Bilindiği gibi Hazret-i Peygamber’in Hakk’a yürümesiyle birlikte “nübüvvet” devri  sona ermiş,  Hazret-i Ali ile Velâyet devri başlamıştır. Bundan dolayı da Hz. Ali’ye “Şah-ı Velâyet” denilmiştir. Her dönemde bir velâyet sahibi, bu cihana “kutup” olarak gelmiştir. Belirli zamanlarda pek çok kimse kutb-u âlem olarak görev yapmıştır. Böyle olmasına rağmen ancak elimizde şu kimseler hakkında bilgi mevcuttur.

1- Beyazıt-ı Bistami

2- Şibli

         3- Hallac-ı Mansur

         4- Zünnun Mısri

         5- Şey Basri

6- Otman Baba: Bu saydığımız veliler dışında halk arasında “Otman Baba” evliyalar arasında ise “Hüssem Şah Gani” olarak bilinen o büyük velinin: Hicri 870/Miladi 1466 ve Hicri 883/Miladi 1478 yılları arasında bu cihana kutup olarak hükmettiğini, Otman Baba Velâyetnamesinden öğreniyoruz.

    7- Akyazılı Sultan: Otman Baba’nın Hakk’a yürümesinden sonra  “İbrahim-i Sani”, 18 yıl sonra yani; Hicri 901/ Miladi 1496 yılında “Akyazılı Sultan” adıyla, bu âleme “kutb-u âlem” oldu.  Akyazılı Sultan, 1496-1552 yılları arasında kutup olarak görev yapmıştır.

    8- Demir Baba: Akyazılı Sultan’ın Hakk’a yürümesinden sonra Demir Baba, 1552 yılında kutupluk makamına gelmiştir ve Miladi 1552-1650- yılları arasında zamanın kutb-u olduğu bilinmektedir.

    Demir Baba Velâyetnamesinde yazıldığına göre Akyazılı Baba’nın “Hacı Ali Dede” adında bir “Abdalı” vardı. Abdal, dünya işleri ile ilgisini kesen, masivadan, yani dünya nimetlerinden elini eteğini çeken kimsedir. Bu abdala kısaca “Hacı Dede” derlerdi. Akyazılı Baba nereye gitse, Hacı Dede’yi yanından ayırmazı. Akyazılı Baba, ona “Benim Rum Abdalım” derdi ve kendisini çok hoş tutardı.

    Hacı Dede, genellikle Akyazılı Sultanı, sırtında taşırdı. Akyazılı Sultan, Bağdat diyarına, Alman ve Budin yörelerine yaptığı tüm seyahatlerinde, hiçbir zaman Hacı Dede’yi yanından ayırmamıştır. Bu yolculuklar esnasında Hacı Dede zaman zaman Akyazılı Baba’yı sırtında taşırdı ve bu hizmetinden dolayı mutlu olurdu.

Günlerden bir gün o kâni velayet Akyazılı Sultan: “Gel ya Hacı!” diye onu çağırdı. Hacı Dede, o Kutbü’l Aktabı taşımak için, hemen arkalığını alıp pirin huzuruna geldi ve “buyur sultanım” dedi.

O yüce veli: “Hacı Dede! Şu anda gökte bir melek, sana sesleniyor, duyuyor musun?” diye sordu.

Hacı Dede: “Hayır Sultanım duymuyorum, ne diye çağırıyor?” diye sordu

O kani kerem Akyazılı Baba: “Hakk Tealâ, gök yüzünde bir melek yaratmış ve bu melek, herkes ehlini bulup alsın diye seslenir durur. Şimdi de ehlini bulup alsın diye sana sesleniyor” diye cevap verdi. Arkasından da şöyle devam etti: “Ya Hacı! Zamanı geldi artık, gel sen de ehlini bulup evlenip bir yuva kur” dedi.

    Hacı Dede: “Nasıl olur Sultanım! Ben yaşlı bir ihtiyarım, bundan sonra evlilik benim neyime, ben evlenip karı kahrı çekemem. En önemlisi de bir karı için ben pirimi terk edemem, aman mürüvvet ya erenler, ya pirim!” diyerek Akyazılı Sultan’ın önünde secdeye kapanıp yalvarmaya başladı.

    O vakit Akyazılı Baba: “”Ya Hacı! İhtiyarlık senin elinde olmayan bir şeydir, sen kendini yaratmaya kadir misin? Sen ne diyorsun ey âşık? Sen beni sevmiyor ve sözümü dinlemeyecek misin? “ diye sitemde bulundu.

    Hacı Dede: “Eyvallah babacığım, eyvallah pirim, senin yoluna ve emrine boynum kıldan incedir, size karşı gelmek benim ne haddime. Sizin yolunuzda canımı, başımı terk ederim. Ben arı-namusu yutmuşum ve bu dünya lezzetinden elimi eteğimi çekmişim. Ben Hakk için çalışırken, bırakayım da dünya lezzeti için mi çalışayım, korkum bundandır. Amma, yine de asla pirimin yoluna ve emrine karşı gelemem” dedi.

    O zaman o kutb’ül âlem Akyazılı Sultan: “Benim sülüküm ve tarikim, Allah’ın rızası değil mi? Ya bizim atalarımız Hakk uğruna canlarını vermediler mi? Mümin olan ölmez, sadece dünmyayı değiştirir” diyerek, Hacı Dede’nin gözlerinin içine dikkatle baktı. O vakir Hacı Dede: “”Eyvallah pirim, eyvallah pirim” diyerek, Akyazılı Baba’nın önünde tekrar niyaza vardı.

    Akyazılı Baba: “Ya Hacı! Sen benim dış görünüşümü tanıyorsun. Benim iç yüzümü tanıyabildin mi? Şu anda bana dikkatlice bak ve benim iç yüzümü görmeye çalış” dedi.

    Orada bulunan Hacı Dede de dahil tüm abdallar ve hazır bulunan canlar, Akyazılı Baba’nın yüzüne bakıp: “Allahümme salli alâ seyyidina ve nebbiyina Muhammed’in ve alâ âl-i Muhammed” diyerek salavât getirdiler. Dikkatle pirin yüzüne baktıkları zaman, onun yüzünde bir nurun parladığını ve bu nurda da Kudretullahı, yani Hakk’ın cemalini gördüler.

    Akyazılı Sultan: “Ya Hacı! Nasıl bir şey görebildin mi” diye sordu.

    Hacı Dede: “Beynehu beynallah manası üzere benim istihkakım bu kadardır. Ben seni ancak bu kadar fark edebildim, daha fazlası için size duacıyım” dedi.

    O vakit o kâni kerem Akyazılı Baba: “Zâtı bilmek için anlamak gerek, anlamak için de dinlemek gerektir. Eğer sen evlenmezsen, “Kara Demir” nereden dünyaya gelir?” diye sordu ve daha sonra Muhammed Mustafa’ya salât ve selâm ettikten sonra, bir sofra hazırlamalarını söyledi.

Derhal bir sofra hazırladılar ve meydan taşının üzerine koydular. Hacı Dede, bu sofrayı alıp pirin huzurunda dâr-ı Mansur olup, peymençeye durdu. O vakit Akyazılı Sultan: “Kara Demir’in sofrası dolu ola, benim Hacım’ın beli pek ola ve akıbeti hayr ola” diyerek, bir gülbank çekti. Arkasından da Hz. Muhammed ve onun Ehl-i Beyti’ne salât ve Selâm edildi.

    Hacı Dede, “uğur hayırlığına, pirler keremine “Hu” deyip oradan ayrıldı. Orada hazır bulunan dervişler de: “İnşallah er gele, bu gitti, bir dahi gele” diyerek onun arkasında niyazda bulundular.

    Hacı Dede: Batova’dan, yani Akyazılı Sultan’ın dergâhından ayrılıp, aynı gün “Gökçesu Dergâhı’na vardı. Gökçesu dervişleri ve halkı, Hacı Dede’yi karşılayıp, selâm verdiler ve ona gereken izzet ve ikramda bulunduktan sonra, ona bir yer gösterdiler.

    Daha sonra Gökçesu Dergâh’ı dervişleri, Hacı Dede’ye şöyle seslendiler:

DEDİLER

Kırklar sohbetine vardım

Gelberi ey can dediler

İzzet ile selam verdim

Gir işte meydan dediler.
 Kırklar ayağa durdula
Otur deyu yer verdiler
Önüme sofra sediler
Lokmamıza sun dediler.

Kırkların gönlü durudur

Varanın kalbi arıdır

Gelişin kanden beridir

Söyle ey can dediler.

 Gördüğünü gözün ile
Ayân etme sözün ile
Andan sonra bizim ile
Olasın mihman dediler.

Kalk bizimle semâ oyna

Silinsin pâk olsun ayna

Kırk yıl kazanda kayna

Daha çiğ bu ten dediler.

 Talip ol Hakk hazerine
Düşme dünya mihnetine
Ab-ı Kevser şerbetine
Parmağını ban dediler.

 

Hatai’yim nedir halin

Hakk’a şükret kaldır elin

Kese gör gıybetten dilin

Cümlesin yeksan dediler.

 

Gökçesu abdalları, bu değişi okuduktan sonra Hacı Dede’ye tekrar hoş-beş edip hal sorduktan sonra: “Ey pirim! Buraya hangi maksatla geldiniz, geliş yeriniz neresidir?” diye sordular.

    Hacı Dede: “Ben Akyazılı Sultan’ın bir bendesiyim ve buraya onun himmeti ile geldim” dedi.

    Hazır bulunanlar: “Gökçe Suya sefa geldin ey pir! Dedikten sonra Hacı Dede: “Akyazılı Sultan Hazretleri, Turan Halife’ye selâm gönderdi ve bana var git seni de kendisi gibi eylesin (yapsın) dedi” diyerek, Akyazılı Sultan’ın selâmını söyledi.

    Turan Halife: “Benim bir koca karım var, ikimiz bir olur sana bakarız” dedi.

Orada hazır bulunanlar Turan Halife’ye: “Bizlere boş yere söz söylemek yakışmaz amma, Allah’ın emriyle, Muhammed Mustafa’nın kavliyle bir dua edelim” dediler.

    Turan Halife: “Bu dediğiniz çok güzel amma, ne olur bana müsaade edin ki pirimin yanına varıp onun rızasını alayım. O ne himmet eylerse güzel eyler. Pirimin himmetine, gerçeklerin demine Huu” diyerek, oradan ayrılıp, doğruca Akyazılı Dergâhı’na gitti. Dergâh’a varınca doğruca pirin huzuruna çıkıp, onun mübarek elini öptü.

    Akyazılı Baba Sultan, Turan Halife’yi karşısında görünce: “Safa geldin bire Turan Halife! Ne diye vakit kaybediyorsun? Ben bir an önce “Demir’in atası olmak istiyorum. Hacımı sana gönderdim, oraya vardı mı? Onu baş-göz ettin mi? Ben artık yolcuyum, gidiyorum, Demir tez gelsin ki emanetleri ona teslim edeyim. Gel Halili’im gel, seni seni göreyim ve imreneyim. Gel Demir’im, bir an önce gel, emanetini al” diyerek, Demir Baba’nın gelmesi için yüksek sesle dua etti.

    Turan Halife Gökçe su Dergâhına varır varmaz, kızı “Zahide Bacı”yı, Hacı Ali Dede’ye söz kesip nişanladılar. Bir haberci gelip Hacı Dede’ye: “Akyazılı Baba seni bekliyor, derhal onun yanına gideceğiz” dedi ve hep birlikte Batova’ya dergâha geldiler. Bu arada Akyazılı Sultan Dergâhı’nın abdalları, düğün tedarikine başlamışlardı. Tüm hazırlıklar tamam olunca Akyazılı Baba da olmak üzere tüm dergâh halkı hep birlikte “Kovancılar”a geldiler.

    Bir tarafta düğün hazırlıkları yapılırken, diğer tarafta da yörenin tanınmış simaları düğüne davet ediliyordu. Hacı Dede’nin düğününe davet edilenler arasında Otman Baba’nın Şeyhi Zâti efend ve türbedarı Abdi Dede, İsa Dede, Siva’nın valisi  Mustafa efendi ve Hacı Kademli Baba, Mümin Baba ve dervişleri ve Hafız-ı kelâm “Yemini Efendi”, Dede-i Baba gözcüsü, Yahşi Baba gözcüsü, bu bölgede bulunan “Kız Ana Sultan” ve Kebir ve Sagir Muhammed, Koca Doğan gözcüsü Dikeli Hüseyin Baba, Gerlova’da bulunan Derviş Mehmet’in evinde toplandılar.

    Kademli Baba: “Siz Deli Dursun’u bilir misiniz? Bizler burada ne yiyip ne içeceğiz? Düğünde Hacı Dede’nin semerini mi yiyeceksiniz? Ya geldiğimiz gibi dağılıp gidelim veya yiyecek tedarik edelim” dedi.

    Kademli Baba: “Ya fetha, ya gayret” diyerek kurban tedariki işini kendisi yüklendi. Yine kendi tekke-nişini olan deydi buğday temini için görevlendirdi. Dede-i Variz, Ahmed Baba ve Karakucak Baba’yı erzak temini için görevlendirdi. Kırk Namdar’ı pirinç tedariki ile görevlendirdi. Mustafa efendiyi, incir ve üzüm tedariki için görevlendirdi.

    Bir müddet sonra Dursun Zıçmaz, Hamza Baba, Benli Bali Baba ve iki yüz asker, Musa Baba Dergâhı’nda bir araya geldiler. Dervişler ve Dursun Baba, toplanan nezirleri kontrol ettiler. Gelen hediyeler arasında bin koyun, beş yüz öküz, ayrıca pirinç, incir ve üzümden oluşan pek çok hediye gelmişti.

Daha sonra topluca Göksu Dergâhına gittiler. Bu arada Akyazılı Sultan, gelenleri ağırlamak için onlara karşı çıktı. Gelenlere sofra serilip doyuruldu. Bu arada Dursun Baba ve yanındakiler de Akyazılı Sultan Dergâhı’nın dervişlerine yardım ediyorlardı. Ancak, bu gelenler arasında Kademli Baba Sultan yoktu.

    Sonradan anlaşıldı ki Kanuni Sultan Süleyman’ın çocuklarının Hasekisi, yani çocukların hizmetine bakan kimse, bir titreme hastalığına tutulmuştu. Tüm tedavilere rağmen hasta bir türlü iyileşmemişti. Birileri, Kademli Baba’yı tavsiye etmişlerdi. Allah’tan ümit kesilmez deyip, bir de Kademli Baba’ya göstermeye karar verdiler. Böylece Kademli Baba’yı alıp Edirne’ye getirdiler. Kademli Baba, gereken tedaviyi yaptı ve Allah’ın inayetiyle hasta iyileşti.

    Bu gelişmelerden sonra Kademli Baba, Edirne’den ayrılmak istedi ise de bırakmadılar, bir müddet daha kendisini misafir olarak alıkoydular ve: “Yeter artık dağlarda gezdiğin, bundan böyle bizimle kal, ayrıca Hünkarımızdan izin olmadan sen buradan ayrılamazsın” dediler.

    Bunun üzerine Kademli Baba, Hacı Ali Dede’nin düğününden bahsetti: “Ne olur beni bu düğünden alıkoymayın, çünkü benim de bu düğünde görevlerim var” dedi.

    Bunun üzerine Haseki Kanuni’ye giderek: “Hünkârım! Kulunuz Kademli Baba, Akyazılı Baba’nın abdallarından Hacı Ali Dede’nin düğününde bulunmak ister, bu sebepten de buradan ayrılmak için siz Hünkârımızdan izin istiyor” dedi.

    Bu haberi duyan Hünkâr, bu düğüne ben de gideyim diye düşündü ve: “Derhal o Musa çobanı bana getirin” dedi. Kademli Baba’nın gerçek adı “Musa” idi. Bundan dolayıdır ki Hünkâr, ona “Musa çoban” demişti.

    Hükârın adamları, Kademli Baba’yı alıp Hünkâr’a getirdiler. Kademli Baba, gereken hürmeti gösterdi ve: “Aman Hünkârım! Biz ne ettik, kusurumuz nedir, bizler sık sık hata yaparız, yine ne kusurumuz oldu ki beni buraya getirttiniz” diyerek bağışlanmak istedi.

    Kanuni: “Akyazılı Baba Sultan, beni düğüne çağırmadı. Sebebini öğrenmek istedim, söyler misiniz?” diye sordu.

    Kademli Baba: “Ya Hünkârım! Sen bir Süleymansın, sırtı semerli bir adamın düğününe, sizin gibi koskoca bir padişahı, davet etmek hiç yakışık alır mı?” diye cevap verdi.

    Kanuni, Kademli Baba’nın bu cevabına: “Ha… ha… şimdi oldu” deyip, beş deve ile beş kese altın verip: “Var git o zamanın kutbu Akyazılı Baba’ma benim selâmımı söyle, Allah nasip ederse, inşallah bu deli Süleyman, Babam’ın  himmetiye o düğüne varırım” dedi.

    Kademli Baba, Hünkârın yanından ayrılıp gidince, Hükâr, bir başka kimseyi, onun arkasından gönderip: “Git bakalım Kademli Baba, Akyazılı Sultan’a, benim hakkımda ne söyleyecek, öğren gel” dedi.

Bu şahıs geri gelip Kanuni’ye: “Size duacı olduklarını bildirdiler, Hünkârım” dedi. Kanuni, “Daha neler söylediler” diye tekrar sordu.

Kademli Baba’nın arkasından giden kimse: “Bir vatandaş olarak gelirse gelsin dedi” diye cevap verdi.

O vakit Hükâr: “Hoş ola, elbette ki varırım” dedi.

Nihayet düğün başlamıştı, Kademli Baba, düğünün idarecisi olarak seçildi. Dursun Baba’yı da Hacı Dede’ye sağdıç yaptılar. Tay Hızır ise kız babası olarak seçildi. Kız Ana Sultan da gelinin sağdıcı oldu.

Tüm görevliler, işlerini en iyi bir şekilde yerine getiriyorlardı. Akyazılı Baba Sultan ise köşesine çekilmiş, olanları yakından takip ediyordu. Kademli Baba, sık sık Sultan’ın yanına gelip, tüm olanlardan onu haberdar ediyordu. Pek çok konuda da onun bilgisine baş vuruyordu. Böylece düğün tam yedi gün yedi gece devam etti. Bir ara Akyazılı Baba: “Hünkârımız gelip gitti mi, yoksa henüz burada mı?” diye kendi kendine fikir yürüttü.

Bu arada yeni bir misafirin geldiğini haber verdiler. Kademli Baba, derhal yeni geleni karşıladı ve bu gelenin Kanuni Sultan Süleyman olduğunu gördü. Kendisine gereken hürmet ve saygıyı gösterip, onu konuk etti.

Kendisini Aseki Ağası olarak tanıtan Kanuni, üç beş gün kadar düğünde kaldı, güreşleri ve koşuları izledi.

Kademli Baba, Hünkârı hiç yalnız bırakmadı ve Kanuni’nin bu düğünde olduğundan Akyazılı Baba ile Kademli Baba’dan başka hiç kimsenin haberi olmadı.

Kanuni Kademli Baba’ya: “Düğün hediyesi olarak ne vereyim” diye sordu. Kademli Baba da: “Bunu Akyazılı Sultana’a sorayım” diye cevap verdi ve Aktazılı Sultana bildirdi.

Akyazılı Sultan, buna razı olmadı ve Kanuni’ye: “Allah bilir ya senin verdiklerin yeter de artar” dedi.

Kademli Baba söze karışıp: “Yeter, yeter, siz Hz. Peygamber’in: “Her şeyin kararı yeğdir” dediğini duymadın mı?” dedikten sonra Hünkârı selametle yolcu ettiler.

Damadın kıza vereceği düğün hediyeleri para ve diğer ağırlıklar belirlendikten sonra Turan kızı İsmihan’ı (Zâhide), Turan oğlu Hacı Ali Dede’ye nikahladılar.

Böylece düğün sonra erdi ve Kademli Baba, gelen tüm konukları teker teker selametle uğurladı.

Hacı Dede, baş göz olup müruvete erdikten sonra eşi Zâhide Dürdane ile birlikte önce Kayın Babası olan Turan Halife’nin elini öptüler, daha sonra da o kâni kerem kutbül aktâb Akyazılı Baba Sultan’ın huzuruna vardılar. O sırada orada hazır bulunan tüm cemaat ayağa kalkıp, saygı ile divan durdular. Hacı Dede ve gelin, gelip Akyazılı Baba Sultan’ın elini öptüler.

Akyazılı Sultan Hacı Dede’ye: “Nasılsın, halin hoş mudur” diye sordu.

Hacı Dede de: “Hakk’ın inayetiyle, Muhammed Nustafa’nın mucizatı ile ve sizin yüksek himmetinizle hoşum Sultanım” dedi.

Akyazılı Sultan geline hitaben: “Haydi Demir Baba’nın anası, dedesinin ayağını yıkasın da görelim bakalım” dedi.

Kademli Baba, Akyazılı Baba’nın ayağını tuttu, Demir Baba’nın anası olacak olan gelin Zahide de Akyazılı Baba’nın ayağını yıkamaya başladı. Ancak, eli titrediği için başaramadı. Onun heyecanlandığını gören gelinin sağdıcı olan “Kız Ana”, yıkamak istedi, fakat onun da eli titrediği için o da yıkayamadı. Bu defa Kız Ana, su döktü, Kademli Baba, Akyazılı Sultan’ın ayağını  yıkadı. Demir Baba’nın anası Zahide de peşkir (havlu) tutup, ayaklarını kuruladı.

Akyazılı Baba’nın ayaklarını yıkayamayan Zahide gelin, bu defa Kademli Baba ile Musa Baba’nın, yani bu iki pirin ayaklarını yıkadı, kız ana da su döktü. Daha sonra da Demir Baba’nın annesi, kalkıp bu üç pirin ellerini öptü ve onların hatırını sordu.

Kademli Baba, Akyazılı Sultan’a dönerek: “ Tamam mı?” dedi. Akyazılı Baba: “Tamam, tamam” dedi.

Kademli Baba, sarı kıza: “Tamam kızım” dedi. Zahide gelin ve Kız Ana Sultan, yere niyaz edip, kalktılar ve geri geri çıkıp gittiler.

 

DEMİR BABA VE DÜNYAYA GELİŞİ

 

Demir Baba Velâyetnamesinde bildirildiğine  göre Akyazılı Sultan, Hacı Ali Dede’yi evlendirip, arkasını sıvazladı ve daha sonra kalkıp Karadeniz kenarında bulunan Batova adıyla anılan yerdeki “Tekke” ye gittiler. Tekkeye varıp atından indi ve atının sırtına elini koyup, atından helalık istedi ve: “Var git Kara Demir’in dünyaya gelişini bekle. Kırk günde bir de benim ziyaretime gel ve sakın beni unutma” diyerek, atını serbest bıraktı.

Bir müddet sonra Hacı Dede’nin eşi Zahide, hamile kaldı. Ayı günü tamam olup doğum sancıları başladığı zaman Zahide Durdane Hatun Hacı Dede’ye: “Var ehlim, kardeşim Kız Ana Sultana haber ver gelsin” dedi. Kız Ana Sultan, haberi alır almaz, hemen geldi.

Nihayet Zahide Dürdane Hatun’un hamileliği son güne gelmiş ve Ramazan ayı içersinde bir cumartesi günü o kâni kerem Demir Baba Sultan, dünyaya gün gibi doğdu. Demir Baba’yı, kundaklayıp yatırdılar. Etrafa müjdeciler gönderildi. Hacı Dede’yi, Akyazılı Sultan’a gönderdiler. Kız Ana’nın yavuklusu Derviş Salih’i, Kademli Baba Sultan’a gönderdiler. Haber verilenler arasından en önce Akyazılı Baba Sultan geldi.

Akyazılı Baba Sultan gelince, Güç Bey Dede, Demir Baba’yı kucağına alıp, Akyazılı Sultan’ın kucağına verdi. Akyazılı Baba, “Kaddesallahu sırrehü’l-aziz nur-ı didem gurreteyn” deyip birkaç defa atıp tuttuktan sonra Güç Bey Dede’ye dönerek: “Bu oğlan senin neyin oluyor?” diye sordu.

Güç Bey Dede: “Dedem oğludur, Tarikat kavlince amcamdır” dedi. Orada hazır bulunan Akyazılı dervişleri hep bir ağızdan: “Dedem oğludur” dediler. Bu arada Kademli Baba da gelmişti. Kademli Baba’yı, Akyazılı Sultan karşılayıp konuk etti ve hal hatırdan sonra Demir Baba’yı Kademli Baba’nın kucağına verdiler. Kademli Baba, “Demir isminin sadasıyla dünyayı doldurdu. Siz bunu işittiniz mi?” diye Akyazılı Baba’ya sordu.

Kademli Baba: “Hakikatli kötü dost, insanın kendi akrabasından daha ileridir. Sağdıcıma da haber verin, sonra bana küser” diyerek, Akyazılı Baba’dan sağdıcına haber verilmesi için izin istedi.

O kutb-u Devran Akyazılı Sultan kaddesallahu: “Ya Kademli! Kerem ehlinin mürüvveti, kerem ehli arasında makbuldür. O olmuşu ve olacağı Hakk bilir, uyduk gerçek imama” diyerek secdeye vararak yere niyaz etti.

Kademli Baba’nın sağdıcı Dursun Baba’ya haber gönderdiler. Dursun Baba gelince de Demir Baba için beşik düğünü yapıldı ve kendisine Demir ismi verildi.

Aradan yıllar geçmişti ki, günlerden bir gün Kademli Baba’dan Akyazılı Sultan’a bir haber geldi: “Akyazılı Babam, tez gelsin, gelirken de dedem oğlu Demir’i de getirsin. Ben artık sizlere misafirim” diyordu.

Akyazılı Baba, Hacı Dede’yi ve Demir’i de alarak kona-göçe 37 saat sonra Kademli Baba’nın meydanına geldiler. Kademli Baba, gelenleri karşıladı ve misafir etti.

Akyazılı Sultan’ın geleceğini duyan Mustafa Baba ve Zâti Efendi ve bu bölgede bulunan pek çok baba, Akyazılı Sultanın geleceğini duyup, kalkıp Kademli Baba’nın hanesine gelmişlerdi.

O gün o mecliste olanlar anlatırlar ki, Akyazılı Baba ile Kademli Baba, karşılıklı oturmuşlar, bir dakika bile gözlerini birbirinden ayırmadan saatlerce oturmuşlar. Kademli Baba, biraz sağa sola bakacak olsa, Akyazılı Sultan derhal gülbanka başlarmış, ve bir dakika dahi onu gözünün önünden ayırmamıştı.

Bir sabah kahvaltı sofrasında Kademli Baba, Akyazılı Sultan’a: “Duydun mu?” dedi. Akyazılı Sultan, “he” der gibi yaptı, fakat çabucak toparladı ve: “Eyvallah anlayamadım, tekrar eder misin” dedi.

O vakit Kademli Baba, güler bir yüzle: “Er gafil olmaz, ikrara Hü.. diyelim babacığım” deyip şu mısraları söylemeye başladı.

 

GEÇİLMEZ

 

Nesin meth edeyim Babadağı’nın

Evvel Baharı cennetten seçilmez

Dudusu, kumrusu dost deyip öter

Bülbülünün figanından geçilmez.

 

 

Tel ibrişim gönül birliğin bilmez

Gör ne bahar oldu yazdan seçilmez

Dünyaya gelip bana eyvallah dese

Dostum gelmeyince gönlüm açılmaz

Kuşlar gelir ferah olur yavrudan

Karanlık geçmeden fevvan seçilmez

Resül Hazretine bergüzar gelmiş

Vakti gelmeyince gülü açılmaz.

Misk amber kokulu sümbül menekşe

Eylik garip düşer kadri bilinmez

Deli Dursun medfun olmuş ilinde

Baba derler adla gayri anılmaz.

Deli Dursun medfun Babadağında

Yeşil hulle giyer, lâleli dağları gökten geçilmez.

 

Kademli Baba bu beyitleri söyledikten sonra: “İkrara Hü… diyelim babacığım” dedi. O vakit Akyazılı Baba Sultan: “Doymadım, kişi her şeye doyar, fakat iyilik ile güzel muhabbete doymaz” dedi.

    Kademli Baba: “Ya pirim! İsmaile koç kurban gerek” dedi. Akyazılı Sultan: “Ya dedenizi hiç düşünmezsiniz, hasta mıdır, hoş mudur, dedeniz hiç uyumayacak mı?” deyince, Kademli Baba: “Ya kâni kerem! Sen Hakk aşinası bir velisin, Hak Bektaşisisin, mürüvvet sahibisin, Hakk sendedir” dedi ve şu ayeti okudu:

    Mealen: Uyuyan bizleriz, Adem oğulları uyurlar. Ancak, öldüğünde uyanırlar.      Bunun üzerine Akyazılı Sultan: “Ayrılık, kahır ve keder değil midir?” dedi

    Kademli Baba: “Önemli olan sıratı burada geçmeli değil mi? Eğer vade tamam olmuşsa ölümü beklemek gerekir. İnşallah Allah’u Teala’nın izniyle kerem sahibi pirim asan eyleye” dedi.

    Akyazılı Baba Sultan: “Uğur ola, Hakk ola, sıratın kolay ola, akıbeti emin ve hayır ola” dedi. Bunun üzerine Kademli Baba, vasiyetini yaptı ve orada bulunanlardan helalık istedi.

    Tekkeyi kime bıraktığı sorulduğu zaman da: “Evvel Allah’a, ikinci olarak muhiplere ve Akyazılı Babama emanet ederim” dedi. Daha sonra da kendisi için bir yasin okunmasını istedi. Sağdık geçindiği Mustafa Efendi: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammed’en Abdühü ve Resûlühü” dedi. Mustafa efendi ile birlikte Kademli Baba da söylenenleri tekrarladı ve “kâlu inna ilahi ve innâ ileyhi râciün” hükmüyle canını teslim etti.

    Demir Baba, Kademli Baba’nın kabrini hazırladı, Zâti Efendi kefenini dikti, Yemini Efendi salâsını verdi, Mustafa Efendi yıkadı, Demir Baba’nın babası Hacı Dede suyunu döktü, Mustafa Efendi’nin arzusu üzerine cenaze namazını Akyazılı Baba Sultan kıldırdı ve daha sonra da ebedi istirahatgâhına koydular. Ahret kardeşi de telkinini verdi.

    Söylendiğine göre üç yıl sonra Akyazılı Sultan, Kademli Baba’nın kabri üğzerine bir türbe yapılması için izin vermişti. Kademli Baba’nın türbesi, “Zağra’da” dır.

    O kâni kerem Akyazılı Sultan, Hacı Dede ve Demir Baba’yı yanına alıp önce Tanrı Dağının batısında bulunan Erdağı eteğindeki Ab-ı Revanı ziyaret ettiler. Daha sonra Hüssem Şah Gani’ye, yani Otman Baba Dergâhına uğrayıp ziyaret ettiler. Oradan ayrılıp Mustafa Baba Meydanına geldiler ve bir müddet burada misafir oldular. Bu arada Mustafa Baba, Hakk’a yürüdü ve bu dergâhta medfundur. Mustafa Baba’nın kırkından sonra Akyazılı Sultan, Demir Baba’yı yanına çağırıp: “Ne dersin Nur-i Didem, bundan böyle kendi yöremize dönelim mi?” diye sordu.

    Daha sonra da dergâhta bulunan Abdi Dede ile vedalaşıp, oradan ayrılıp, tekrar Otman Baba dergâhına gelip ziyaret ettiler ve oradaki dervişlerle vedalaşıp, Zağra’da bulunan Kademli Baba meydanına geldiler. Bu ziyaret, Akyazılı Sultan’ın, Kademli Baba’nın türbesini son ziyareti oldu. Oradan da ayrılıp, Yol Kovulu Baba’yı ziyaret ettiler. Sırasıyla Hafız Baba’yı, Samed Baba’yı, Dikelli Hüseyin Baba’yı, Tırgoveşti (Eski Cuma) yakınlarında bulunan Kız Ana Sultan’ı, Musa Baba’yı ve Ali bin Tay Hızırı ziyaret ettiler. Oradan da ayrılıp, yine bu bölgede bulunan Turan Baba’ya geldiler. Bu arada Çoban Baba, yanlarına geldi ve Akyazılı Baba Sultan’a: “Ey benim izzetli Sultanım! Bendenizi hiç hatırlar mısınız, hiç anar mısınız” diye sordu.

Akyazılı Sultan: “Elhamdülillah ey oğul! Şu anda size vedaya geldim. Kıbeli’rrahmandan gelirim. Bana olan ahret hakkınızı helal edin” deyip, orada bulunanlarla vedalaştı. Buradan ayrılınca da Sancmaz Hamza’ya uğrayıp onu da selamladılar. Böylece tam beş yıl ziyaret etmekle geçti.

    Nihayet Batova’ya döndüler ve o kâni kerem, kutbü’l aktap, bu âlemden Hakk’a yürüyeceği güne kadar buradan ayrılmadı ve “beni görmek isteyen varsa buraya gelsin” dedi.

 

AKYAZILI BABA SULTAN’IN KUTUPLUĞU DEMİR BABA’YA TESLİM ETMESİ

 

Akyazılı Sultan, Demir Baba’yı hiç yanından ayırmıyordu. Günlerden bir gün Akyazılı Baba, Demir Baba’yı yanına çağırıp: “Demir oğlum, kutbiyetlik postu sana kutlu olsun, al emanetini, bundan böyle Hakk sendedir” demişti.

Bunu duyan Demir Baba, derhal kalkıp, o yüce velinin mübarek elini öpmüş, Akyazılı Baba Sultan da onun başını ve sırtını sıvazlayıp, “kutlu olsun” dedi ve arkasından bir gülbank çekti. Bu olanlardan kısa bir müddet sonra da o yüce veli, Hakk’a yürüdü.

Akyazılı Baba’nın Hakk’a yürüdüğünü duyan tüm muhip ve müridler, toplanıp, o mübarek veliyi defnettiler. Ertersi günü de toplanıp, Akyazılı Baba Sultan için hatimler okudular ve ona olan bağlılıklarını ve görevlerini yerine getirdiler. Sene 1552 Miladi.

Konuyu daha fazla uzatmamak için burada kesiyorum. Demir Baba ile ilgili daha geniş bilgi için Hakkı Baba’nın hazırladığı Demir Baba Velâyetnamesine bakabilirsiniz. 3/Ağustos/2007

 

Hakkı SAYGI   (BABA)

 

[ GERİ DÖN ]

 

 

 

 

 

Tüm Hakları Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'na Aittir.


Literal Web Dizayn
Tasarım Farkı