GÜRÜN KÜLTÜR VAKFI

 

 

 

 

Ali GÜNDÜZ
Dede


İLAHİ AŞK VE SEVGİ

 

Dursun ZEBİL
Dede


21 Mart Sultan Nevruz

 

Naki Evsen
dede


RIZALIK

 

Etem UĞURLU
Dede


Recm

 

S. Gazi KARABABA
Dede


NEVRUZ’UN ÖNEMİ

 

 

 

 

 

    ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI AMACI

 

             Cem Vakfı’nın öncülüğünde yıllardan beri sürdürülen çalışmalar sonucunda,  Alevi İslam inancını benimsemiş 25 milyon insanın inanç ve kültür dünyalarına ait sorunlarına çözümler üretmek;  başta Türkiye olmak üzere, Balkanlarda ve tüm dünyadaki Alevi- Bektaşi- Mevlevi-Nusayri İslam anlayışını benimseyen insanların inanç önderleri olan dede / baba’ların el ele vererek kurumsallaşması  gerekliydi. Çünkü, Anadolu’nun serçeşmesi olan Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den sonra Alevi inanç önderlerinin birliğini sağlayan kurumsallaşma bu güne kadar ne yazık ki gerçekleşmemiştir..        Öğretmensiz okul, doktorsuz hastanede olamayacağı gibi,  inançsız, öndersiz (Dede / Baba) Cem evi de olmaz, Cem evi  açılsa dahi bir anlam ifade etmez. 

    Her geçen gün Alevilik adına dernek ve vakıflar açılıyor, Cem evleri yapılıyor fakat cem evlerini yönetecek dede / babalar bulunamıyor. Çünkü, mevcut olan İnanç Önderleri de (dede-babalar) etkisiz hale getirilmişlerdir. İnanç Önderlerini eğitecek ve yetiştirecek  kurumlarımızın olmaması da acı bir gerçektir.

Bazı vakıf ve derneklerin başındaki kişiler, işin ehilleri olmadıkları halde, Alevi ulularının adını kullanarak dernek veya vakıflar kurmaya devam etmektedirler. Ancak bu kurumlar tabela kurumlarından öteye gidememektedirler. Görsel iletişim araçlarımızın yetersiz olmasından ötürü de bu kurumların başındaki kişiler meydanlarda Ali’siz Alevilikten, Şamanizm’den, veya akla hayale gelmeyen saçmalıklardan bahsederek halkın kafasını karıştırmaktan, bulandırmaktan, öteye gidememektedirler. Bu çelişkileri daha da derinleştirerek, inancımızı asimile etmekten geri kalmamaktadırlar. Kentleşmeyle birlikte var olan sorunlar daha da ağırlaştırmaktadırlar.

          Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2005 yılı bir katrilyon yüz elli milyarlık bütçesiyle bizleri de temsil ettiklerini belirtiliyorlar. Oysa geçmişte olduğu gibi, bugünde Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilere hiçbir hizmet sunmadığı herkesçe bilinmektedir. Sanki, Alevi dernek ve vakıfların başındaki bu kişiler, hizmet götürüyorum diyen  diyanetle paralel olarak çalışmaktadırlar.

Bu kurumların başındakiler, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi “Alevilik inanç değil, kültürdür” diyorlar. Oysa Alevilik İslam’ın içindedir.Hz.Ali inancının Kur’an ayetlerinin yorumudur.Aleviler Allah’ın birliğine,Hz.Muhammed’in Resul olduğuna ve Hz.Alİ’nin velâyet makamına sahip olduğuna iman ederler.              

İşte bu tür olumsuzlukları ortadan kaldırmamız için kurumlaşmamız gerekmektedir.Alevi İslam inancını kurumsal hale getirir, okullaşır ve yaygınlaştırırsak bu aymazlıklara son vermiş olacağız. Yolumuzun sürdürülmesi için işin ehilleri olan dede ve babaların hizmet içi eğitimden geçmeleri gerekmektedir.. Yolumuz zor ve dikenli bir yoldur.   Günümüz teknolojisine ayak uydurmak ve zamana göre kendimizi yenilememiz gerekir. Çünkü; Aleviler kentleşmenin getirdiği erozyona muhatap kalmış ve herkes inandığı ideolojiyi Alevilik sanmaya başlamıştır. Köklerinden ve inançlarından koparılan, manevi yoksulluğa düşen ve disipline tabi olmayan bir toplum hem maddi hem de manevi olarak büyük bir çöküntü içerisine düşer. Bunun içinde kurumlaşmamız zorunludur. Ancak milyonlarca insanımızın sorunları bu şekilde çözülür Bunun için sorunlarımızın çözümü de bir olmakla, iri olmakla, diri olmakla olur.

   Geçmişte olduğu gibi,bugün de Türkiye’nin ulusal birlik ve bütünlüğüyle oynamak isteyenler,  Alevilerin bir kısmını kendi çıkarları için kullandılar ve bu günde kullanmaya devam etmektedirler. Aleviler olarak, bilinçli olmak zorundayız, hiç kimseye alet olmadan hareket etmek  zorunluluğumuz vardır..

  Kurtuluş Savaşında ve Cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında kenetlenen Aleviler,daha sonraki dönemlerde inançları açısından devre dışı bırakıldılar. Ulusal birlik ve bütünlüğümüz için Aleviler Cumhuriyetin yanında yer aldılar. Oysa demokrasi ve insan hakları açısında herkes yasalar önünde eşittir. Fakat günümüzde Aleviler yasalar önünde eşit değil, sadece külfette eşittirler. Bu gibi olumsuzluklara son vermek, yasalar önünde haklarımızı aramak için kurumsallaşmamız şart olmuştur. Çünkü, Alevi yurttaşların çocukları kendi inançlarını yaşayamıyorlar.Bu gün Aleviliğin İslam anlayışını verecek bir kurum yoktur. Ancak; Cem Vakfının kuruluşuyla birlikte Türkiye kamuoyu Aleviler hakkındaki anlayışları değişmeye başlandı .Cem Vakfı’nın düzenlemiş olduğu Üçüncü İnanç Önderleri toplantısından sonra ,27 Aralık 2003 tarihinde “Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı” kuruldu.

Sayın Prof. Dr. İzzettin Doğan,Alevi İslam Din Hizmetler Başkanlığı’nın kuruluş amaçlarını tüm dünya kamuoyuna açıkladı. Bu kurumun hem ulusal, hem uluslararası yasalara uygun olduğu yaptığı hizmetlerle de  ispatlanmıştır. Çünkü, böyle bir kurum, milli birlik ve bütünlüğümüzü pekiştirmesine hizmet ediyor. Bu kurumsallaşma insanların birbirlerini tanımasını, peşin ve ön yargılardan arınmasını sağlamıştır. Böyle bir çalışmayla istismarlar ortadan kalkacak, İnsanlar birbirini tanıyacak ve tanıdıkça da seveceklerdir.

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı; Alevi İslam’ın inancı, ibadet şekli, tarihi gelişimi, felsefesi, sosyal ve ahlaki esaslarını, iletişim ve kültürü ile ilgili görevleri yürütmek;  din, inanç ve ibadet konusunda eğitim vererek, toplumu aydınlatıp, ibadethanelerde amacına uygun olarak uygulamaların yapılmasını ve denetlenmesini sağlayacaktır. Bu amaçlarla kurumsallaştık ve kurumlaşmaya da devam edeceğiz.

 

                                   NASIL KURULDUK?

 

Tarih boyunca İslam’ın yüce değerleri olan Ehl-i Beyt’ sevgisini ve insan sevgisine dayanan İslam’ın tasavvuf anlayışını  Anadolu ve Balkanlara kadar yayan Alevi - Bektaşi – Mevlevi,Nusayri İnanç Önderleri, dedeleri ve babaları  olmuştur..Bu kutsal inancı günümüze kadar gelmesini de sağlamışlardır. Onların Alevi İslam İnancına yapmış oldukları katkıları inkar etmek mümkün değildir. Bugün tüm dünya insanlığına örnek olacak bir inancımız varsa, bu her türlü cefaya katlanarak il’den il’e dağları aşarak ve hiçbir karşılık beklemeksizin Hakk-Muhammed-Ali adını tüm Türkiye’ye ve Balkanlara seslendiren ,dinlendiren bu inanç önderleri olmuştur..

CEM Vakfı olarak, Alevi, Bektaşi, Mevlevi ve Nusayriler olarak birtakım çalışmalar yapmaya gayret ettik ve etmeye de devam edeceğiz.

      Birincisini 16-18 Ekim 1998 de, ikincisini 12-15 Mayıs 2000  tarihinde  ve Marmara Bölgesi’ni kapsayan bir diğerini de 29 Ekim 2001’ tarihinde yaptığımız Anadolu İnanç Önderleri toplantılarıyla, binlerce inanç önderimizi bir araya getirerek  uluslararası düzeyde ilk kez bu konuda çalışmalara başlamış olduk. Ayrıca Anadolu ve Bulgaristan’da dede ve babaların tespit ve sorunlarına çözüm  üretmek için de önemli alan araştırmaları yaptık. Tüm bunların dışında CEM Vakfı Genel Merkezi’nde ilk kez dede ve babalarla ilgili bir araştırma merkezi kurulmuş bu konuda tüm Türkiye’deki hatta dünyadaki tüm Cem evlerinin, kısmen yazar ve araştırmacıların sorun ve ihtiyaçlarını  tespiti için bilim kurulu oluşturulmuştur.

     Bugüne kadar Devletimizi yöneten hükümetlerin, hiçbiri Alevilerin haklı taleplerini, beklentilerini karşılayacak adımlar atmamışlardır. Anayasanın emredici hükümlerine rağmen vatandaşlık görevlerini yerine getiren Alevi İslam İnancı’nı benimsemiş  ve sayıları 25 milyonu aşan Alevi, Bektaşi, Mevlevi ve Nusayrilerin  maalesef temel hakları bugüne kadar gasp edilmiştir.

Amacımız tarihler boyunca haksızlıklara uğramış Alevilerin haklarını Anayasanın emredici hükümleri gereğince ve uluslararası hukuk çerçevesi içerisinde istemek ve bu hakları sosyal hukuk normları çerçevesinde almaktır.

  Yıllardır sürdürdüğümüz çabaların sonucunu almak için Alevileri ilgilendiren tarihsel bir olayı gerçekleştirmeye çalışıyoruz

     8-9 Kasım 2003 tarihinde 1742 inanç önderiyle İstanbul’da  başlattığımız mücadele süreci devam etmektedir.Dünyanın dört bir tarafından ikinci Anadolu İnanç Önderleri toplantısında olduğu gibi,inanç önderlerinin yanı sıra çok sayıda vatandaşımız ve seçkin bir davetli topluluğunun huzurunda Cemal Reşit Rey Konser Salonunda görkemli bir törenle açılışını yaptık.

Açılıştan sonra tüzük tartışıldı ve öneriler kayıt altına alındı. Komisyonlar oluşturuldu ve seçim yapıldı.  

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı”nın kuruluşu 27 Aralık 2003 tarihinde kamuoyuna Cem Vakfı’nın Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. İzzettin Doğan tarafından açıklandı.

Cem Vakfı Alevi İslam Din Hizmetler Başkanlığının amacı; Alevi İslam İnancını benimsemiş insanlar adına faaliyette bulunmak, onların inançlarıyla ilgili tüm sorunlarını halletmeye çalışmaktır. Nihai hedefimiz devletin muhatabı olacak inançlarıyla, Cem evleriyle, dedeleriyle ve Alevi İnancının ders kitaplarında yer almasını sağlamaktır. Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde birbirlerini severek yaşayan ve kaynaşmış bir toplum bütünlüğü  içinde  hareket etmeyi de gerçekleştirmektir.

 

NEDEN ALEVİ İSLAM ?

 

Hz. Muhammed’in Hakk’a yürümesinden  (137 yıl) sonra mezhepler kuruldu. Tarihler dört yüze yakın mezhepten bahseder. Hepsi bir yorumdu ve de İslam’ın bir zenginliğiydi. Bin bir çiçeklerinin açtığı güller bahçesiydi. Günümüzde dört tane kitap okuyup, kendisini âlim sayıp fetva verenler, kendisini Ebu Suud’un yerine koyanlar, “Hakk” sıfatını da kullanarak, “Dört mezhep haktır, gerisi batıldır,” diyorlardı.

Hakk sıfatını  dörde çıkarıp Allah’a şirk koşuyorlardı.

Hak, adalettir, terazidir. Terazide, ehil olmayanların eline verilince adaletsizlik başlar. Yüce kitabımız buyurur ki: “Her peygamber için bir şeriat, bir de minhaç yolunu tayin eyledik, ve isteseydik sizi tek bir ümmet yapardık. O halde iyilik yapma yarışına girin, dönüşünüz Allah’adır” der.

Şeriat, yol anlamındadır. Mihnaç yolu ise; “ışıklı yol, gönül yolu, aydınlık yol” dur. Oysa, bugünkü resmi din anlayışında, gönül yoluna yer  verilmemektedir. Dinde derin düşünenlerin tasavvuf yolu bilinmiyordu.

Kuran, şöyle buyurmuştur; Yasin (Ey insan) demiştir. Müslüman, Hıristiyan, Musevi diye seslenmemiştir. Şeriat kapısında  bu gibi problemleri  tartışamazsınız. Niçin? Akıl kapısı olan “içtihat kapısı” yani aklı kullanma Abbasiler döneminde kapatılınca İslam monotonlaştı. İslam’a da en büyük ihanet edildi ve o ihanete de ne yazık ki dur diyen de olmadı. İşte İslam’ın tasavvuf yorumu olan Alevilikte, son zamanlarda bazı ihanetçilerin ihanetiyle karşı karşıya kalmıştır. Alevilik tüm dinlerin karışımıdır, Zerdüştlüktür, Şamanlıktır, “…..lizm” vb. gibi saçmalıklar yayılmaya başladılar. Kuran, Hz. Muhammed ve onun yüce Ehlibeyti dışlanarak Alevilik yaratılmaya çalışıldı. Akla, mantığa uymayan saçmalıklarla  basını da kullanarak halkımıza empoze etmeye çalıştılar. Aleviliğin birliğini istemeyen çevrelerde bunu  çok iyi bir şekilde kullandılar. Yüzyıllardır inanç önderleri olarak haykırdık;  İmam Ali, İmam Hasan, İmam  Hüseyin dedik,   dedik ve gözyaşı döktük. Cemlerimizde, “Ah Hasan’ım vah Hüseyin’im” deyip  devamlı gözyaşı dökmüyor muyuz?

Kendini ve inancını bilmeyen aymazlar, Kuran’ın yoruma açık bir kitap, muhkem (yoruma açık olmayan) ve mütaşabih (yoruma açık olan) ayetleri olduğunu nereden bileceklerdi ki!

Hangi İslam’dan bahsediyorsunuz?

Türk dünyasının Pir’i Ahmet Yesevi’nin, Anadolu’nun serçeşmesi Pir Hacı Bektaşi Veli’nin, Yunus’un, Mevlana’nın, Pir Sultan’ın, Abdal Musa’nın ve daha nice ermişlerin ve evliyaların İslam anlayışın dan mı? Yoksa Emeviler’in İslam anlayışından mı?.

Anadolu’ya ve oradan da Balkanlara, Budapeşte’ye kadar giden İslam anlayışı Alevi İslam anlayışıdır. Alevinin İslam anlayışıyla bu topraklar irşat edilmiştir. Bu değerlerin inkarı kendimizin inkarıdır. Arap kavimlerinin yorumuna Sünnilik, Farsların yorumuna Şiilik, Türklerin yorumunun adına da Alevilik denildi. İşte onun için adımıza İslam dedik. Alevi İslam anlayışı dedik. Alevi İslam anlayışında şiddet ve cebir yoktur. İşte gerçek İslâm Alevi İslam anlayışıdır. Çünkü, direk gözenin başından yani  Ehl-i Beyt’ten irşat olmuşlardır.

 

  MEVLEVİLER VE NUSAYRİLER?

 

Alevi İslam anlayışının ulularını çok iyi tanıyıp, sahip çıkmadığımız sürece, bu yüce değerlere başkaları sahip çıkacaktır. Katkısız bir  Alevi dedesi  olan Hacı Bektaş Veli’yi dahi Sünni olarak gösteren yazarlar dahi çıktı.

Mevlana ve eserlerini tanıyor muyuz? Alevi kaynaklarını biliyor muyuz? İmam Ali’yi, Ehli Beyt’i tanıyor muyuz? Bu yüce değerleri tanıdığımız, bildiğimiz sürece ve onların yolunda yürüdüğümüz sürece dil, din,ırk ayrımı yapmaksızın 73 milleti kucaklıyorsak gerçek Aleviliği biliyoruz demektir Yunus’un söylediği gibi; “Ete kemiğe büründüm Yunus gibi göründüm” derken, Yunus, kemiğin rengine, ırkına bakmamıştır.

Tüm alemlerin Rabbi olan Yüce Tanrı’nın gözünde sen, ben var mıdır? Sadece insan vardır. İnsanı muhatap almıştır ve ona hitap etmiştir. Tanrı katında olmayan ayrım niye bizlerde oldu? Neden bu ayrım, neden bu dışlama, neden bu iticilik?

Nusayri ve Mevlevi kardeşlerimizi ne kadar tanıdık, ne kadar bildik? Aynı gözeden su aldık, aynı gözeden su içtik, aynı değerleri paylaştık ve yaşadık ama el ele veremedik. Dünya devletleri, sınırlarını kaldırıp tek çatı altında bir devlet olma yolunda ilerlerken, bizler halen kafamızda kendi çizdiğimiz ve koyduğumuz sınırları ne yazık ki kaldıramadık. Diyanetin bizleri ve onları dışladığı yetmezmiş gibi, bizler birbirimizi dışladık. Aynı inanç sahipleri Diyanetten dışlandığı için de alkımız yanlış bilgilerle beslendi. Onun içinde ayrımcılığı kullandılar. Bu değerlerimizin inkarı, kendimizin inkarıdır.

Büyüklerimiz yurtdışına gidince Mevlana’yı, Yunus’u, Hacı Bektaşi Veli’yi anlatırlar, ama ülkemize gelince yok sayarlar.

Çünkü; Balkanlardan, Orta Avrupa‘ya giden İslam anlayışı Hacı Bektaş Velilerin, Pir Sultanların, Sarı Saltukların İslam anlayışıdır. Bunlar İslam’ın çağdaş yüzüdür, gülen yüzüdür. Yaratandan dolayı tüm yaratılmışı sevenlerin yüzüdür.Tüm insanlığı kucaklamışlardır. Balkanları ve Anadolu’yu Türkleştirmiş ve İslamlaştırmışlardır. Kansız, kılıçsız irşat etmişlerdir. Bu değerler bizimdir ve bizim dediğimiz değerlerin etrafında da el ele, gönül gönüle verip, yolumuzu sonsuza kadar yaşatabilmek için bir olduk, bir araya geldik ve kurumsallaştık. Adımıza da Alevi, Bektaşi, Mevlevi, Nusayri diyerek, çatımızı da Alevi İslam olarak tanımladık.

 DİYANET

 

Diyanet İşleri Başkanlığı 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk zamanında kurulmuştur. Diyanet işleri deyince; din işlerini yürütendir, dinle ilgili problemleri çözendir. Oysa, bugün Diyanet İşleri Teşkilatı, 1 Kat trilyon 150 milyarlık bütçesiyle, yüz bine yakın camisiyle, yüz elli bine yakın personeliyle dev bir holding gibi varlığını sürdürmektedir.

Oy kaygısıyla hiçbir devlet adamı bu teşkilatı kaldıracağını söyleyememiştir.Böylesi bir kurum kaldırılamayacağına göre,  yapılacak bir şey vardır, o da Diyanetin yeniden yapılanmasıdır ve özerk bir kurum haline getirilmesidir. Bütün inançların nüfusları oranında temsilini sağlanmalıdır. Hatta gayri Müslimleri de içine alacak şekilde yeniden yapılanmalıdır. Mezhepler üstü bir kurum haline getirilmelidir.

 Çünkü: din işleri bir kamu hizmetidir. Bu kamu hizmetinden de tüm yurttaşlar eşit şekilde, ayrımsız faydalanmalıdır. Bu yapıya kavuşturulmadığı müddetçe, Diyanetin içinde olmamız söz konusu olamaz.

25 milyon insanın inancını devlet tayin edemez. Sadece Emevi İslam anlayışı ülkemizde hakim kılındığı için, Alevilerde kendilerini ifade edebilecek kurumlar oluşturmaya başlamışlardır. Alevi İslam anlayışını benimsemiş yurttaşlar olarak, bunu ifade ederken devletimizin kanunlarına karşı gelerek değil, yasaların el verdiği oranda, kamu düzenini bozmadan inancımızı yaşatmak, ibadetlerimizi özgürce gerçekleştirmektir. Bu istek en masum istek olup, demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarından biridir. Adil devlet düzeni de bunu gerektirir. Zaten bizler bugün değil bin yıldır hiçbir karşılık beklemeden, “Halka hizmet Hakk’a hizmet”i bir ibadet olarak saymış ve bilmişiz.

Anayasamızın 10. Maddesinin hayata geçirilmesini istiyoruz. İnanç özgürlüğünü sağlama konusunda İnsan Hakları Beyannamesine imza koymuş bir ülkeyiz. Ülkemizdeki  nüfusun üçte birine sahip olan Alevilerin haklarının gasp edilmesine daha fazla tahammülümüz kalmamıştır. Bu haklarımızı talep edip, hayata geçirebilmek için bireysel çabalarla değil, inanç önderleri olarak kurumsallaşarak, barış içerisinde, yasalar önünde, dün olduğu gibi bu günde, çocuklarımızın özgürlüğü adına, halkımıza hizmet etmek için Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’nı bu amaçlarla  kurduk.

Bir takım art niyetli insanların, Alevi Diyaneti kuruldu, gibi tanımları bizi bağlamamaktadır. Kurum olarak kendimizi “Alevi Diyaneti” olarak ta hiç bir zaman tanımlamadık.Gönlü ve eli kirli olmayan tüm insanlara kapımız ve gönlümüzde açıktır. Hizmet bizden, himmet Haktan olsun.  

Saygılarımla. 

                                                                             19.05.2005

                                                                             Ali Rıza UĞURLU

                                                                                   Cem Vakfı

                                                                  Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanı

  

 

 

 

 

Tüm Hakları Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'na Aittir.


Literal Web Dizayn
Tasarım Farkı