Orucun Arapçada
kelime anlamı, “Savm
ve siyam” olarak
geçer.
Savm; Hareketsiz
kalmak, susmak
anlamındadır.
Hz. Meryem ana,
çocuğunu babasız
dünyaya getirince
ilahi bir ses ona, “Sus”
der. O da susar
kimseyle konuşmaz.
İslam Ansiklopedisi,
Kur’anda, Meryem
Suresinde bir sesin
Meryem’e;
“Ben acıyana savm
adadım, bu gün
kimseyle konuşmam.”
Kur’an, savm
kelimesinin, oruç
tutmak ve susmak
anlamın da iki
şekilde
kullanıldığına
işaret etmektedir.
Ansiklopedi, susmak
ve oruç tutmak
kelimeleri arasında
bir bağ olduğunu
vurguluyor ve
belirtiyor.
Kur’an;
“Oruç, sizden
öncekilere farz
kılındığı gibi,
sizin de üzerinize
farz kılındı.
Bu sayede
korunmanız
umulmaktadır”
Ayetten de
anlaşılacağı gibi
İslam’ın kutsal
kitabı Kur’an, Hz.
Muhammed’e gelmeden
önce, ki (Hz.
Adem’den, Hz.
Hatem’e kadar)
peygamberler de oruç
tuttuklarını
belirtiyor.
Tuttuklarına göre
hangi orucu
tutmuşlardır?
İslam’dan önce
orucun var olduğu
ayetten de
anlaşılmaktadır.
Hz. Adem’den beri
oruç vardı. Dünyanın
bütün büyük
dinlerinde, belirli
kutsal zamanlar
sırasın da, ya da
öncesinde veya özel
nedenlerle oruç
tutuluyordu. Bütün
tarihi kaynaklar,
oruç adetinin
insanlığın eski bir
geleneği olduğunda
birleşiyor.
Bizim konumuz
İslam’da oruç
olduğuna göre onu
irdeleyeceğiz.
Ayette de görüldügü
gibi oruçtan amaç
kötülüklerden
korunmak, nefsi
terbiye etmek, iyi
ahlaklı bir insan
olmaktır. Tanrı boş
yere insanları aç
bırakıp
cezalandırmaz.
Orucun gerçek anlamı
kötülüklerden uzak
durup, iyi ahlaklı
olup tanrının
buyruğunu yerine
getirip olgun insan
yani “insan-ı kamil”
olmaktır. Bütün
ibadetlerden amaç
insanın gerçek
anlamda kendini
bilen “insan”
olmasıdır.
Kur’an’da oruç,
vacip ve farz olmak
üzere ikiye ayrılır:
Farz olan: bütün
İslam alemine
bildirilen oruçtur.
Vacip olan: bir
dileğin yerine
gelmesi veya işlenen
bir suça tevbe etmek
için tutulan “Nezir
orucu”dur.
Bu tutulan oruçların
iki yönü vardır;
Zahir ve batın.
Zahiri yönü:
Allah’a şükretmek,
ola ki nefis aç
kalınca yoksul,
yetim, çaresiz ve
sağlığı kendisini
geçindirmeye
yetmeyen
insanlarımızın
çaresizliklerini, ve
sıkıntılarını
hissedip, merhamet
duyguları gelişip,
vicdan muhakemesi
çalışır, bu çaresiz
insanlara yardım
elini uzatılır.
Batini yönü:
Gerçek müminin orucu
ise senede 365
gündür. O kişi
yaşamı boyunca halk
için çalışır,
paylaşımcıdır,
komşusu aç iken o
tok gezemez.
İnsanlar sefalette
iken o saltanatta
olamaz. O gerçek
mümindir ki, sadece
nefsini değil, yani
midesini değil,
bütün uzuvlarını
harama bağlı tutar.
“Şeriatın
emrettiği zahiri
orucun yanında
ayrıca tarikat ve
hakikat oruçları da
vardır”
Zahiri oruç:
gündüzleri yemekten
ve içmekten
kesilmektir. Ramazan
ayında tutulur.
Hakikat orucu:
Ömür boyu devam
eder. Oruçlu, gece
gündüz bütün
azalarını kötü
duygulardan muhafaza
etmek
mecburiyetindedir.
Gıybet etmez, hiç
bir fenalık
düşünmez, kimseye
zulmetmez, dövmez,
sövmez, duygularını
kötüye kullanmaz.
Duygularını kötülüğe
kullandığı anda,
fiilen yapmasa da
orucu bozulmuş olur.
İşte asıl oruç
budur. Peygamber
efendimiz buyuruyor
ki:
“Nice oruçlular
vardır ki,
oruçlarından onlara
sadece bir açlık
kalmıştır.”(İbn-i
Mace)
Bu Hadis-i Şerif’ten
anlaşılıyor ki, bir
çok oruçlular iftar
ediyorlar farkında
değiller, hem de
oruç tuttuklarını
zannediyorlar.
Görünüşte yemeyip,
içmeyip oruç
tutuyorlar, ama
yaptıkları
hareketler hiç de
bir oruçlunun
hareketine
benzemiyor.
Dolayısıyla bir çok
iftar edenler de
vardır ki
oruçludurlar,
oruçları
bozulmamıştır.
Niyetleri daima
istikamet üzerinde
bulunur, kötü duygu
ve düşüncelerden
kendilerini
alıkoymuşlardır,
istedikleri gibi
hareket edemezler,
istediklerini yiyip
içemezler.
Hadis-i Kudsi’de “oruç
benim içindir,
mükafatını ben
veririm” diye
bildirilen oruç bu
oruçtur.
Hakikat orucu:
Hazret-i Allah’ın
muhabbetini sırda
muhafaza etmektir.
Cenab-ı Hakk’ı
görmek sır gözü
iledir, yoksa baş
gözü ile görülmez. O
muhabbet çıkıp başka
muhabbet girdiği
zaman, hakikat
ehlinin orucu
bozulmuş olur. Onu
kaza edecek ki, yani
istiğfar edip aynı
muhabbeti duyacak
ki, orucu devam
edebilsin. Çünkü o
insanları Hazret-i
Allah kendisi için
halk etmiştir.
Hadis-i Kudsi’de “İnsan
benim sırrımdır, ben
de insanın sırrıyım”
diye buyuruyor. Hz.
Mevlana’da bir coşku
halindeyken; “Söyletmeyin
bana insanın ne
olduğunu. Söylersem
sizde yanarsınız
bende yanarım.”
Onlar daima Hakk
iledir. Dolayısıyla
Hazret-i Allah o
kullarının başka bir
şeyle meşgul
olmasını da istemez.
İşte Allah’ın
“dosdoğru yolu”nda
olan kamil insanlar
bunlardır..
Bunların orucu da
hakikat orucudur.
ORUÇ NİÇİN TUTULUR
Allah, irade
sıfatını yalnız
insanlara
bahşetmiştir. İşte
oruç iradenin
imtihanıdır.
Kiminle? kendi
kendinle, hiç bir
şeyle uslanmayan
nefsin, oruç ile
ıslahıdır. Çünkü
açlık had safhada
iken yememek,
içmemek, iyilik için
nefsin dizginlerini
çekip iradeyi
kullanmaktır, yani
vücuda aklın
hükmüdür. Kendi
bedenine sözünün
geçmesidir.
Oruç, Allah ile kul
arasındadır. Tamamen
kendi rızalığı ve
kendi iradesi
altındadır. Yeter ki
oruç denilen bu
muazzam bedeni
İbadet şuurlu olarak
aşkla yapılsın. Eğer
birilerine görünmek
adet yerini alsın
diye yapılıyorsa,
yani ruhu manası
gayesi anlaşılmadan
yapılıyorsa, gayeye
hizmetten uzak olur.
Oruç, yalnız aç
kalmak değil, aynı
zamanda açı arayıp
onu doyurmanın da
adıdır.
Oruç, dili ile gönül
kırıyorsa, eli ile
yanlış yapıyorsa,
ayağı ile yanlışa
gidiyorsa, günlerce
aç kalsa da, amaca
ulaşamaz.
Hz. Peygamberimiz
de, “Birçok insan
vardır ki, bu
zavallıların alacağı
sevap, aç ve susuz
kalmaktan ibarettir”
diye buyurmasının
gerçeği budur.
Oruç, tüm
uzuvlarımızla Allah
rızasına
tutulmalıdır.
ORUÇ NASIL
TUTULMALIDIR
Oruç, Beden orucu
olmalıdır.
Gözün orucu,
gafletten men
olunmasıdır.
Dilin orucu,
yalandan, gıybetten,
dedikodudan
uzaklaşmasıdır.
Kulağın orucu,
yasaklanmış şeyleri
işitmemektir.
Nefsin orucu, hırs
ve şehvetten
kendisini
korumasıdır.
Kalbin orucu, bütün
nefsani duygulardan
arınıp beşeri
sevgiden
uzaklaşmaktır.
Ruhun orucu, dünya
malına tamah
etmemektir.
Sırrın orucu,
Hakk’tan gayrisini
görmemektir.
Batındaki oruç,
kalbe, ruha,
sırra’dır.
Oruç; bütün vücudun
azalarıyla
tutulmalıdır. Oruç
tutuyor görüneceksin
yalan söyleyeceksin,
küfür içinde
olacaksın, başkaları
da niçin benim gibi
oruç tutmuyor diye
cana kıyacaksın ve
sonunda oruç tuttum
Allah kabul eyler
diyeceksin. Böyle
orucu Allah kabul
eder mi? Oruç tutan
insan kalp kırmak
değil, kırılan kalbi
tamir etmektir.
Oruçluyum diye ona
buna saldırmak
değil, örnek insan,
yani kamil insan
olmaktır.
İnsanları sevmek,
bağışlamak, acımak
ve yardım etmektir.
Allah katında da bu
değil midir? Cenabı
Allah “Oruçlunun
ağız kokusunu
severim” diye
buyuruyor. Bu koku,
çirkin açlık kokusu
mudur? Hayır, ya
nedir? O oruçlu
ağızda hile
bulunmaz, yalan
ağzın yanına gelmez,
kimseyi aldatamaz.
Çünkü, Kainatta
Allahsız bir zerre
görmez ki! Nasıl
aldatabilir ki!
Hakk aşığı da ne
güzel söylemiş;
“Sevap istersen
öldür yalanı
Cennet
istersen incitme
canı.”
Öyleyse kötülükle
karşılaştığımız
zaman kendi
kendimize, dikkat et
oruçlusun, yani
Allah’ın sıfatısın.
Ayıpları
görmeyeceksin,
örteceksin,
kötülükleri iyilikle
karşılayıp,
güzelliğin ne
olduğunu
göstereceksin, işte
oruç budur.
Düşününüz, hayvanı
bir yere bağlayıp
yiyecek vermeyip aç
bırakırsan, bu oruç
mudur? Hayır, oruç
aşkla, şevkle ve
şuurlu tutulmanın
adıdır. Midenin
açlığı değildir.
Hz.İmam Ali şöyle
buyuruyor;
“Bedenin
orucu, irade ve
ihtiyatla azaptan
korkup sevaba
girmeyi, ecre
(sevap) nail olmayı
dileyerek yemekten
kesilmektir. Nefsin
orucu, beş duyguyu
öbür suçlardan
çekmek, kalbi de
bütün şer
sebeplerinden
ayırmaktır. Kalbin
orucu dilin
orucundan, dilin
orucu ise, midenin
orucundan hayırlıdır.”
Şahların şahı da
bütün uzuvlarımızla
oruçlu olmamızı
istiyor.
Bir atasözümüzde
şöyle der; “Mümin
korumalı nefsini
kibirden / Ağzını
küfürden, gönlünü
kirden.”
Evet önemli olan
kinden kibirden,
şehvetten, buğuzdan,
azgınlıktan,
cürümden, haramdan
kısaca bütün
kötülüklerden
arınmaktır oruç.
Hz.İmam Ali
efendimiz, “Bir
bölük halk, sevap
için Allah’a kulluk
ederler, bu kulluk
tacirlerin kulluğu,
bir bölükte Allah’a
korkarak ibadet
eder, bu kölenin
ibadetidir. Bir
bölükse Allah’a
şükrederek kulluk
eder, işte hür
kişilerin kulluğu
budur.”
Oruçda bir ibadet
olduğuna göre
tacirlerin,
kölelerin ibadeti
gibi değil, özgür
iradeyle, aşkla,
sevgiyle tutulan
orucun, yapılan
ibadetin makbul
olduğunun altını
çizmektedir.
Oruç iki türlü
tutulur;
Bedenin orucu; irade
ve ihtiyatla azaptan
korkup, sevaba
girmeyi ecre nail
olmayı, dileyerek
yemekten
kesilmektir.
Nefsin orucu; beş
duyguyu öbür
suçlardan çekip,
kalbi de bütün şer
sebeplerden
ayırmaktır.
ORUÇ’UN HİKMETLERİ
Orucun batini
anlamdaki hikmetleri
de şöyledir;
Birinci hikmet:
Oruç tutan kendini
kontrol ederek,
iradeye ve nefse
sahip olarak düzgün
insan olmanın
seyrini yapar.
Allah’ın ahlakıyla
bezenir, eline,
beline, diline sahip
olur.
İkinci hikmet:
Oruçlu insan bir şey
yapmış olmanın
rahatlığıyla
gönlünde huzur
bulur. Huzur demek
ise, Allah’la
muhabbet etmektir.
Hakk aşığı şöyle
der;
“Muhabbetle bulanlar
buldu Hakk’ı
Muhabbetsiz kulun
Hakk’ta ne var
hakkı.”
Oruçta kıble:
“Her
nereye dönersen
Allah’ın cemalini
görürsün”
Her tarafı kıble
edip ibadet halinde
olursun, yön ve
şekilden uzaklaşıp
yeryüzünü mabet
edinmektir.
Üçüncü hikmet:
Aç olan insan aç
olanın halinden
anlar. Açlığını
yüreğinde hisseder,
yardım eder, aç
doyurur, lokmasını
paylaşır, yaratanına
aç olanlar için
yalvarır.
Peygamberimiz de;
“Komşunuz aç iken,
siz tok olup gerçek
mümin olamazsınız”
diye buyuruyor.
Cömertlik aşık
olanlara mahsustur.
Bu hikmetin farkına
varır. Allah
cömerttir, cömert
olanı da sever,
deyip cömertlerle
birlikte cömertlik
makamının sırrına
vakıf olmaktır..
Dördüncü hikmet:
Kazancınız yani
ekmeğiniz, tuzunuz
helal olmalıdır.
Helalından kazanmak
lazımdır, kul hakkı
yememek lazımdır. Aç
kalarak, kul
hakkının ne kadar
önemli olduğunun
bilincine varıp,
başkalarının
açlığının sırrına
ermektir. Yüce
peygamberimiz;
“Nefsini bilen,
Rabbini bilir,” diye
buyurmasının hikmeti
budur.
Beşinci hikmet:
Hakiki oruçlu insan,
kınından sıyrılan
bir “İnsan-ı
kamil”dir. o makamda
yapılan ibadet
“Amel” olup Hakk’ın
dergahına yazılır.
MUHARREM ORUCU
Kur’anda oruçla
ilgili ayetleri ana
başlıklarıyla
açıklayacak olursak;
“Hastalık, yada
yolculuk sebebiyle
oruç tutamayanlar,
tutamadıkları
günlerin sayısı
kadar başka günlerde
oruç tutarlar”
“Kuran’da hacla
ilgili bazı
eksikliklerde orucun
fidye olarak
tutulması”
“Yanlışlıkla ölüme
sebebiyet verip,
köle affetme
cezasını yerine
getirmeyenlerin, iki
ay kesintisiz oruç
tutması”
“Yemin bozanların
kefaret olarak oruç
tutması”
“Hacda avlanma
yasağını çiğneyenin
kefaret olarak oruç
tutması”
“Hanımların cahiliye
adetlerinde olduğu
gibi anası, kız
kardeşi gibi yakın
akrabası ilan edip,
boşanmaya kalkmanın
cezası olan köle
azadını yerine
getiremeyenleri,
kesintisiz iki ay
oruç tutması geçer.”
Görüldüğü gibi
Kur’an bazı suçların
cezasında orucun,
suçun dünyevi
karşılığı olarak
tutulmasını söyler.
Asıl başlıklarıyla
inceleyecek olursak:
Katl (Kefaret) orucu:
“Her halde
bir Müslüman’a layık
değil ki, haksız
olarak bir
Müslüman’ı bile bile
öldüre. Her kim bir
ehli imanı
bilmezlikle ölümüne
sebep olsa, esir
olmuş bir Müslüman
kul veya cariyenin
azat edilmesi
üzerine farz olur,
ve birde ölünün
sahibi aldığı o
diyeti sadaka ede
veya hiç almaya.
Eğer ölü size düşman
bir kabileden olsa
bile mümindir, bir
Müslüman esiri bay
olsun bayan olsun
azat etmesi katil
üzerine borç olur.
Öldürülen aranızda
ahitleşme olan bir
kavimdense ailesine
kan parası vermek,
ve bir mümin köle
azat etmesi gerekir,
bunları yapmayan
Allah’a tövbe ederek
iki ay birbiri
ardına oruç
tutmalıdır.”
Kur’an, zalim
olanları, insan canı
alan katilleri
lanetlediği gibi
diyet ödemekle yani,
ceza olarak da iki
ay kefaret orucu
tutup aç kalmayı
emrediyor.
Kerbelanın katilleri
acaba bu orucu
yaşadılar mı
bilemem.
“Bir mümini kasten
öldürene gelince
onun cezası, içinde
sürekli kalmak üzere
cehennemdir. Allah
gazap etmiştir,
böylesine
lanetlemiştir onu,
çok büyük bir azap
hazırlanmıştır ona.”
Günümüz dünyasında
bunun yaşanmasına
imkan var mıdır?
Diğer bir deyimle,
adam öldürüp sonrada
iki ay oruç tutup,
kurtulmanın yolu
olur mu? Yoktur.
Çünkü, yasalarımız
onun takipçisi
olacaktır. Kişinin,
yasaların dışında
vicdani ve ahlaki
bir sorumluluğunun
bilincinde
olunmasıdır.
Allah’ın
affetmediğinin
bilinmesidir.
Muharrem orucu:
Konumuzun başlığı da
budur ve asıl
konumuzdur. Bu
konunun üzerinde
etraflıca durmaya ve
irdelemeye
çalışacağız.
Bilindiği gibi
Muharrem ayı kutsal
bir aydır. Bu ay
haram aylardandır.
Bu ayda savaş
yapmayı yüce
kitabımız
kutsallığından
dolayı
yasaklamıştır.
Muharrem ayı hicri
takvimin ilk ayıdır,
ve oruçta bu ayın
birinde başlar. Yani
hicri yılbaşında
başlar. Kurban
bayramının birinci
gününden itibaren
yirmi gün sayılır,
yirmi birinci gün
oruç tutulur.
Muharrem orucu
denmesinin altında,
muharrem ayı
yatmaktadır.
Muharrem ayının
kutsallığı söz
konusudur. Muharrem
orucuyla ilgili
hakim zihniyetin
görüşü şudur;
Ramazan orucu
gelince muharrem
orucu nesh (Kur’an’ı
kerim de sonda gelen
bir ayetini, önce
gelmiş bir ayetteki
hükmü değiştirmesi,
kaldırması, hükümsüz
bırakması)
edilmiştir. Bazı
fıkıhçılara göre
nesh olayı vardır,
diğerlerine göre ise
yoktur. Var ise
hangi ayetin nesh
edildiğini,
hangisinin
edilmediği şüphesi
içimizde
belirmeyecek midir?
İmanla güman (Şüphe)
bir arada olması
şirk değil midir?
Hangi ayet
yürürlükten
kalkmıştır, hangisi
kalkmamıştır? Ve
bunun ölçüsü nedir?
Kim bilecek, kim
söyleyecek. Mademki
nesh edilmiştir,
niçin yerinde
durmaktadır?
Nesh edildiğini
varsayalım; Bu orucu
Peygamber efendimiz
tutmuş mudur,
tutmamış mıdır?
Tuttu ise,
Peygamberimiz nesh
edildiğini bilmiyor
muydu? Tutmadığını
söyleyenlere şunu
sormak isterim?
Peygamber efendimize
Kur’an 40 yaşında
geldiğine göre,
Kuran’dan önce
Peygamberimizin
tuttuğu oruç yok
muydu? İbadeti yok
muydu? Ramazan orucu
vardı ve onu
tutuyordu diyenlere
de yine sormak
isterim: Ramazan
orucu Mekke’de
değil, (Mekke dönemi
13 yıldır) Medine de
nazil olmuştur.
Peygamberimizin
Mekke’den Medine’ye
hicret etmesinden
iki yıl sonra
inmiştir. O güne
kadar ramazan orucu
olmadığı için
tutulmamıştır.
Ramazan’dan sonra
fitre verildiği için
“Fıtır Bayramı”
denilmiştir.
Söylenceye göre
peygamberimiz bayram
namazından önce
hurma yediği için
şeker bayramına
dönüşmüştür
Ramazan orucu
Kur’anda hangi
surededir?
-Bakara
suresindedir.
Bakara suresi
Kur’an’ın iniş
sırasına göre
kaçıncı suredir?
-92’nci suredir.
kuranın tamamı kaç
suredir?
-114 suredir.
-Kur’an kaç yılda
gelmiştir?
-23 yılda.
-23 yılda 114 sure
nüzul olduğuna göre,
92. surenin inişi
kaç yıla tekabül
eder?
- 15 yıldır. (13
yıl Mekke, 2 yılda
Medine)
Hz.Peygambere
1.Surenin nüzulu 40
yaşında gelmeye
başladıysa, bir 15
yıl daha üzerine
eklersek yaşı 55 dir.
Hakk’a yürüdüğü yaş
ise 63’tür. 55 yıl
hangi orucu
tutmuştur?.
Diğer bir deyimle
de, Bakara suresi
gelinceye kadar
hangi oruç
tutulmuştur?
–Muharrem orucu
tutulmuştur. (Bir
çok kaynakta
vardır.)
Muharrem orucunu da
tüm “Yasin ailesi”
(Peygamber ailesi)
tutmuştur.
Yüce kitabımızın
ibadetin şekli ile
ilgili gösterdiği
adres tevhid dininin
şekli yanını
gelenekleştiren ilk
peygamber Hz.
İbrahim’dir... Ve
ona uymamızı
istiyor.
Hz. İbrahim, olmayan
orucu, olmayan
ibadeti mi
yapıyordu? Oysa
peygamberlerin
görevi din icat
etmek mi, yoksa var
olanı kemalete
erdirmek miydi?
Peygamberin dini
denmez, Allah’ın
dini denir.
Efendim! Her
peygamber kendinden
önce gelen
peygamberin
şeriatının
kaldırıldığı
iddiasına gelince;
Yüce kitabımız
buyurur ki;
“Allah’ın bundan
önce gelip geçenler
hakkında uyguladığı
yasa budur. Allah’ın
kanunun da/
tavrında/
davranışında bir
değişiklik
bulamazsınız.”
“Bu
Allah’ın öteden beri
işleyip duran yolun
yasasıdır. Allah’ın
yolunda ve yasasında
hiçbir değişme
bulamazsınız.”
“Senden
önce gönderdiğimiz
Resullerimize
uygulanan yöntemde
buydu. Sen bizim yol
ve yöntemimizde
değişme bulamazsın”
denilmektedir.
Allah’ın yol ve
yönteminde
değişiklik
olmadığına göre
peygamberimizin ve
ondan önce gelmiş
geçmiş tüm
peygamberler oruç
tutuyorlar mıydı?
Tutuyorlarsa hangi
orucu tutuyorlardı?
Peygamber
efendimizin
yaptığını yapmak,
tuttuğunu tutmak
sünnet ise, muharrem
orucunu neden
tutmuyorsunuz? Ve
neden yok
diyorsunuz? Namaza
gelince; Peygamber
efendimizin bedeni
hareketlerle
yaptığına sünnet
deyip onu
farzlaştırırken,
Muharreme gelince
bütün Peygamberlerin
tuttuğu bu orucu
neden yok
sayıyorsunuz?
Namazın şekliyle,
vaktiyle, duasıyla
rekatıyla ilgili
Kur’an da hangi
ayetleri
gösterebilirsiniz.
Çünkü, Kur’an,
namazın tarifini
yapmamıştır, kılınan
namazın şekli
Kur’an’ın emri
değil, geleneğin
uygulamasıdır diye
defalarca yazıldı.
Geleneği din
edineceksiniz,
Peygamberimizin
tuttuğu ve tarihsel
kaynaklara göre tüm
peygamberlerin
şükrane olarak
tuttuğu orucu yok
sayacaksınız. İşte
buna insafsızlık ve
körlük denir. “El
insaf min el iman”
(insafı olmayanın
imanı olmaz).
Bu orucu tutanlar,
hakikat orucu deyip
bütün uzuvları ile
yaşayıp gönül kırıp
can incitmezken,
Ramazan orucunu
tutmayanlar neden
hor görülür? Hatta
zulmedilir,
incitilir. Orucun
diğer adı “susmak”
olduğuna göre niçin
susmaz, can
incitirsiniz, niçin?
Niçin sadece aç
kalmayı oruç
sayıyorsunuz?
Niçin; bütün bedeni
ve ruhani
hareketlerinize
iradenizi hakim
kılmıyorsunuz?
Niçin; ahlaki
boyutunuza orucunuzu
hakim kılmıyorsunuz!
Açlık insanı bir
yere taşımaz....
Peygamberlerin
tuttuğu hakiki orucu
tut ki, amaca
ulaşasın... Tut ki;
amel defterin
Ehlibeytten yana
olsun...
Tut ki; Bütün
peygamberlerin
şefaatına mazhar
olasın...
Aleviler, Kur’an
daki pek çok hükmün
ve buyruğun zaman ve
mekana kayıtlı
olduğuna inanır.
Türk boylarının
sosyal yaşamı
dikkate alındığında
bir ay boyunca
yemeden içmeden
kesilip oruç nasıl
tutacaklardır?
Sürekli yer
değiştiren, göçebe
hayat süren,
dağlarda otlak
arayan yoksul
insanlara zulüm
olmazmıydı?
Merhameti ve şefkati
bol olan, “dinde
zorluğun olmadığını”
bildiren yüce
Tanrının böylesi
bir zorluğu
kullarından istemesi
mümkünmüdür?
Muharrem orucunu
neden tutuyoruz
sorusuna gelince?
Yüce kitabımızın
emri olduğu için,
Peygamberimiz ve tüm
peygamberler tuttuğu
için,
Peygamber
Ehlibeytinin sevgisi
için,
Ahlaklı ve erdemli
bir insan olup
kötülüklerden uzak
olmak için,
Nefsimizi ıslah edip
“insan-ı kamil”
olmak için,
tutuyoruz. Ve altını
çizerek yazıyorum;
Aleviler Muharrem
ayında, muharrem
orucunu tutuyorlar,
Peygamberlerin
tuttuğu hakiki orucu
tutuyorlar. Bütün
peygamberlere
kurtuluş olan bu
kutsal ay ve o
kutsal ayın kurtuluş
şükranesine tutulan
oruç, bizlere de
kurtuluş olur
şükranesiyle
tutuyoruz. Çünkü,
Ehlibeytten yana
olmak demek;
kurtuluşa erenlerden
olmak demektir. Bu
oruç Alevilerin
uydurduğu bir oruç
değildir.
Peygamberlere
kurtuluş olan
muharrem ayı, İslam
peygamberin
torunlarına kan,
can, zulüm olur. O
kutsal muharrem
ayının onuncu günü
kerbelada, peygamber
torunu İmam Hüseyin
ve ailesine,
sevdiklerine ölüm /
şehadet olur.
Kurtuluş ayı
Ehlibeytin izinden
gidenler/ sevenler
tarafından mateme
dönüştürülüp;
“Ah Hasan’ım, vah
Hüseyin’im”
feryatları /
çığlıkları olur. O
çığlıklar ki semayı
bile ağlatır.
Peygamberlere
kurtuluş olan ay;
Ehlibeyte şehadet,
gözyaşı ve matem
olmuştur. Bu kutsal
ay Ehlibeyte sevgi
ve muhabbet
besleyenler için de
kurtuluş olacaktır.
Çünkü; onlar, Nuh’un
gemisi misalidirler.
Her kim o gemiye
binerse kurtuluşa
erenlerden
olacaktır. Hz.
Peygamber efendimiz
buyurmuyor mu!;
“Benim Ehlibeytim
Nuh’un gemisi
gibidir. Ona binen
kurtulur,
binemeyenler de
helak olur”
diye.
Aleviler, muharrem
orucunu tutarlar ve
de İmam Hüseyin’e
gözyaşı dökerler,
karalar giyip matem
tutarlar. O
gözyaşları İmam
Hüseyin için bir
vefa borcudur,
aslında o vefa tüm
insanlığın, insan
olanların borcudur.
Çünkü, orada
insanlığın, insan
olmanın,
mazlumluğun,
iyiliklerin kavgası
vardı. O kavganın
sembolü de İmam
Hüseyin’dir. Biz
İşte o değerlere
ağlıyoruz... İmam
Hüseyin’le birlikte
yitirilen değerlere
ağlıyoruz. Kim bu
değerlere saygı
duymaz.
Peygamberlere
kurtuluş olup
şükrane olan
muharrem ayı
Ehlibeyt’e can ve
kan olur. Onun için
muharrem ayını,
Peygamber efendimizi
ve onun Ehlibeytini
sevenler muharremi
mateme çevirmişler
ve diğer bir adı da
matem ayı olmuştur.
Peygamberimiz;
“Ben şefaatimi
sizlerin,
Ehlibeytime davranış
şeklinize göre
uygulayacağım”
diye buyurur. Başka
bir hadisinde de, “Herşeyin
aslı ve esası
vardır, dinin aslı
ve esası da
Ehlibeyt’tir” ve
Kuran’da Şura
Suresinin 23.
ayetinde Ehlibeyt’in
sevgisini inananlara
farz kılmıştır. İşte
biz o değerlere
matem tutar ve
Ehlibeyti severiz.
Şu bizim
imanımız/Bir imana
benzemez.
Anlayanlara manamız
çok/Pes gümana
benzemez
Mekanımız engindir /
Menzilimiz yüce
Ayrı gider göçümüz
/Bir kervana
benzemez.
Kıblemiz kabe’dir /
Yıktığımız
nefsimizdir
Temaşamız,
seyranımız/Bir
seyrana benzemez.
Namazımız dara
durmak/ Orucumuz
sabretmek
Biz bir oruç tutarız
ki / Ramazana
benzemez.
Abdestimiz
katlanmak/Gusülümüz
hem
kemerbest
Biz bir zekat
veririz ki/ Fitreye
benzemez.
Danışmayın ey
sofular/Karışmayın
bu sohbete
Bu bir kuş dilidir
ki / Dil imrana
benzemez.
Süleymanlar içinde /
Ali’dir
Süleyman’ımız
Bizim
Süleyman’ımız/Süleymanlara
benzemez.
Ey Nesimi sen seni /
Bir mani bilir
sanırsın
Biz bir deniz
geçeriz ki / Bir
deryaya benzemez.
Seyyid Nesimi
ALİ
RIZA UĞURLU
DEDE
AŞK-I MAHABBET
4.BASKI