ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ
BAŞKANLIĞI AMACI
Cem Vakfı’nın
öncülüğünde yıllardan
beri sürdürülen
çalışmalar sonucunda,
Alevi İslam inancını
benimsemiş 25 milyon
insanın inanç ve kültür
dünyalarına ait
sorunlarına çözümler
üretmek; başta Türkiye
olmak üzere, Balkanlarda
ve tüm dünyadaki Alevi-
Bektaşi- Mevlevi-Nusayri
İslam anlayışını
benimseyen insanların
inanç önderleri olan
dede / baba’ların el ele
vererek kurumsallaşması
gerekliydi. Çünkü,
Anadolu’nun serçeşmesi
olan Pir Hünkâr Hacı
Bektaş Veli’den sonra
Alevi inanç önderlerinin
birliğini sağlayan
kurumsallaşma bu güne
kadar ne yazık ki
gerçekleşmemiştir..
Öğretmensiz okul,
doktorsuz hastanede
olamayacağı gibi,
inançsız, öndersiz
(Dede / Baba) Cem evi de
olmaz, Cem evi açılsa
dahi bir anlam ifade
etmez.
Her geçen gün
Alevilik adına dernek ve
vakıflar açılıyor, Cem
evleri yapılıyor fakat
cem evlerini yönetecek
dede / babalar
bulunamıyor. Çünkü,
mevcut olan İnanç
Önderleri de
(dede-babalar) etkisiz
hale getirilmişlerdir.
İnanç Önderlerini
eğitecek ve
yetiştirecek
kurumlarımızın olmaması
da acı bir gerçektir.
Bazı vakıf
ve derneklerin başındaki
kişiler, işin ehilleri
olmadıkları halde, Alevi
ulularının adını
kullanarak dernek veya
vakıflar kurmaya devam
etmektedirler. Ancak bu
kurumlar tabela
kurumlarından öteye
gidememektedirler.
Görsel iletişim
araçlarımızın yetersiz
olmasından ötürü de bu
kurumların başındaki
kişiler meydanlarda
Ali’siz Alevilikten,
Şamanizm’den, veya akla
hayale gelmeyen
saçmalıklardan
bahsederek halkın
kafasını karıştırmaktan,
bulandırmaktan, öteye
gidememektedirler. Bu
çelişkileri daha da
derinleştirerek,
inancımızı asimile
etmekten geri
kalmamaktadırlar.
Kentleşmeyle birlikte
var olan sorunlar daha
da
ağırlaştırmaktadırlar.
Diyanet İşleri
Başkanlığı’nın 2005 yılı
bir katrilyon yüz elli
milyarlık bütçesiyle
bizleri de temsil
ettiklerini
belirtiliyorlar. Oysa
geçmişte olduğu gibi,
bugünde Diyanet İşleri
Başkanlığı Alevilere
hiçbir hizmet sunmadığı
herkesçe bilinmektedir.
Sanki, Alevi dernek ve
vakıfların başındaki bu
kişiler, hizmet
götürüyorum diyen
diyanetle paralel
olarak çalışmaktadırlar.
Bu
kurumların başındakiler,
Diyanet İşleri
Başkanlığı gibi
“Alevilik inanç değil,
kültürdür” diyorlar.
Oysa Alevilik İslam’ın
içindedir.Hz.Ali
inancının Kur’an
ayetlerinin
yorumudur.Aleviler
Allah’ın birliğine,Hz.Muhammed’in
Resul olduğuna ve
Hz.Alİ’nin velâyet
makamına sahip olduğuna
iman
ederler.
İşte
bu tür olumsuzlukları
ortadan kaldırmamız için
kurumlaşmamız
gerekmektedir.Alevi
İslam inancını kurumsal
hale getirir, okullaşır
ve yaygınlaştırırsak bu
aymazlıklara son vermiş
olacağız. Yolumuzun
sürdürülmesi için işin
ehilleri olan dede ve
babaların hizmet içi
eğitimden geçmeleri
gerekmektedir.. Yolumuz
zor ve dikenli bir
yoldur. Günümüz
teknolojisine ayak
uydurmak ve zamana göre
kendimizi yenilememiz
gerekir. Çünkü; Aleviler
kentleşmenin getirdiği
erozyona muhatap kalmış
ve herkes inandığı
ideolojiyi Alevilik
sanmaya başlamıştır.
Köklerinden ve
inançlarından koparılan,
manevi yoksulluğa düşen
ve disipline tabi
olmayan bir toplum hem
maddi hem de manevi
olarak büyük bir çöküntü
içerisine düşer. Bunun
içinde kurumlaşmamız
zorunludur. Ancak
milyonlarca insanımızın
sorunları bu şekilde
çözülür Bunun için
sorunlarımızın çözümü de
bir olmakla, iri
olmakla, diri olmakla
olur.
Geçmişte olduğu
gibi,bugün de
Türkiye’nin ulusal
birlik ve bütünlüğüyle
oynamak isteyenler,
Alevilerin bir kısmını
kendi çıkarları için
kullandılar ve bu günde
kullanmaya devam
etmektedirler. Aleviler
olarak, bilinçli olmak
zorundayız, hiç kimseye
alet olmadan hareket
etmek zorunluluğumuz
vardır..
Kurtuluş Savaşında ve
Cumhuriyetin kuruluşunda
Mustafa Kemal Atatürk’ün
etrafında kenetlenen
Aleviler,daha sonraki
dönemlerde inançları
açısından devre dışı
bırakıldılar. Ulusal
birlik ve bütünlüğümüz
için Aleviler
Cumhuriyetin yanında yer
aldılar. Oysa demokrasi
ve insan hakları
açısında herkes yasalar
önünde eşittir. Fakat
günümüzde Aleviler
yasalar önünde eşit
değil, sadece külfette
eşittirler. Bu gibi
olumsuzluklara son
vermek, yasalar önünde
haklarımızı aramak için
kurumsallaşmamız şart
olmuştur. Çünkü, Alevi
yurttaşların çocukları
kendi inançlarını
yaşayamıyorlar.Bu gün
Aleviliğin İslam
anlayışını verecek bir
kurum yoktur. Ancak; Cem
Vakfının kuruluşuyla
birlikte Türkiye kamuoyu
Aleviler hakkındaki
anlayışları değişmeye
başlandı .Cem Vakfı’nın
düzenlemiş olduğu Üçüncü
İnanç Önderleri
toplantısından sonra ,27
Aralık 2003 tarihinde
“Alevi İslam Din
Hizmetleri Başkanlığı”
kuruldu.
Sayın Prof. Dr. İzzettin
Doğan,Alevi İslam Din
Hizmetler Başkanlığı’nın
kuruluş amaçlarını tüm
dünya kamuoyuna
açıkladı. Bu kurumun hem
ulusal, hem uluslararası
yasalara uygun olduğu
yaptığı hizmetlerle de
ispatlanmıştır. Çünkü,
böyle bir kurum, milli
birlik ve bütünlüğümüzü
pekiştirmesine hizmet
ediyor. Bu kurumsallaşma
insanların birbirlerini
tanımasını, peşin ve ön
yargılardan arınmasını
sağlamıştır. Böyle bir
çalışmayla istismarlar
ortadan kalkacak,
İnsanlar birbirini
tanıyacak ve tanıdıkça
da seveceklerdir.
Alevi İslam Din
Hizmetleri Başkanlığı;
Alevi İslam’ın inancı,
ibadet şekli, tarihi
gelişimi, felsefesi,
sosyal ve ahlaki
esaslarını, iletişim ve
kültürü ile ilgili
görevleri yürütmek;
din, inanç ve ibadet
konusunda eğitim
vererek, toplumu
aydınlatıp,
ibadethanelerde amacına
uygun olarak
uygulamaların
yapılmasını ve
denetlenmesini
sağlayacaktır. Bu
amaçlarla kurumsallaştık
ve kurumlaşmaya da devam
edeceğiz.
NASIL KURULDUK?
Tarih boyunca İslam’ın
yüce değerleri olan Ehl-i
Beyt’ sevgisini ve insan
sevgisine dayanan
İslam’ın tasavvuf
anlayışını Anadolu ve
Balkanlara kadar yayan
Alevi - Bektaşi –
Mevlevi,Nusayri İnanç
Önderleri, dedeleri ve
babaları olmuştur..Bu
kutsal inancı günümüze
kadar gelmesini de
sağlamışlardır. Onların
Alevi İslam İnancına
yapmış oldukları
katkıları inkar etmek
mümkün değildir. Bugün
tüm dünya insanlığına
örnek olacak bir
inancımız varsa, bu her
türlü cefaya katlanarak
il’den il’e dağları
aşarak ve hiçbir
karşılık beklemeksizin
Hakk-Muhammed-Ali adını
tüm Türkiye’ye ve
Balkanlara seslendiren
,dinlendiren bu inanç
önderleri olmuştur..
CEM Vakfı olarak, Alevi,
Bektaşi, Mevlevi ve
Nusayriler olarak
birtakım çalışmalar
yapmaya gayret ettik ve
etmeye de devam
edeceğiz.
Birincisini 16-18
Ekim 1998 de, ikincisini
12-15 Mayıs 2000
tarihinde ve Marmara
Bölgesi’ni kapsayan bir
diğerini de 29 Ekim
2001’ tarihinde
yaptığımız Anadolu İnanç
Önderleri
toplantılarıyla,
binlerce inanç
önderimizi bir araya
getirerek uluslararası
düzeyde ilk kez bu
konuda çalışmalara
başlamış olduk. Ayrıca
Anadolu ve
Bulgaristan’da dede ve
babaların tespit ve
sorunlarına çözüm
üretmek için de önemli
alan araştırmaları
yaptık. Tüm bunların
dışında CEM Vakfı Genel
Merkezi’nde ilk kez dede
ve babalarla ilgili bir
araştırma merkezi
kurulmuş bu konuda tüm
Türkiye’deki hatta
dünyadaki tüm Cem
evlerinin, kısmen yazar
ve araştırmacıların
sorun ve ihtiyaçlarını
tespiti için bilim
kurulu oluşturulmuştur.
Bugüne kadar Devletimizi
yöneten hükümetlerin,
hiçbiri Alevilerin haklı
taleplerini,
beklentilerini
karşılayacak adımlar
atmamışlardır.
Anayasanın emredici
hükümlerine rağmen
vatandaşlık görevlerini
yerine getiren Alevi
İslam İnancı’nı
benimsemiş ve sayıları
25 milyonu aşan Alevi,
Bektaşi, Mevlevi ve
Nusayrilerin maalesef
temel hakları bugüne
kadar gasp edilmiştir.
Amacımız tarihler
boyunca haksızlıklara
uğramış Alevilerin
haklarını Anayasanın
emredici hükümleri
gereğince ve
uluslararası hukuk
çerçevesi içerisinde
istemek ve bu hakları
sosyal hukuk normları
çerçevesinde almaktır.
Yıllardır
sürdürdüğümüz çabaların
sonucunu almak için
Alevileri ilgilendiren
tarihsel bir olayı
gerçekleştirmeye
çalışıyoruz
8-9 Kasım 2003 tarihinde
1742 inanç önderiyle
İstanbul’da
başlattığımız mücadele
süreci devam
etmektedir.Dünyanın dört
bir tarafından ikinci
Anadolu İnanç Önderleri
toplantısında olduğu
gibi,inanç önderlerinin
yanı sıra çok sayıda
vatandaşımız ve seçkin
bir davetli topluluğunun
huzurunda Cemal Reşit
Rey Konser Salonunda
görkemli bir törenle
açılışını yaptık.
Açılıştan sonra tüzük
tartışıldı ve öneriler
kayıt altına alındı.
Komisyonlar oluşturuldu
ve seçim yapıldı.
Alevi İslam Din
Hizmetleri
Başkanlığı”nın kuruluşu
27 Aralık 2003 tarihinde
kamuoyuna Cem Vakfı’nın
Genel Başkanı Sayın
Prof. Dr. İzzettin Doğan
tarafından açıklandı.
Cem
Vakfı Alevi İslam Din
Hizmetler Başkanlığının
amacı; Alevi İslam
İnancını benimsemiş
insanlar adına
faaliyette bulunmak,
onların inançlarıyla
ilgili tüm sorunlarını
halletmeye çalışmaktır.
Nihai hedefimiz devletin
muhatabı olacak
inançlarıyla, Cem
evleriyle, dedeleriyle
ve Alevi İnancının ders
kitaplarında yer
almasını sağlamaktır.
Atatürk’ün kurduğu laik
Türkiye Cumhuriyeti’nin
sınırları içinde
birbirlerini severek
yaşayan ve kaynaşmış bir
toplum bütünlüğü
içinde hareket etmeyi
de gerçekleştirmektir.
NEDEN ALEVİ İSLAM ?
Hz.
Muhammed’in Hakk’a
yürümesinden (137 yıl)
sonra mezhepler kuruldu.
Tarihler dört yüze yakın
mezhepten bahseder.
Hepsi bir yorumdu ve de
İslam’ın bir
zenginliğiydi. Bin bir
çiçeklerinin açtığı
güller bahçesiydi.
Günümüzde dört tane
kitap okuyup, kendisini
âlim sayıp fetva
verenler, kendisini Ebu
Suud’un yerine koyanlar,
“Hakk” sıfatını da
kullanarak, “Dört mezhep
haktır, gerisi
batıldır,” diyorlardı.
Hakk
sıfatını dörde çıkarıp
Allah’a şirk
koşuyorlardı.
Hak,
adalettir, terazidir.
Terazide, ehil
olmayanların eline
verilince adaletsizlik
başlar. Yüce kitabımız
buyurur ki: “Her
peygamber için bir
şeriat, bir de minhaç
yolunu tayin eyledik, ve
isteseydik sizi tek bir
ümmet yapardık. O halde
iyilik yapma yarışına
girin, dönüşünüz
Allah’adır” der.
Şeriat, yol
anlamındadır. Mihnaç
yolu ise; “ışıklı yol,
gönül yolu, aydınlık
yol” dur. Oysa, bugünkü
resmi din anlayışında,
gönül yoluna yer
verilmemektedir. Dinde
derin düşünenlerin
tasavvuf yolu
bilinmiyordu.
Kuran, şöyle
buyurmuştur; Yasin (Ey
insan) demiştir.
Müslüman, Hıristiyan,
Musevi diye
seslenmemiştir. Şeriat
kapısında bu gibi
problemleri
tartışamazsınız. Niçin?
Akıl kapısı olan
“içtihat kapısı” yani
aklı kullanma Abbasiler
döneminde kapatılınca
İslam monotonlaştı.
İslam’a da en büyük
ihanet edildi ve o
ihanete de ne yazık ki
dur diyen de olmadı.
İşte İslam’ın tasavvuf
yorumu olan Alevilikte,
son zamanlarda bazı
ihanetçilerin ihanetiyle
karşı karşıya kalmıştır.
Alevilik tüm dinlerin
karışımıdır,
Zerdüştlüktür,
Şamanlıktır, “…..lizm”
vb. gibi saçmalıklar
yayılmaya başladılar.
Kuran, Hz. Muhammed ve
onun yüce Ehlibeyti
dışlanarak Alevilik
yaratılmaya çalışıldı.
Akla, mantığa uymayan
saçmalıklarla basını da
kullanarak halkımıza
empoze etmeye
çalıştılar. Aleviliğin
birliğini istemeyen
çevrelerde bunu çok iyi
bir şekilde kullandılar.
Yüzyıllardır inanç
önderleri olarak
haykırdık; İmam Ali,
İmam Hasan, İmam
Hüseyin dedik, dedik
ve gözyaşı döktük.
Cemlerimizde, “Ah
Hasan’ım vah Hüseyin’im”
deyip devamlı gözyaşı
dökmüyor muyuz?
Kendini ve inancını
bilmeyen aymazlar,
Kuran’ın yoruma açık bir
kitap, muhkem (yoruma
açık olmayan) ve
mütaşabih (yoruma açık
olan) ayetleri olduğunu
nereden bileceklerdi ki!
Hangi İslam’dan
bahsediyorsunuz?
Türk
dünyasının Pir’i Ahmet
Yesevi’nin, Anadolu’nun
serçeşmesi Pir Hacı
Bektaşi Veli’nin,
Yunus’un, Mevlana’nın,
Pir Sultan’ın, Abdal
Musa’nın ve daha nice
ermişlerin ve
evliyaların İslam
anlayışın dan mı? Yoksa
Emeviler’in İslam
anlayışından mı?.
Anadolu’ya ve oradan da
Balkanlara, Budapeşte’ye
kadar giden İslam
anlayışı Alevi İslam
anlayışıdır. Alevinin
İslam anlayışıyla bu
topraklar irşat
edilmiştir. Bu
değerlerin inkarı
kendimizin inkarıdır.
Arap kavimlerinin
yorumuna Sünnilik,
Farsların yorumuna
Şiilik, Türklerin
yorumunun adına da
Alevilik denildi. İşte
onun için adımıza İslam
dedik. Alevi İslam
anlayışı dedik. Alevi
İslam anlayışında şiddet
ve cebir yoktur. İşte
gerçek İslâm Alevi İslam
anlayışıdır. Çünkü,
direk gözenin başından
yani Ehl-i Beyt’ten
irşat olmuşlardır.
MEVLEVİLER VE
NUSAYRİLER?
Alevi İslam anlayışının
ulularını çok iyi
tanıyıp, sahip
çıkmadığımız sürece, bu
yüce değerlere başkaları
sahip çıkacaktır.
Katkısız bir Alevi
dedesi olan Hacı Bektaş
Veli’yi dahi Sünni
olarak gösteren yazarlar
dahi çıktı.
Mevlana ve eserlerini
tanıyor muyuz? Alevi
kaynaklarını biliyor
muyuz? İmam Ali’yi, Ehli
Beyt’i tanıyor muyuz? Bu
yüce değerleri
tanıdığımız, bildiğimiz
sürece ve onların
yolunda yürüdüğümüz
sürece dil, din,ırk
ayrımı yapmaksızın 73
milleti kucaklıyorsak
gerçek Aleviliği
biliyoruz demektir
Yunus’un söylediği gibi;
“Ete kemiğe büründüm
Yunus gibi göründüm”
derken, Yunus, kemiğin
rengine, ırkına
bakmamıştır.
Tüm
alemlerin Rabbi olan
Yüce Tanrı’nın gözünde
sen, ben var mıdır?
Sadece insan vardır.
İnsanı muhatap almıştır
ve ona hitap etmiştir.
Tanrı katında olmayan
ayrım niye bizlerde
oldu? Neden bu ayrım,
neden bu dışlama, neden
bu iticilik?
Nusayri ve Mevlevi
kardeşlerimizi ne kadar
tanıdık, ne kadar
bildik? Aynı gözeden su
aldık, aynı gözeden su
içtik, aynı değerleri
paylaştık ve yaşadık ama
el ele veremedik. Dünya
devletleri, sınırlarını
kaldırıp tek çatı
altında bir devlet olma
yolunda ilerlerken,
bizler halen kafamızda
kendi çizdiğimiz ve
koyduğumuz sınırları ne
yazık ki kaldıramadık.
Diyanetin bizleri ve
onları dışladığı
yetmezmiş gibi, bizler
birbirimizi dışladık.
Aynı inanç sahipleri
Diyanetten dışlandığı
için de alkımız yanlış
bilgilerle beslendi.
Onun içinde ayrımcılığı
kullandılar. Bu
değerlerimizin inkarı,
kendimizin inkarıdır.
Büyüklerimiz yurtdışına
gidince Mevlana’yı,
Yunus’u, Hacı Bektaşi
Veli’yi anlatırlar, ama
ülkemize gelince yok
sayarlar.
Çünkü; Balkanlardan,
Orta Avrupa‘ya giden
İslam anlayışı Hacı
Bektaş Velilerin, Pir
Sultanların, Sarı
Saltukların İslam
anlayışıdır. Bunlar
İslam’ın çağdaş yüzüdür,
gülen yüzüdür.
Yaratandan dolayı tüm
yaratılmışı sevenlerin
yüzüdür.Tüm insanlığı
kucaklamışlardır.
Balkanları ve Anadolu’yu
Türkleştirmiş ve
İslamlaştırmışlardır.
Kansız, kılıçsız irşat
etmişlerdir. Bu değerler
bizimdir ve bizim
dediğimiz değerlerin
etrafında da el ele,
gönül gönüle verip,
yolumuzu sonsuza kadar
yaşatabilmek için bir
olduk, bir araya geldik
ve kurumsallaştık.
Adımıza da Alevi,
Bektaşi, Mevlevi,
Nusayri diyerek,
çatımızı da Alevi İslam
olarak tanımladık.
DİYANET
Diyanet İşleri
Başkanlığı 1924 yılında
Mustafa Kemal Atatürk
zamanında kurulmuştur.
Diyanet işleri deyince;
din işlerini yürütendir,
dinle ilgili problemleri
çözendir. Oysa, bugün
Diyanet İşleri
Teşkilatı, 1 Kat trilyon
150 milyarlık
bütçesiyle, yüz bine
yakın camisiyle, yüz
elli bine yakın
personeliyle dev bir
holding gibi varlığını
sürdürmektedir.
Oy
kaygısıyla hiçbir devlet
adamı bu teşkilatı
kaldıracağını
söyleyememiştir.Böylesi
bir kurum
kaldırılamayacağına
göre, yapılacak bir şey
vardır, o da Diyanetin
yeniden yapılanmasıdır
ve özerk bir kurum
haline getirilmesidir.
Bütün inançların
nüfusları oranında
temsilini sağlanmalıdır.
Hatta gayri Müslimleri
de içine alacak şekilde
yeniden yapılanmalıdır.
Mezhepler üstü bir kurum
haline getirilmelidir.
Çünkü: din işleri bir
kamu hizmetidir. Bu kamu
hizmetinden de tüm
yurttaşlar eşit şekilde,
ayrımsız
faydalanmalıdır. Bu
yapıya kavuşturulmadığı
müddetçe, Diyanetin
içinde olmamız söz
konusu olamaz.
25
milyon insanın inancını
devlet tayin edemez.
Sadece Emevi İslam
anlayışı ülkemizde hakim
kılındığı için,
Alevilerde kendilerini
ifade edebilecek
kurumlar oluşturmaya
başlamışlardır. Alevi
İslam anlayışını
benimsemiş yurttaşlar
olarak, bunu ifade
ederken devletimizin
kanunlarına karşı
gelerek değil, yasaların
el verdiği oranda, kamu
düzenini bozmadan
inancımızı yaşatmak,
ibadetlerimizi özgürce
gerçekleştirmektir. Bu
istek en masum istek
olup, demokratik
toplumun olmazsa olmaz
koşullarından biridir.
Adil devlet düzeni de
bunu gerektirir. Zaten
bizler bugün değil bin
yıldır hiçbir karşılık
beklemeden, “Halka
hizmet Hakk’a hizmet”i
bir ibadet olarak saymış
ve bilmişiz.
Anayasamızın 10.
Maddesinin hayata
geçirilmesini istiyoruz.
İnanç özgürlüğünü
sağlama konusunda İnsan
Hakları Beyannamesine
imza koymuş bir ülkeyiz.
Ülkemizdeki nüfusun
üçte birine sahip olan
Alevilerin haklarının
gasp edilmesine daha
fazla tahammülümüz
kalmamıştır. Bu
haklarımızı talep edip,
hayata geçirebilmek için
bireysel çabalarla
değil, inanç önderleri
olarak kurumsallaşarak,
barış içerisinde,
yasalar önünde, dün
olduğu gibi bu günde,
çocuklarımızın özgürlüğü
adına, halkımıza hizmet
etmek için Alevi İslam
Din Hizmetleri
Başkanlığı’nı bu
amaçlarla kurduk.
Bir
takım art niyetli
insanların, Alevi
Diyaneti kuruldu, gibi
tanımları bizi
bağlamamaktadır. Kurum
olarak kendimizi “Alevi
Diyaneti” olarak ta hiç
bir zaman
tanımlamadık.Gönlü ve
eli kirli olmayan tüm
insanlara kapımız ve
gönlümüzde açıktır.
Hizmet bizden, himmet
Haktan olsun.
Saygılarımla.
19.05.2005
Ali Rıza UĞURLU
Cem Vakfı
Alevi İslam Din
Hizmetleri Başkanı
|