|

AKYAZILI SULTAN VE DEMİR
BABA
Demir Baba velâyetnamesinde
yer alan bilgilere göre
Kanuni Sultan Süleyman
döneminde Rumeli’de Akyazılı
Baba Sultan adında çok büyük
bir evliya vardı. Bu yüce
Veli, Hicri 901/Miladi 1496
yılında “Akyazılı Sultan”
adıyla bu âleme “Kutb-u
Âlem” oldu. Otman Baba Velâyetnamesinde 1496-1552 yılları arasında
Akyazılı Sultan’ın zamanın
kutbu olduğu yazılıdır.
Akyazılı Sultan hakkında daha geniş bilgi
edinebilmek için şu
aşağıdaki açıklamalara
bakmak gerekir. Bilindiği
gibi Hazret-i Peygamber’in
Hakk’a yürümesiyle birlikte
“nübüvvet” devri sona
ermiş, Hazret-i Ali ile
Velâyet devri başlamıştır.
Bundan dolayı da Hz. Ali’ye
“Şah-ı Velâyet” denilmiştir.
Her dönemde bir velâyet
sahibi, bu cihana “kutup”
olarak gelmiştir. Belirli
zamanlarda pek çok kimse
kutb-u âlem olarak görev
yapmıştır. Böyle olmasına
rağmen ancak elimizde şu
kimseler hakkında bilgi
mevcuttur.
1- Beyazıt-ı Bistami
2- Şibli
3- Hallac-ı Mansur
4- Zünnun Mısri
5- Şey Basri
6- Otman Baba: Bu saydığımız
veliler dışında halk
arasında “Otman Baba”
evliyalar arasında ise
“Hüssem Şah Gani” olarak
bilinen o büyük velinin:
Hicri 870/Miladi 1466 ve
Hicri 883/Miladi 1478
yılları arasında bu cihana
kutup olarak hükmettiğini,
Otman Baba Velâyetnamesinden
öğreniyoruz.
7- Akyazılı Sultan:
Otman Baba’nın Hakk’a
yürümesinden sonra
“İbrahim-i Sani”, 18 yıl
sonra yani; Hicri 901/
Miladi 1496 yılında
“Akyazılı Sultan” adıyla, bu
âleme “kutb-u âlem” oldu.
Akyazılı Sultan, 1496-1552
yılları arasında kutup
olarak görev yapmıştır.
8- Demir Baba: Akyazılı
Sultan’ın Hakk’a
yürümesinden sonra Demir
Baba, 1552 yılında kutupluk
makamına gelmiştir ve Miladi
1552-1650- yılları arasında
zamanın kutb-u olduğu
bilinmektedir.
Demir Baba
Velâyetnamesinde yazıldığına
göre Akyazılı Baba’nın “Hacı
Ali Dede” adında bir
“Abdalı” vardı. Abdal, dünya
işleri ile ilgisini kesen,
masivadan, yani dünya
nimetlerinden elini eteğini
çeken kimsedir. Bu abdala
kısaca “Hacı Dede” derlerdi.
Akyazılı Baba nereye gitse,
Hacı Dede’yi yanından
ayırmazı. Akyazılı Baba, ona
“Benim Rum Abdalım” derdi ve
kendisini çok hoş tutardı.
Hacı Dede, genellikle
Akyazılı Sultanı, sırtında
taşırdı. Akyazılı Sultan,
Bağdat diyarına, Alman ve
Budin yörelerine yaptığı tüm
seyahatlerinde, hiçbir zaman
Hacı Dede’yi yanından
ayırmamıştır. Bu yolculuklar
esnasında Hacı Dede zaman
zaman Akyazılı Baba’yı
sırtında taşırdı ve bu
hizmetinden dolayı mutlu
olurdu.
Günlerden bir gün o kâni
velayet Akyazılı Sultan:
“Gel ya Hacı!” diye onu
çağırdı. Hacı Dede, o
Kutbü’l Aktabı taşımak için,
hemen arkalığını alıp pirin
huzuruna geldi ve “buyur
sultanım” dedi.
O yüce veli: “Hacı Dede! Şu
anda gökte bir melek, sana
sesleniyor, duyuyor musun?”
diye sordu.
Hacı Dede: “Hayır Sultanım
duymuyorum, ne diye
çağırıyor?” diye sordu
O kani kerem Akyazılı Baba:
“Hakk Tealâ, gök yüzünde bir
melek yaratmış ve bu melek,
herkes ehlini bulup alsın
diye seslenir durur. Şimdi
de ehlini bulup alsın diye
sana sesleniyor” diye cevap
verdi. Arkasından da şöyle
devam etti: “Ya Hacı! Zamanı
geldi artık, gel sen de
ehlini bulup evlenip bir
yuva kur” dedi.
Hacı Dede: “Nasıl olur
Sultanım! Ben yaşlı bir
ihtiyarım, bundan sonra
evlilik benim neyime, ben
evlenip karı kahrı çekemem.
En önemlisi de bir karı için
ben pirimi terk edemem, aman
mürüvvet ya erenler, ya
pirim!” diyerek Akyazılı
Sultan’ın önünde secdeye
kapanıp yalvarmaya başladı.
O vakit Akyazılı Baba:
“”Ya Hacı! İhtiyarlık senin
elinde olmayan bir şeydir,
sen kendini yaratmaya kadir
misin? Sen ne diyorsun ey
âşık? Sen beni sevmiyor ve
sözümü dinlemeyecek misin? “
diye sitemde bulundu.
Hacı Dede: “Eyvallah
babacığım, eyvallah pirim,
senin yoluna ve emrine
boynum kıldan incedir, size
karşı gelmek benim ne
haddime. Sizin yolunuzda
canımı, başımı terk ederim.
Ben arı-namusu yutmuşum ve
bu dünya lezzetinden elimi
eteğimi çekmişim. Ben Hakk
için çalışırken, bırakayım
da dünya lezzeti için mi
çalışayım, korkum bundandır.
Amma, yine de asla pirimin
yoluna ve emrine karşı
gelemem” dedi.
O zaman o kutb’ül âlem
Akyazılı Sultan: “Benim
sülüküm ve tarikim, Allah’ın
rızası değil mi? Ya bizim
atalarımız Hakk uğruna
canlarını vermediler mi?
Mümin olan ölmez, sadece
dünmyayı değiştirir”
diyerek, Hacı Dede’nin
gözlerinin içine dikkatle
baktı. O vakir Hacı Dede:
“”Eyvallah pirim, eyvallah
pirim” diyerek, Akyazılı
Baba’nın önünde tekrar
niyaza vardı.
Akyazılı Baba: “Ya Hacı!
Sen benim dış görünüşümü
tanıyorsun. Benim iç yüzümü
tanıyabildin mi? Şu anda
bana dikkatlice bak ve benim
iç yüzümü görmeye çalış”
dedi.
Orada bulunan Hacı Dede
de dahil tüm abdallar ve
hazır bulunan canlar,
Akyazılı Baba’nın yüzüne
bakıp: “Allahümme salli alâ
seyyidina ve nebbiyina
Muhammed’in ve alâ âl-i
Muhammed” diyerek salavât
getirdiler. Dikkatle pirin
yüzüne baktıkları zaman,
onun yüzünde bir nurun
parladığını ve bu nurda da
Kudretullahı, yani Hakk’ın
cemalini gördüler.
Akyazılı Sultan: “Ya
Hacı! Nasıl bir şey
görebildin mi” diye sordu.
Hacı Dede: “Beynehu
beynallah manası üzere benim
istihkakım bu kadardır. Ben
seni ancak bu kadar fark
edebildim, daha fazlası için
size duacıyım” dedi.
O vakit o kâni kerem
Akyazılı Baba: “Zâtı bilmek
için anlamak gerek, anlamak
için de dinlemek gerektir.
Eğer sen evlenmezsen, “Kara
Demir” nereden dünyaya
gelir?” diye sordu ve daha
sonra Muhammed Mustafa’ya
salât ve selâm ettikten
sonra, bir sofra
hazırlamalarını söyledi.
Derhal bir sofra
hazırladılar ve meydan
taşının üzerine koydular.
Hacı Dede, bu sofrayı alıp
pirin huzurunda dâr-ı Mansur
olup, peymençeye durdu. O
vakit Akyazılı Sultan: “Kara
Demir’in sofrası dolu ola,
benim Hacım’ın beli pek ola
ve akıbeti hayr ola”
diyerek, bir gülbank çekti.
Arkasından da Hz. Muhammed
ve onun Ehl-i Beyti’ne salât
ve Selâm edildi.
Hacı Dede, “uğur
hayırlığına, pirler keremine
“Hu” deyip oradan ayrıldı.
Orada hazır bulunan
dervişler de: “İnşallah er
gele, bu gitti, bir dahi
gele” diyerek onun arkasında
niyazda bulundular.
Hacı Dede: Batova’dan,
yani Akyazılı Sultan’ın
dergâhından ayrılıp, aynı
gün “Gökçesu Dergâhı’na
vardı. Gökçesu dervişleri ve
halkı, Hacı Dede’yi
karşılayıp, selâm verdiler
ve ona gereken izzet ve
ikramda bulunduktan sonra,
ona bir yer gösterdiler.
Daha sonra Gökçesu
Dergâh’ı dervişleri, Hacı
Dede’ye şöyle seslendiler:
DEDİLER
Kırklar sohbetine vardım
Gelberi ey can dediler
İzzet ile selam verdim
Gir işte meydan dediler.
Kırklar ayağa durdula
Otur deyu yer verdiler
Önüme sofra sediler
Lokmamıza sun dediler.
Kırkların gönlü durudur
Varanın kalbi arıdır
Gelişin kanden beridir
Söyle ey can dediler.
Gördüğünü gözün ile
Ayân etme sözün ile
Andan sonra bizim ile
Olasın mihman dediler.
Kalk bizimle semâ oyna
Silinsin pâk olsun ayna
Kırk yıl kazanda kayna
Daha çiğ bu ten dediler.
Talip ol Hakk hazerine
Düşme dünya mihnetine
Ab-ı Kevser şerbetine
Parmağını ban dediler.
Hatai’yim nedir halin
Hakk’a şükret kaldır elin
Kese gör gıybetten dilin
Cümlesin yeksan dediler.
Gökçesu abdalları, bu değişi okuduktan sonra Hacı
Dede’ye tekrar hoş-beş edip
hal sorduktan sonra: “Ey
pirim! Buraya hangi maksatla
geldiniz, geliş yeriniz
neresidir?” diye sordular.
Hacı Dede: “Ben Akyazılı Sultan’ın bir
bendesiyim ve buraya onun
himmeti ile geldim” dedi.
Hazır bulunanlar: “Gökçe Suya sefa geldin ey
pir! Dedikten sonra Hacı
Dede: “Akyazılı Sultan
Hazretleri, Turan Halife’ye
selâm gönderdi ve bana var
git seni de kendisi gibi
eylesin (yapsın) dedi”
diyerek, Akyazılı Sultan’ın
selâmını söyledi.
Turan Halife: “Benim bir koca karım var,
ikimiz bir olur sana
bakarız” dedi.
Orada hazır bulunanlar Turan
Halife’ye: “Bizlere boş yere
söz söylemek yakışmaz amma,
Allah’ın emriyle, Muhammed
Mustafa’nın kavliyle bir dua
edelim” dediler.
Turan Halife: “Bu dediğiniz çok güzel amma,
ne olur bana müsaade edin ki
pirimin yanına varıp onun
rızasını alayım. O ne himmet
eylerse güzel eyler. Pirimin
himmetine, gerçeklerin
demine Huu” diyerek, oradan
ayrılıp, doğruca Akyazılı
Dergâhı’na gitti. Dergâh’a
varınca doğruca pirin
huzuruna çıkıp, onun mübarek
elini öptü.
Akyazılı Baba Sultan, Turan Halife’yi
karşısında görünce: “Safa
geldin bire Turan Halife! Ne
diye vakit kaybediyorsun?
Ben bir an önce “Demir’in
atası olmak istiyorum.
Hacımı sana gönderdim, oraya
vardı mı? Onu baş-göz ettin
mi? Ben artık yolcuyum,
gidiyorum, Demir tez gelsin
ki emanetleri ona teslim
edeyim. Gel Halili’im gel,
seni seni göreyim ve
imreneyim. Gel Demir’im, bir
an önce gel, emanetini al”
diyerek, Demir Baba’nın
gelmesi için yüksek sesle
dua etti.
Turan Halife Gökçe su Dergâhına varır varmaz,
kızı “Zahide Bacı”yı, Hacı
Ali Dede’ye söz kesip
nişanladılar. Bir haberci
gelip Hacı Dede’ye:
“Akyazılı Baba seni
bekliyor, derhal onun yanına
gideceğiz” dedi ve hep
birlikte Batova’ya dergâha
geldiler. Bu arada Akyazılı
Sultan Dergâhı’nın
abdalları, düğün tedarikine
başlamışlardı. Tüm
hazırlıklar tamam olunca
Akyazılı Baba da olmak üzere
tüm dergâh halkı hep
birlikte
“Kovancılar”a
geldiler.
Bir tarafta düğün hazırlıkları yapılırken,
diğer tarafta da yörenin
tanınmış simaları düğüne
davet ediliyordu. Hacı
Dede’nin düğününe davet
edilenler arasında Otman
Baba’nın Şeyhi Zâti efend ve
türbedarı Abdi Dede, İsa
Dede, Siva’nın valisi
Mustafa efendi ve Hacı
Kademli Baba, Mümin Baba ve
dervişleri ve Hafız-ı kelâm
“Yemini Efendi”,
Dede-i Baba gözcüsü, Yahşi
Baba gözcüsü, bu bölgede
bulunan “Kız Ana Sultan” ve
Kebir ve Sagir Muhammed,
Koca Doğan gözcüsü Dikeli
Hüseyin Baba, Gerlova’da
bulunan Derviş Mehmet’in
evinde toplandılar.
Kademli Baba: “Siz Deli Dursun’u bilir
misiniz? Bizler burada ne
yiyip ne içeceğiz? Düğünde
Hacı Dede’nin semerini mi
yiyeceksiniz? Ya geldiğimiz
gibi dağılıp gidelim veya
yiyecek tedarik edelim”
dedi.
Kademli Baba: “Ya fetha, ya gayret” diyerek
kurban tedariki işini
kendisi yüklendi. Yine kendi
tekke-nişini olan deydi
buğday temini için
görevlendirdi. Dede-i Variz,
Ahmed Baba ve Karakucak
Baba’yı erzak temini için
görevlendirdi. Kırk Namdar’ı
pirinç tedariki ile
görevlendirdi. Mustafa
efendiyi, incir ve üzüm
tedariki için görevlendirdi.
Bir müddet sonra Dursun Zıçmaz, Hamza Baba,
Benli Bali Baba ve iki yüz
asker, Musa Baba Dergâhı’nda
bir araya geldiler.
Dervişler ve Dursun Baba,
toplanan nezirleri kontrol
ettiler. Gelen hediyeler
arasında bin koyun, beş yüz
öküz, ayrıca pirinç, incir
ve üzümden oluşan pek çok
hediye gelmişti.
Daha sonra topluca Göksu Dergâhına gittiler. Bu
arada Akyazılı Sultan,
gelenleri ağırlamak için
onlara karşı çıktı.
Gelenlere sofra serilip
doyuruldu. Bu arada Dursun
Baba ve yanındakiler de
Akyazılı Sultan Dergâhı’nın
dervişlerine yardım
ediyorlardı. Ancak, bu
gelenler arasında Kademli
Baba Sultan yoktu.
Sonradan anlaşıldı ki Kanuni Sultan
Süleyman’ın çocuklarının
Hasekisi, yani çocukların
hizmetine bakan kimse, bir
titreme hastalığına
tutulmuştu. Tüm tedavilere
rağmen hasta bir türlü
iyileşmemişti. Birileri,
Kademli Baba’yı tavsiye
etmişlerdi. Allah’tan ümit
kesilmez deyip, bir de
Kademli Baba’ya göstermeye
karar verdiler. Böylece
Kademli Baba’yı alıp
Edirne’ye getirdiler.
Kademli Baba, gereken
tedaviyi yaptı ve Allah’ın
inayetiyle hasta iyileşti.
Bu gelişmelerden sonra Kademli Baba,
Edirne’den ayrılmak istedi
ise de bırakmadılar, bir
müddet daha kendisini
misafir olarak alıkoydular
ve: “Yeter artık dağlarda
gezdiğin, bundan böyle
bizimle kal, ayrıca
Hünkarımızdan izin olmadan
sen buradan ayrılamazsın”
dediler.
Bunun üzerine Kademli Baba, Hacı Ali Dede’nin
düğününden bahsetti: “Ne
olur beni bu düğünden
alıkoymayın, çünkü benim de
bu düğünde görevlerim var”
dedi.
Bunun üzerine Haseki Kanuni’ye giderek:
“Hünkârım! Kulunuz Kademli
Baba, Akyazılı Baba’nın
abdallarından Hacı Ali
Dede’nin düğününde bulunmak
ister, bu sebepten de
buradan ayrılmak için siz
Hünkârımızdan izin istiyor”
dedi.
Bu haberi duyan Hünkâr, bu düğüne ben de
gideyim diye düşündü ve:
“Derhal o Musa çobanı bana
getirin” dedi. Kademli
Baba’nın gerçek adı “Musa”
idi. Bundan dolayıdır ki
Hünkâr, ona “Musa çoban”
demişti.
Hükârın adamları, Kademli Baba’yı alıp
Hünkâr’a getirdiler. Kademli
Baba, gereken hürmeti
gösterdi ve: “Aman Hünkârım!
Biz ne ettik, kusurumuz
nedir, bizler sık sık hata
yaparız, yine ne kusurumuz
oldu ki beni buraya
getirttiniz” diyerek
bağışlanmak istedi.
Kanuni: “Akyazılı Baba Sultan, beni düğüne
çağırmadı. Sebebini öğrenmek
istedim, söyler misiniz?”
diye sordu.
Kademli Baba: “Ya Hünkârım! Sen bir
Süleymansın, sırtı semerli
bir adamın düğününe, sizin
gibi koskoca bir padişahı,
davet etmek hiç yakışık alır
mı?” diye cevap verdi.
Kanuni, Kademli Baba’nın bu cevabına: “Ha…
ha… şimdi oldu” deyip, beş
deve ile beş kese altın
verip: “Var git o zamanın
kutbu Akyazılı Baba’ma benim
selâmımı söyle, Allah nasip
ederse, inşallah bu deli
Süleyman, Babam’ın
himmetiye o düğüne varırım”
dedi.
Kademli Baba, Hünkârın yanından ayrılıp
gidince, Hükâr, bir başka
kimseyi, onun arkasından
gönderip: “Git bakalım
Kademli Baba, Akyazılı
Sultan’a, benim hakkımda ne
söyleyecek, öğren gel” dedi.
Bu şahıs geri gelip
Kanuni’ye: “Size duacı
olduklarını bildirdiler,
Hünkârım” dedi. Kanuni,
“Daha neler söylediler” diye
tekrar sordu.
Kademli Baba’nın arkasından
giden kimse: “Bir vatandaş
olarak gelirse gelsin dedi”
diye cevap verdi.
O vakit Hükâr: “Hoş ola,
elbette ki varırım” dedi.
Nihayet düğün başlamıştı,
Kademli Baba, düğünün
idarecisi olarak seçildi.
Dursun Baba’yı da Hacı
Dede’ye sağdıç yaptılar. Tay
Hızır ise kız babası olarak
seçildi. Kız Ana Sultan da
gelinin sağdıcı oldu.
Tüm görevliler, işlerini en
iyi bir şekilde yerine
getiriyorlardı. Akyazılı
Baba Sultan ise köşesine
çekilmiş, olanları yakından
takip ediyordu. Kademli
Baba, sık sık Sultan’ın
yanına gelip, tüm olanlardan
onu haberdar ediyordu. Pek
çok konuda da onun bilgisine
baş vuruyordu. Böylece düğün
tam yedi gün yedi gece devam
etti. Bir ara Akyazılı Baba:
“Hünkârımız gelip gitti mi,
yoksa henüz burada mı?” diye
kendi kendine fikir yürüttü.
Bu arada yeni bir misafirin
geldiğini haber verdiler.
Kademli Baba, derhal yeni
geleni karşıladı ve bu
gelenin Kanuni Sultan
Süleyman olduğunu gördü.
Kendisine gereken hürmet ve
saygıyı gösterip, onu konuk
etti.
Kendisini Aseki Ağası olarak
tanıtan Kanuni, üç beş gün
kadar düğünde kaldı,
güreşleri ve koşuları
izledi.
Kademli Baba, Hünkârı hiç
yalnız bırakmadı ve
Kanuni’nin bu düğünde
olduğundan Akyazılı Baba ile
Kademli Baba’dan başka hiç
kimsenin haberi olmadı.
Kanuni Kademli Baba’ya:
“Düğün hediyesi olarak ne
vereyim” diye sordu. Kademli
Baba da: “Bunu Akyazılı
Sultana’a sorayım” diye
cevap verdi ve Aktazılı
Sultana bildirdi.
Akyazılı Sultan, buna razı
olmadı ve Kanuni’ye: “Allah
bilir ya senin verdiklerin
yeter de artar” dedi.
Kademli Baba söze karışıp:
“Yeter, yeter, siz Hz.
Peygamber’in: “Her şeyin
kararı yeğdir” dediğini
duymadın mı?” dedikten sonra
Hünkârı selametle yolcu
ettiler.
Damadın kıza vereceği düğün
hediyeleri para ve diğer
ağırlıklar belirlendikten
sonra Turan kızı İsmihan’ı
(Zâhide), Turan oğlu Hacı
Ali Dede’ye nikahladılar.
Böylece düğün sonra erdi ve
Kademli Baba, gelen tüm
konukları teker teker
selametle uğurladı.
Hacı Dede, baş göz olup
müruvete erdikten sonra eşi
Zâhide Dürdane ile birlikte
önce Kayın Babası olan Turan
Halife’nin elini öptüler,
daha sonra da o kâni kerem
kutbül aktâb Akyazılı Baba
Sultan’ın huzuruna vardılar.
O sırada orada hazır bulunan
tüm cemaat ayağa kalkıp,
saygı ile divan durdular.
Hacı Dede ve gelin, gelip
Akyazılı Baba Sultan’ın
elini öptüler.
Akyazılı Sultan Hacı
Dede’ye: “Nasılsın, halin
hoş mudur” diye sordu.
Hacı Dede de: “Hakk’ın
inayetiyle, Muhammed
Nustafa’nın mucizatı ile ve
sizin yüksek himmetinizle
hoşum Sultanım” dedi.
Akyazılı Sultan geline
hitaben: “Haydi Demir
Baba’nın anası, dedesinin
ayağını yıkasın da görelim
bakalım” dedi.
Kademli Baba, Akyazılı
Baba’nın ayağını tuttu,
Demir Baba’nın anası olacak
olan gelin Zahide de
Akyazılı Baba’nın ayağını
yıkamaya başladı. Ancak, eli
titrediği için başaramadı.
Onun heyecanlandığını gören
gelinin sağdıcı olan “Kız
Ana”, yıkamak istedi, fakat
onun da eli titrediği için o
da yıkayamadı. Bu defa Kız
Ana, su döktü, Kademli Baba,
Akyazılı Sultan’ın ayağını
yıkadı. Demir Baba’nın anası
Zahide de peşkir (havlu)
tutup, ayaklarını kuruladı.
Akyazılı Baba’nın ayaklarını
yıkayamayan Zahide gelin, bu
defa Kademli Baba ile Musa
Baba’nın, yani bu iki pirin
ayaklarını yıkadı, kız ana
da su döktü. Daha sonra da
Demir Baba’nın annesi,
kalkıp bu üç pirin ellerini
öptü ve onların hatırını
sordu.
Kademli Baba, Akyazılı
Sultan’a dönerek: “ Tamam
mı?” dedi. Akyazılı Baba:
“Tamam, tamam” dedi.
Kademli Baba, sarı kıza:
“Tamam kızım” dedi. Zahide
gelin ve Kız Ana Sultan,
yere niyaz edip, kalktılar
ve geri geri çıkıp gittiler.
DEMİR BABA VE DÜNYAYA GELİŞİ
Demir Baba Velâyetnamesinde
bildirildiğine göre
Akyazılı Sultan, Hacı Ali
Dede’yi evlendirip, arkasını
sıvazladı ve daha sonra
kalkıp Karadeniz kenarında
bulunan Batova adıyla anılan
yerdeki “Tekke” ye gittiler.
Tekkeye varıp atından indi
ve atının sırtına elini
koyup, atından helalık
istedi ve: “Var git Kara
Demir’in dünyaya gelişini
bekle. Kırk günde bir de
benim ziyaretime gel ve
sakın beni unutma” diyerek,
atını serbest bıraktı.
Bir müddet sonra Hacı
Dede’nin eşi Zahide, hamile
kaldı. Ayı günü tamam olup
doğum sancıları başladığı
zaman Zahide Durdane Hatun
Hacı Dede’ye: “Var ehlim,
kardeşim Kız Ana Sultana
haber ver gelsin” dedi. Kız
Ana Sultan, haberi alır
almaz, hemen geldi.
Nihayet Zahide Dürdane
Hatun’un hamileliği son güne
gelmiş ve Ramazan ayı
içersinde bir cumartesi günü
o kâni kerem Demir Baba
Sultan, dünyaya gün gibi
doğdu. Demir Baba’yı,
kundaklayıp yatırdılar.
Etrafa müjdeciler
gönderildi. Hacı Dede’yi,
Akyazılı Sultan’a
gönderdiler. Kız Ana’nın
yavuklusu Derviş Salih’i,
Kademli Baba Sultan’a
gönderdiler. Haber
verilenler arasından en önce
Akyazılı Baba Sultan
geldi.
Akyazılı Baba Sultan
gelince, Güç Bey Dede, Demir
Baba’yı kucağına alıp,
Akyazılı Sultan’ın kucağına
verdi. Akyazılı Baba,
“Kaddesallahu sırrehü’l-aziz
nur-ı didem gurreteyn” deyip
birkaç defa atıp tuttuktan
sonra Güç Bey Dede’ye
dönerek: “Bu oğlan senin
neyin oluyor?” diye sordu.
Güç Bey Dede: “Dedem
oğludur, Tarikat kavlince
amcamdır” dedi. Orada hazır
bulunan Akyazılı dervişleri
hep bir ağızdan: “Dedem
oğludur” dediler. Bu arada
Kademli Baba da gelmişti.
Kademli Baba’yı, Akyazılı
Sultan karşılayıp konuk etti
ve hal hatırdan sonra Demir
Baba’yı Kademli Baba’nın
kucağına verdiler. Kademli
Baba, “Demir isminin
sadasıyla dünyayı doldurdu.
Siz bunu işittiniz mi?” diye
Akyazılı Baba’ya sordu.
Kademli Baba: “Hakikatli
kötü dost, insanın kendi
akrabasından daha ileridir.
Sağdıcıma da haber verin,
sonra bana küser” diyerek,
Akyazılı Baba’dan sağdıcına
haber verilmesi için izin
istedi.
O kutb-u Devran Akyazılı
Sultan kaddesallahu: “Ya
Kademli! Kerem ehlinin
mürüvveti, kerem ehli
arasında makbuldür. O olmuşu
ve olacağı Hakk bilir, uyduk
gerçek imama” diyerek
secdeye vararak yere niyaz
etti.
Kademli Baba’nın sağdıcı
Dursun Baba’ya haber
gönderdiler. Dursun Baba
gelince de Demir Baba için
beşik düğünü yapıldı ve
kendisine Demir ismi
verildi.
Aradan yıllar geçmişti ki,
günlerden bir gün Kademli
Baba’dan Akyazılı Sultan’a
bir haber geldi: “Akyazılı
Babam, tez gelsin, gelirken
de dedem oğlu Demir’i de
getirsin. Ben artık sizlere
misafirim” diyordu.
Akyazılı Baba, Hacı Dede’yi
ve Demir’i de alarak
kona-göçe 37 saat sonra
Kademli Baba’nın meydanına
geldiler. Kademli Baba,
gelenleri karşıladı ve
misafir etti.
Akyazılı Sultan’ın
geleceğini duyan Mustafa
Baba ve Zâti Efendi ve bu
bölgede bulunan pek çok
baba, Akyazılı Sultanın
geleceğini duyup, kalkıp
Kademli Baba’nın hanesine
gelmişlerdi.
O gün o mecliste olanlar
anlatırlar ki, Akyazılı Baba
ile Kademli Baba, karşılıklı
oturmuşlar, bir dakika bile
gözlerini birbirinden
ayırmadan saatlerce
oturmuşlar. Kademli Baba,
biraz sağa sola bakacak
olsa, Akyazılı Sultan derhal
gülbanka başlarmış, ve bir
dakika dahi onu gözünün
önünden ayırmamıştı.
Bir sabah kahvaltı
sofrasında Kademli Baba,
Akyazılı Sultan’a: “Duydun
mu?” dedi. Akyazılı Sultan,
“he” der gibi yaptı, fakat
çabucak toparladı ve:
“Eyvallah anlayamadım,
tekrar eder misin” dedi.
O vakit Kademli Baba, güler
bir yüzle: “Er gafil olmaz,
ikrara Hü.. diyelim
babacığım” deyip şu
mısraları söylemeye başladı.
GEÇİLMEZ
Nesin meth edeyim
Babadağı’nın
Evvel Baharı cennetten
seçilmez
Dudusu, kumrusu dost deyip
öter
Bülbülünün figanından
geçilmez.
Tel ibrişim gönül birliğin bilmez
Gör ne bahar oldu yazdan seçilmez
Dünyaya gelip bana eyvallah
dese
Dostum gelmeyince gönlüm
açılmaz
Kuşlar gelir ferah olur yavrudan
Karanlık geçmeden fevvan seçilmez
Resül Hazretine bergüzar
gelmiş
Vakti gelmeyince gülü
açılmaz.
Misk amber kokulu sümbül menekşe
Eylik garip düşer kadri bilinmez
Deli Dursun medfun olmuş
ilinde
Baba derler adla gayri
anılmaz.
Deli Dursun medfun Babadağında
Yeşil hulle giyer, lâleli dağları gökten
geçilmez.
Kademli Baba bu beyitleri söyledikten sonra:
“İkrara Hü… diyelim
babacığım” dedi. O vakit
Akyazılı Baba Sultan:
“Doymadım, kişi her şeye
doyar, fakat iyilik ile
güzel muhabbete doymaz”
dedi.
Kademli Baba: “Ya pirim! İsmaile koç kurban
gerek” dedi. Akyazılı
Sultan: “Ya dedenizi hiç
düşünmezsiniz, hasta mıdır,
hoş mudur, dedeniz hiç
uyumayacak mı?” deyince,
Kademli Baba: “Ya kâni
kerem! Sen Hakk aşinası bir
velisin, Hak Bektaşisisin,
mürüvvet sahibisin, Hakk
sendedir” dedi ve şu ayeti
okudu:
Mealen: Uyuyan bizleriz, Adem oğulları
uyurlar. Ancak, öldüğünde
uyanırlar. Bunun
üzerine Akyazılı Sultan:
“Ayrılık, kahır ve keder
değil midir?” dedi
Kademli Baba: “Önemli olan sıratı burada
geçmeli değil mi? Eğer vade
tamam olmuşsa ölümü beklemek
gerekir. İnşallah Allah’u
Teala’nın izniyle kerem
sahibi pirim asan eyleye”
dedi.
Akyazılı Baba Sultan: “Uğur ola, Hakk ola,
sıratın kolay ola, akıbeti
emin ve hayır ola” dedi.
Bunun üzerine Kademli Baba,
vasiyetini yaptı ve orada
bulunanlardan helalık
istedi.
Tekkeyi kime bıraktığı sorulduğu zaman da:
“Evvel Allah’a, ikinci
olarak muhiplere ve Akyazılı
Babama emanet ederim” dedi.
Daha sonra da kendisi için
bir yasin okunmasını istedi.
Sağdık geçindiği Mustafa
Efendi: “Eşhedü en lâ ilâhe
illallah ve eşhedü enne
Muhammed’en Abdühü ve
Resûlühü” dedi. Mustafa
efendi ile birlikte Kademli
Baba da söylenenleri
tekrarladı ve “kâlu inna
ilahi ve innâ ileyhi râciün”
hükmüyle canını teslim etti.
Demir Baba, Kademli Baba’nın kabrini
hazırladı, Zâti Efendi
kefenini dikti, Yemini
Efendi salâsını verdi,
Mustafa Efendi yıkadı, Demir
Baba’nın babası Hacı Dede
suyunu döktü, Mustafa
Efendi’nin arzusu üzerine
cenaze namazını Akyazılı
Baba Sultan kıldırdı ve daha
sonra da ebedi
istirahatgâhına koydular.
Ahret kardeşi de telkinini
verdi.
Söylendiğine göre üç yıl sonra Akyazılı
Sultan, Kademli Baba’nın
kabri üğzerine bir türbe
yapılması için izin
vermişti. Kademli Baba’nın
türbesi, “Zağra’da” dır.
O kâni kerem Akyazılı Sultan, Hacı Dede ve
Demir Baba’yı yanına alıp
önce Tanrı Dağının batısında
bulunan Erdağı eteğindeki
Ab-ı Revanı ziyaret ettiler.
Daha sonra Hüssem Şah
Gani’ye, yani Otman Baba
Dergâhına uğrayıp ziyaret
ettiler. Oradan ayrılıp
Mustafa Baba Meydanına
geldiler ve bir müddet
burada misafir oldular. Bu
arada Mustafa Baba, Hakk’a
yürüdü ve bu dergâhta
medfundur. Mustafa Baba’nın
kırkından sonra Akyazılı
Sultan, Demir Baba’yı yanına
çağırıp: “Ne dersin Nur-i
Didem, bundan böyle kendi
yöremize dönelim mi?” diye
sordu.
Daha sonra da dergâhta bulunan Abdi Dede ile
vedalaşıp, oradan ayrılıp,
tekrar Otman Baba dergâhına
gelip ziyaret ettiler ve
oradaki dervişlerle
vedalaşıp, Zağra’da bulunan
Kademli Baba meydanına
geldiler. Bu ziyaret,
Akyazılı Sultan’ın, Kademli
Baba’nın türbesini son
ziyareti oldu. Oradan da
ayrılıp, Yol Kovulu Baba’yı
ziyaret ettiler. Sırasıyla
Hafız Baba’yı, Samed
Baba’yı, Dikelli Hüseyin
Baba’yı, Tırgoveşti (Eski
Cuma) yakınlarında bulunan
Kız Ana Sultan’ı, Musa
Baba’yı ve Ali bin Tay
Hızırı ziyaret ettiler.
Oradan da ayrılıp, yine bu
bölgede bulunan Turan
Baba’ya geldiler. Bu arada
Çoban Baba, yanlarına geldi
ve Akyazılı Baba Sultan’a:
“Ey benim izzetli Sultanım!
Bendenizi hiç hatırlar
mısınız, hiç anar mısınız”
diye sordu.
Akyazılı Sultan: “Elhamdülillah ey oğul! Şu anda
size vedaya geldim.
Kıbeli’rrahmandan gelirim.
Bana olan ahret hakkınızı
helal edin” deyip, orada
bulunanlarla vedalaştı.
Buradan ayrılınca da Sancmaz
Hamza’ya uğrayıp onu da
selamladılar. Böylece tam
beş yıl ziyaret etmekle
geçti.
Nihayet Batova’ya döndüler ve o kâni kerem,
kutbü’l aktap, bu âlemden
Hakk’a yürüyeceği güne kadar
buradan ayrılmadı ve “beni
görmek isteyen varsa buraya
gelsin” dedi.
AKYAZILI BABA SULTAN’IN
KUTUPLUĞU DEMİR BABA’YA
TESLİM ETMESİ
Akyazılı Sultan, Demir
Baba’yı hiç yanından
ayırmıyordu. Günlerden bir
gün Akyazılı Baba, Demir
Baba’yı yanına çağırıp:
“Demir oğlum, kutbiyetlik
postu sana kutlu olsun, al
emanetini, bundan böyle Hakk
sendedir” demişti.
Bunu duyan Demir Baba,
derhal kalkıp, o yüce
velinin mübarek elini öpmüş,
Akyazılı Baba Sultan da onun
başını ve sırtını
sıvazlayıp, “kutlu olsun”
dedi ve arkasından bir
gülbank çekti. Bu olanlardan
kısa bir müddet sonra da o
yüce veli, Hakk’a yürüdü.
Akyazılı Baba’nın Hakk’a
yürüdüğünü duyan tüm muhip
ve müridler, toplanıp, o
mübarek veliyi defnettiler.
Ertersi günü de toplanıp,
Akyazılı Baba Sultan için
hatimler okudular ve ona
olan bağlılıklarını ve
görevlerini yerine
getirdiler. Sene 1552
Miladi.
Konuyu daha fazla uzatmamak
için burada kesiyorum. Demir
Baba ile ilgili daha geniş
bilgi için Hakkı Baba’nın
hazırladığı Demir Baba
Velâyetnamesine
bakabilirsiniz.
3/Ağustos/2007
Hakkı SAYGI (BABA)
[
GERİ DÖN
]
|