|
İMAM ALİ İSLAM VE
EHLİBEYT
Hz Muhammed “ Ali 124
bin peygamberle sır
geldi benimle aşikar
oldu” demiştir. Hz
Ali’ki İslam onunla
yücelmiştir. Hakla batıl
onunla ayrışmıştır. O
kendi deyimiyle “ bilin
ki Allah, hayır işlemeye
ehil olanları, emrine
uyup hakka yönelenleri
seçmiştir. Hakkın
direkleridir onlar,
itaatı kulluğu,
koruyanlardır onlar.
Sizin içinde her
kullukta, Allah’tan bir
yardım var, onu
dillerden söyler.
Gönüllere ilham eder;
yeter bulanlara bunda
yeterlik vardır; şifa
arayanlara şifa vardır.
Bilin ki Allah’ın ilmini
koruyan kullar vardır ki
onu sıyanet ederler;
kaynaklarını akıtıp
dururlar. Birbirleriyle
uzlaşarak buluşurlar,
birbirlerine sevişerek
kavuşurlar. Birbirlerine
ilim ve hikmet sağrağını
sunarlar; onu içip vefa
ve nasihatla kanarlar
onları şüphe
bulandırmaz; gaybet
onlara yol bulmaz.
Yaratılışları, huyları
böyledir.bu huylarla
sevişirler. Bu
huylarla,birbirleriyle
uzlaşırlar. Onlar ekin
için ayrılmış en güzel
tohumlardır. Kötüleri
ayıklanmış atılmıştır.
İyileri seçilmiş
alınmıştır. Öz doğruluğu
onları seçmiştir.
Sınanmalar onları
denemiştir.” Evet
kendi deyimiyle ehlibeyt
İslam’ın yücelmesi için
en ağır sınavı
vermiştir. İslam
ehlibeyt demektir
Ehlibeyt İslam demektir.
Her kim Ehlibeyt’in
dışına çıktıysa
Ehlibeyti katleden
Emevi’nin Arap
milliyetçiliğini din
kılıfına bürüyerek
uydurduğu yalan
bataklığına düşmüş olur.
Fırkay-ı marikin denilen
dinden çıkmış bu fırka
Emevi ve Mervani
melikleri ve Abbasi
halifeleri zamanında
meydana çıkan bir çok
zahiri uleması onların
yoluna uygun ve onların
arzularına göre
içtihatlarda bulunmuşlar
ve bu batıl fikirleri
yaymak hususunda da bir
çok kitaplar
yazmışlar.yazıp
uydurdukları bu kitaplar
dinin emirleri gibi
gösterilerek resmiyete
konulmuş ve merasime
tabi tutulmuştur. İşte
bu muamele dinin aslı
olan Ehlibeyt’i
unutturmuştur. Halk
tabakası ise
padişahların ve onlara
bağlı olan hükümet
ricalinin mesleklerine
tabi olarak “padişahlar
hangi dine tabi iseler,
halk’ta o dine tabi
olurlar.”hükmüne uyarak
aslı unutmuşlar lüzumsuz
şeyler ve mugalatlı
sözlerle oyalanmış. Bu
yüzdende hakikatten
uzaklaşmışlardır. Bu
zamanımızda da aynı
şekilde devam
etmektedir. Bu
Mutaassıplar Ehlibeyt
yolunu uydurmalarla
örtmüşler ve böylelikle
Mahz-ı hikmet-i vahyi la
yemut” olan kelamullahı
ruhsuz manalarla tefsir
etmişlerdir. İnsanların
araştırması lazım kuran
bizi uyarmıştır.
Aklınızı kullanın
demiştir. Atalarınız ya
yanlış bir yol
üzerindeyse diye
defalarca uyarmıştır.
Halkın genel sorunu ise
aklını kullanmadan
kendisine toplumu
tarafından dayatılan
anlayışa teslim
olmaktır. kur’an aklını
kullanmayanların
üzerlerine pislik
yağacağını
bildirmiştir. Kur’an
ehlibeyte inmiştir.
Nur-i Nübüvvet ve Nur-i
Velayet ehlibeyttendir.
Nübüvvet Hz. Muhammed
Velayet Hz. Ali’dir. Hz
Muhammed “Ben ilmin
şehriyim Ali onun
kapısıdır.” Demiştir.
Yani her kim İslam’ım
diyorsa Ali kapısına
yani velayet kapısına
gelmesi lazım aksi
taktirde şehri
Muhammed’e’ ulaşmış
olmaz Nur-i Nübüvvet ile
Nur-i Velayet vahit’tir
yani bir nurdur. Hz.
Muhammed “Ben ve Ali bir
Nur-i zat-ı Kibriyadanız.Ben
ve Ali devr-i Ademden
beri bir nur olarak
ceddim Abdülmuttalib’e
kadar birlikte geldik,
ve oradan Nur-i Nübüvvet
babam Abdullah’a
ayrıldı. Nur-i Velayette
Ebutalib’e ayrıldı
Abdullah mazharın’dan
ben geldim. Ebutalib
mazharın’dan da Ali
zuhura geldi.Ya Ali
senin vücudun benim
vücudum ,senin kanın
benim kanım,senin ruhun
benim ruhum.” Demiştir.
“Ali göz yumup açıncaya
kadar Allah’a şirk
getirmedi.” Demiştir. Hz
Ali’nin alemlere rahmet
Muhammet Mustafa ve
İslam uğrunda yaptıkları
saymakla bitmez fakat
kısaca anlatacak olursak
her halde okuyanlar
tarafından aşığı da
yazılanlar, dikkate
alınacaktır. Hakikatte
Hz Muhammed’e layık olan
kimdir? hakikatte halife
kimdir.? Hakikatte İslam
kimdir.?
1.
Hicretin başlangıcında
Kureyş kafirlerinin Hz
peygamberin saadet
hanelerini muhasere ve
göz altında
bulundurdukları sırada,
Resulullah’ın emri
mucibince yatağında
yatarken de asla korku
ve hazen duymayarak aziz
canını canana feda
edendir.
2.
Hicretin birinci
senesinde sahabeler
arasında kardeşlik akdi
yapıldığında;Cenabı
Nebiyy-i Zişan efendimiz
sahabeden her birini
kardeş eylediğinde Hz.
Şahı velayet efendimiz
yalnız kalınca “Ya
Resulullah ben yalnız
kaldım. Bana kim kardeş
olacak ? deyince Hz
Muhammed “iki cihanda
sen bana kardeşsin”
demiştir.
3.
Hicreti nebeviyye’nin
ikinci senesinde; uhud
harbinin en kızgın
deminde küffar
askerleri, İslam
askerlerine zahiren
galebe çaldıklarında
bütün eshap canlarının
korkusundan Hz. Mahbubi
Kibriya efendimizi o
kanlı muharebede yalnız
bırakarak kaçmışlar ve
kafir askerleri Cenab-ı
Habib-i Hüdayı
ortalarına alarak bazı
azayı şeriflerini mecruh
ve mübarek dişleri
kırılmıştı esnay-ı
ızdırapta “Nadı Ali”
nazil olarak imdada
yetişerek o mahbubu
sübhanı Zülfikarı ile
düşmanların hücumundan
kurtaran ve o demde
hakkı alilerinde “La
feta illa Ali la seyfe
illa zülfikar” manzumesi
şanına inmiştir.
4.
Hicretin altıncı
senesinde, hendek
harbinde küffar askeri
Medine-yi münevvereyi
muhasara altına
aldıklarında, “Amr ibni
abdived” hendeği
atlayarak korkunç bir
sada ile benimle
döğüşecek kimse varmı?
Diye haykırmıştı o anda
fahri kainat efendimiz
eshabına hitaben “Bu
belayı üzerimizden
defedecek ve bu kuvvetli
düşmanın karşısına
çıkacak içinizde kimse
yokmu? Diyerek üç defa
seslendikleri halde
eshaptan hiçbir kimse
yerinden kıpırdamadı.
Ancak cenab-ı piyri Hüda,
o emri Risalet penahinin
infazı uğrunda can-ı
azizini feda etmek
azmiyle Hz Ali yerinden
sıçrayıp “ Ya Resulullah!
müsaadenizle ben bu
kafir mübarize cevap
vereceğim.” Diyerek, o
meşhur dövüşçünün
karşısına çıkarak ve bir
anda Zülfikar’ın
darbesiyle o heykeli
cesimi yere sermiş
olduğundan “Ali’nin bir
vuruşu, haşre kadar
gelecek bütün ümmetimin
Salih amellerinden
üstündür.” Demiştir.
5.
yedinci hicret senesinde
Hayber harbinde Sancağ-ı
saadet ekabir-i
sahabeden üç gün sıra
ile ( Ebubekir, Ömer
dahil) birinden diğerine
Hz. Resulullah
tarafından verilerek bir
fırka askerle hayber
kelesi üzerine
gönderildi ise de fetih
müyesser olmayınca
Cenabı Nebi “yarın İslam
sancağını öyle bir
kahramana vereceğim ki
o merd-i kavi, merd-i
kerrar’dır, ferrar
değildir. O merd Allah
ve Resulünü sever Allah
resulü de onu sever. Hak
teala Hayber kalesini
onun eli ile fethetse
gerektir. O Esedullah-ı
galip Ali ibni Ebutalip
Hayber kelesinin
kapısını pençeyi
kudretiyle kopardı. Ve
fethetti.
6.
Hicretin sekizinci
senesinde, Mekke’nin
fethinde Kabe’nin üst
raflarında bulunan iki
büyük putun aşağı
indirilmesi için Hz
Şah-ı Risalet, Muhammed
Şahı velayet Ali
efendimize hitaben “Ya
Ali! Omzuma basta şu
büyük putları aşağı
indir, parçala.”
Buyurdular Hz Ali
Risaletpenah efendimizin
omuzlarına basarak o iki
heykeli cesimi
Zülfikar’la kırıp
parçalamış ve aşağıya
atmıştır. Hz Ali Risalet
penahın omzuna
çıktığında hakikati
Muhammediyye yi kainatı
kaplamış olarak gördü.
7.
Hicretin dokuzuncu
senesinde şeref nazil
olan (Berae suresini
Tevbe suresinin
içinde)Allah’ın emri ile
Mekke’ye giderek
topluluk içinde yüksek
bir yere çıkarak
korkusuzca ve Kemal-i
belagatle okuyan ve bu
hususi hizmeti ifa için
canab-ı Hak tarafından
intihab ve tayin olunan
ve bu Berae suresi
üzerine mu’temen kılınan
( surenin teslim
edileceği emniyetli
şahıs Ehlibeytin yücesi
Ali’dir.)
8.
Hicretin onuncu
senesinde bütün
eshabıyle hiccetül veda
da Mekke’den (gadir-i
Hum) denilen bir mevki’
de Hatemül enbiya aleyhi
ekmelüt’ tehaya
efendimiz ashabına
hitaben : Beni ukbaya
davet ettiler. “Ben
müminlere nefislerinden
evla değilmiyim?”
Buyurduklarında umum
eshap (evet) dediler
Cenabı Nebi tekrar edip
“ben size iki emri azim
bıraktım. Birincisi
Kur’an ikincisi
Ehlibeyt’imdir. Asla
muhalefet etmeyerek
bunlara tabi olunuz.
Bunlar birbirleri ile
Rabıta-i tam bularak
Havz-ı Kevser’de bana
kavuşurlar bu iki
emanete nasıl tabi
olacağınızı ve
hukuklarına nasıl riayet
edeceğinizi yakında
görürsünüz. Muhakkak
Allahu teala benim
Mevlamdır, bende bütün
müminlerin Mevlasıyım
buyurduktan sonra
vasiyyi Nebi İmam-ı Ali
efendimizin elinden
tutup yukarı kaldırarak
“Ben kimin Mevlası isem
Ali’de onun Mevlasıdır.
İlahi ona dost olanlara
sende dost ol. Ve ona
düşmanlık edenlere
sende düşman ol ve onu
hor tutanı hor tut. Ve
ona yardım edene sende
yardım et.” Demiştir.
9.
Hicretin onbirinci
senesinde Hz. Hatemül
enbiya efendimiz saadet
hanelerinde ahiret
alemini teşrif
buyuracağı gün,
Kurret’ül ayneyn; Cenab-ı
Hasenyn’ül ahseneyn
efendilerimizi huzura
çağırıp, o iki
ciğerpareyi Fatımat’üz
Zehrayı Kemal’i rikkatle
okşadıktan sonra (Ali’yi
yanıma çağırınız.)
buyurdular. Bu emir
üzerine Hz. Haydar
gelip, Hz Resul-i
Ekrem’in başı ucuna
oturdu. Ve mübarek
başını kolu üzerine
aldı. O anda Hz Hatem-ül
Mürseliyn Cenabı
Hayder’e bakarak “Ya
Ali! Kevser havuzunun
başında bütün ümmetimden
evvel bana vasıl olacak
sensin. Benden sonra
sana pek çok mihnet ve
meşakkat erişecektir.
Her halde sabır ve
temkin ederek tarik-i
müsaberete (sabır
gösterme yolu)sülük
edersin. Halk dünyaya
tama edip onu isterken,
sen ahireti ihtiyar
(arzu) edersin.” Buyurdu
o sırada rum diyarına
sefere hazırlanan orduda
bulunan eshabın ileri
gelenlerinden bazıları
huzuru Resulullaha
gelerek Huzuru nebevide
oturdular o esnada
tarafı-aliyy-i Risalet
penahiden vasiyet name
yazılmak üzere kalem ve
hokka emrolundukta Ömer
ibni hattab yüksek bir
sesle:”bize kitabullah
yeter başka bir vasiyet
istemez o sekr
halindedir.konuştuğu
geçersizdir. ) dedi
Ömer’in pek nazik bir
zamanda edebe mugayir bu
sözüne Ehlibeyt
incindiler. Bunu nebiyi
alem bilmezmiydi?
dediler. Vasiyetin
yazılsın yazılmasın
sözleri ortalığı
gürültüye boğdu. Bunun
üzerine Resulullah a.s
(Peygamber huzurunda
yüksek sesle
konuşmayınız) mealindeki
ayeti celileyi okuyarak
(haydi buradan çıkın)
diyerek onları
huzurundan çıkardı yani
nazikane kovdu bu
itirazlar karşısında
şah-ı Velayet efendimiz
Ali “ Ya habiballah !
her ne söylerseniz bana
şifahen söyleyiniz, ben
sizin vasiyeti
aliyyenizi hatırımda
tutarım. Sahifeyi sineme
yazarım. Dedim.” “
bundan sonra Resulullah
beşerin idrakinin
üstünde ledünni
hakikatleri, ilahi
nurları ve rabbani
sırları gönülden gönüle
aktararak halen ve manen
bana bildirdi. O demde
binlerce ilmi ledün
esrarı kapıları bana
açıldı. İşte asıl
edecekleri vasiyeti
aliyyeyi manen ve zevken
o anda bana bildirdi.”
Buyurdular. “Allah’ın
salatı ve selamı onun
soyuna olsun,
Muhammed’in ashabından
olup onun dinini
koruyanlar, gerçektende
bilirler ki ben, bir an
bile Allah’ın emrini
reddetmediğim gibi,
Resulünün emrini de
reddetmemişimdir.
Erlerin, yiğitlerin
dayanamayıp
geriledikleri tehlikeli
yerlerde Allah’ın bana
ihsan ettiği erlikle,
yiğitlikle canımı onun
uğruna koymuşumdur.
Allah’ın selatı ve
selamı onun soyuna olsun
başı, benim göğsümdeydi,
ağzının yarı elime
akmıştı bende onu yüzüme
sürmüştüm. Onu yıkamaya
kalktım, melekler
yardımcımdı. Evde,
çevresinde feryat
yücelmişti. Meleklerin
bir bölüğü inmedeydi,
bir bölüğü çıkmada. Onu
yatacağı yere koyuncaya
dek onların sesleri,
onların salavat
getirişlerinin ünleri
kulağımdan gitmemişti.
(Bu arada diğer
halifeler neredeydi
sorusunu da sormamız
gerekiyor.) Ona
hayatında da memadında
da benden daha yakın,
halifeliğine benden daha
layık kim var? Can
gözlerinizi açın;
kendisinden başka mabut
olmayan Allah’a andolsun
ki ben, elbette dosdoğru
anayoldayım onlarsa
batıl kaygan yolda
duyduklarınızı
söylüyorum (Hz Muhammed
defalarca ümmete bu
tebligatı yapmıştı.)
Allah’tan benim ve sizin
bağışlanmamızı
diliyorum.”
Yani başta söylediğimiz
gibi İmam Ali hakkındaki
sözler yazmakla bitmez.
İslam’ım diyenlerin Hz.
Şah-ı Velayeti iyi
bilmeleri lazım o kapıda
durmaları lazım Hz
Muhammed’in kapısı onun
kapısıdır. zira başta
söylediğimiz gibi Hak
ile batıl İmam Ali ile
bilinir. Ehlibeyt ile
bilinir. Ehlibeyti
tanımayan kimselerin
yaşadığı anlayış her ne
olursa olsun şartlandığı
anlayış olduğu gibi
hakikati de taşımaz Hz
İmam aleyhisselam
efendimizin Şanı Velayet
penahilerinde şeref
varid ayetlerin, hadisi
şeriflerin ve
medhiyelerin haddi
hesabı yoktur. Kemalat-ı
ulviyyelerini beşerin
akıl ve havsalası idrak
ve tefekkürden acizdir.
velhasıl o’nun kemalatı
tarife ve tavsife sığmaz
o padişahlar padişahını
yaratılmışlardan hiçbir
fert layıkıyla idrak
edememiştir. O şehinşahı
Resul “Ya Ali! Seni bir
ben bildim, birde Allah
bildi” buyurmuşlardır.
Hz. Ali Hz. Muhammed’
hakkında “Allah onu öyle
bir çağda yolladı ki,
insanlar sapmışlardı,
şaşırmışlardı. Fitne
yoluna ayak
atmadaydılar; olmayacak
şeyle, onları doğru
yoldan alıkoymuştu.
Büyükler (büyük
sandıkları) kişiler
onları gerçek yoldan
saptırmışlardı.
Bilgisizler,
bilgisizlikle onları
aşağılatmışlardı.
İşlerinde şaşkına
dönmüşlerdi; cehil
yüzünden belaya
düşmüşlerdi. Onlara öğüt
vermede direndi; doğru
yola yürüdü;onları
hikmete, güzel öğüte
çağırdı. Karar ettiği
yer karar edilecek
yerlerin en
hayırlısıdır. Yetiştiği
yer, yetişilen yerin en
yücesidir. Keramet
madenlerinde yetişmiş,
selamet yaygısının
yayıldığı yerlerde
gelişmiştir. İyi
kişilerin gönülleri ona
yönelmiştir. İnananların
gözleri ona
meyletmiştir. Allah eski
kinleri onunla
gömmüştür. Gönüllerdeki
düşmanlıkları onunla
söndürmüştür. Onunla,
inananları
uzlaştırmıştır, kardeş
etmiştir. O’nunla şirki
imandan ayırmıştır.
o’nunla,
Alçalışı yüceltmiştir.
Onunla yüceliği
alçaltmıştır. Sözü
anlatıştır.o’nun susması
,söz söyleyiştir. Onu
apaydın ışıkla görünüp
duran şüpheleri gideren,
delille apaçık yolda,
insanları sapıklıktan
kurtaran, doğru yola
sevkeden kitapla
gönderdi. Mensup olduğu
boy, en hayırlı boy,
ağacı en hayırlı ağaç,
dalları budakları güzel
ve doğru, dileyenler
meyvelerinden kolayca
yiyebilirler. Doğduğu
yer, Mekke göçtüğü yer,
tertemiz şehir Medine
anılışı orada yüceldi
ünü oradan duyuldu. O’nu
yeter bir delille, şifa
veren öğütle, halkı
düzene sokacak bir
davetle gönderdi;
bilinmeyen ilahi
hükümleri, o’nunla
belirtti, bildirdi
noksan ve ayıplanacak
bidatleri adetleri,
onunla söküp attı.
uyulması gereken şeyleri
onunla tebliğ etti.
İslam’dan başka bir din
arayanın kötülüğü
meydandadır.onun
kutluluk bağları kopar
baş aşağı düşer
gider,uzun bir hüzne
daldıktan, çetin bir
azaba uğradıktan sonra
belki geri döner.
Karanlıklarda doğru yolu
bizimle buldunuz;
yüceliklere,
üstünlükler bizimle
ağdınız; ayın
sonlarındaki
karanlıklarda bizimle
aydınlığa çıktınız.
Sağır olsun o kulak ki
yüksek sesi duymaz;
bağırışı duymayan, hafif
sesi nasıl duyar?
Yatışsın o yürekler ki
boyuna titrer,boyuna
çarpar sonunda hiyleye
sapacağınızı biliyordum,
bekleyip duruyordum;
sizde aldanmışların
nişanelerini görüyordum.
Fakat iman perdesi
bürümüştü beni; yüzünüze
vurmuyordum; özümün ve
niyetimin doğruluğu
sizin halinizi
göstermişti bana
açıklamıyordum Her yana
sapan yollar arasında,
durdum sizin doğru yolun
başında her tarafa
bakıyordunuz; yoktu
kılavuzunuz. Her yeri
kazıyordunuz yoktu
suyunuz bu gün sessiz
dilsiz söylüyorum yiter
gider benden ayrılan
bana gösterildiği andan
beri gerçekte şüphe
etmedim ben. Musa
kendisi için
korkmamıştı; korkmuştu
bilgisizlerin üst
olmasından; sapıklığın
hükmetmesinden. Bu gün
ben ve siz durmuş hak
yolla batıl yol üstünde;
suya kavuşacağından emin
olan susamaz bir an
onların güçleri
kuvvetleri yokken ben
kalktım yardıma koştum;
onlar başlarını
hırkalarının içine
sokmuşlarken ben kendimi
meydana attım onlar
sözden kalmışlarken ben
konuştum. Onlar durup
dururlarken ben Allah
ışığıyla karanlıkları
aştım. Gene de en hafif
konuşanları bendim
kendini en fazla
göstermemeye çalışanları
bendim. Gemi salıverip
atımı koşturdum öndülü
alıp koştum. Bir dağ
gibiydim ki yeller onu
yerinden kıpırdatamaz,
kasırgalar onu söküp
atamaz. Hiç kimsenin
gücü yoktu ki yüzüme
karşı bir aybımı
söyleyebilsin kimsenin
haddi değildi ki
arkamdan beni kınasın.
Aşağılık bir hale düşen
benim katımda yüceydi,
üstündü ona zulmedenden
hakkını alırdım ben.
Kuvvetli olan benim
katımda zayıftı mazlumun
hakkını alırdım ondan.
Allah’ın kazasına razı
olduk; emrine teslim
oldum itaatte bulundum
hiç gördün mü Allah’ın
elçisine yalan isnat
edeyim ona iftirada
bulunayım onu ilk
gerçekleyen kişiyim ben,
ona yalan isnat eden ilk
kişi olmam ben yapacağım
işe baktım verdiğim sözü
hatırladım, tuttum beyat
ettim.” Evet Hz Ali’nin
sözlerinden bir kaçını
örnek olarak verdik. O
Ali’dir. Allah’ın Ali
isminde şeref bulmuş
yüceliklerin en üstününü
yaşamıştır. Hz Muhammed
Mustafa’nın yanında
toplum ve ruh
hareketinin en yücesini
teşkil etmiş sürekli
tehlikelerin kucağında
yaşamış, tek bir defa
bile titrememiş ve zaaf
göstermemiştir. Hz.
Ali’de bitimsi olan şey;
onun ruhunun çok
boyutluluğundandır. O
her tür ruhsal boyutta
kahramandır. Dr. George
Cordak İmam Ali İnsani
adaletin sesinde “Ey
zaman! keşke tüm
güçlerini ve ey tabiat
keşke tüm istidatlarını
bir insan’ın, bir
dehanın ve büyük bir
kahramanın yaratılışında
toplasaydın ve bir kez
daha dünyamıza Ali
verseydin.” Demiştir.
İnsani değerlere inanan
herkes Ali’ye İnanır. Ve
bu değerlere inanan, bu
hedefler yolunda
mücadele eden her çağın
ve her hareketin Ali’yi
tanımaya ihtiyacı
vardır. Onu tanıdığında
da ona aşık olur. Bu aşk
harekete geçirici ve
insana kurtuluş
bahşedici en büyük güç
olur. Hz. Muhammed
“Benim Ehlibeyt’im
Nuh’un gemisi misalidir.
Her kim o gemiye binerse
kurtuluşa erer.”
Demiştir.
Ali
YÜCE Dede
Kaynak:
Nehc’ül Belaga (Hz.Ali )
Fazlullah Rahimi
HZ. FATIMA VE EHL-İ
BEYT
Hz.
Muhammed’in (s.a.v.)
Gönlündeki sevgili
evladı Fatıma idi.
Öyle ki “ Resul
geldiğinde Fatıma
kalkar onu öper,
yerini ona verirdi.
Fatıma gelince de
Allah Resulü kalkar,
kızını öper ve
yerini ona verirdi.
Bir yıl sonra
Resulün evladı
olacak soy, ilk
meyve Hz. Hasan
dünyaya geldi.
Ondan
sonra şehitler
sultanı Hz. Hüseyin
doğdu. Bu çocukların
doğumu üzerine Hz.
Muhammed’in huzur
köşesi kızının evi
olmuştu. Onları
bağrına basar,
sırtına bindirip
gezdirirdi. Öyle bir
sevgi ki bu Medine
sokaklarında şunun
bunun seyretmesine
aldırmadan sırtında
gezdirirdi.
Mescit’te secdenin
uzun sürmesi
üzerine, bunun
sebebini soran
sahabeye,
“Değişen bir şey
yok. Yalnız bu
küçükler secde
sırasında boynuma
biniyorlar, onların
inmesin bekliyorum.”
Ve bu yavrulara
bakarak; “Ben
sizinle harp edene
harp, sulh içinde
olanlara da sulh
ilan ettim.” Ve
ayakları üzerine
alarak oynar ve
yalvarır ki;
“Allah’ım! Ben bu
yavruları seviyorum.
Onu sende sev
bunları sevenleri de
sev.”
Hz.
Muhammed (s.a.v.)
Bir gün yolda
giderken, yolda
oynamakta olan
Hüseyin’i görmüş.
Onun yüzünü ilk
mübarek ellerinin
içine almış,
“Hüseyin benden, ben
Hüseyin’denim,
Allah’ım Hüseyin’i
sev.”
Yanındakilerin
şaşırdığını görünce
şöyle buyurur;
“Merhameti olmayan,
merhamet bulamaz.”
Ehlibeyt
kelimesinin anlamı
“Ev halkı” demektir.
Öyleyse Hz.
Muhammed’i ev halkı
kimdir? Ahzab Suresi
Ayet 32 – 33 – 34.
“Ey
peygamber hanımları!
Evlerinizde oturun.
Daha önceki
cahiliyye
kadınlarının kırıla
– döküle, süslerini
göstererek,
yürümeleri gibi
yürümeyin. Namazı
dosdoğru kılın,
zekatı verin.
Allah’a ve Resulüne
itaat edin. Allah
sizden kiri gidermek
ve sizi tertemiz
kılmak ister ey
ehlibeyt.”
Bu
ayetler Peygamber
hanımlarının
Ehlibeyt
olmalarından değil,
onlara gelecek kir,
lekeler ve arın
Ehlibeyt’e gelmiş
sayılacağındandır.
“Ehlibeyt’im ümmet
için bir kurtuluş
garantisi ve ümit
aracıdır.”
Kur’an’ın “Allah
sizden kir ve
kötülüğü temizleyip
gidermek ister”
ayetinden sonra Hz.
Muhammed, Hz. Ali,
Hz. Fatıma, Hz.Hasan
ve Hz. Hüseyin’i
çağırır abasını
üzerlerine örterek;
“İşte benim
Ehlibeyt’im
bunlardır Allah’ım
bunlardan kir ve
kötülüğü uzak tut ve
onları tertemiz kıl”
diye dua eder.
Usâme anlatıyor;
Bir gece bir işim
için Allah Resulünü
ziyaret ettim.
Elbisesi altına
birilerini almıştı.
Sordum: Ey Allah
elçisi, elbisenle
sarıp
sarmaladıkların
kimler?
Cevap;
Bunlar Hasan ile
Hüseyin’dir. Bunlar
benim yavrularım ve
yavrumun da
yavrularıdır.
Allah’ım, ben
bunları seviyorum.
Sende sev. Onları
sevenleri de sev.”
Ümmü Seleme
anlatıyor;
“Fatıma’nın evine
gitmiştim. Tüm aile
yemek yiyorlardı.
Yedikten sonra Ali,
Fatıma, Hasan ve
Hüseyin’in üzerine
Hayber imalatı abayı
örterek şöyle dedi.
“Ey Allah’ım!
İşte bunlar benim
Ehlibeyt’im ve Ali
azamdırlar. Sen
onları rızana aykırı
şeylerden uzak tut.”
Sonuç
olarak diyebiliriz
ki; bu ayeti geniş
anlamda tutup
“ayette adı geçen
Ehlibeyt’ten maksat
aslen yüce
Peygamberle kızı
Fatıma, damadı Ali,
torunları Hasan ve
Hüseyin, ikincil
olarak peygamberin
hanımlarıdır.” Ehli
sünnetin görüşü
budur.
Bu
görüşüm hiçbir
anlamı yoktur. Çünkü
Hz. Muhammed’in
eşleri ölüp
gitmişlerdir. Geriye
kalan sadece Ali –
Fatıma ve neslidir.
Yani Ali – Fatıma
soyundan gelen
imamlar zinciri olan
on iki imamlardır.
Baki olanlar da
bunlardır.
Kur’an
Peygamber’in
tebligatına karşılık
ücret olarak onlara
sevgi ve saygıyı
(medevvet)
emrediyor.
Şura
Suresi ayet 23:
De ki ; Ben bu
teblig ve hizmetime
karşılık sizden
ücret istemiyorum.
Ehlibeyt’ime
medevvet istiyorum.
Bu ayette “KURBA” =
yakin akraba
kelimesi
kullanılmıştır.
Birileri bu kelimeyi
“Allah’ yakınlık”
olarak
yorumlamışlarsa da
hakim görüş
Ehlibeyt’tir.
Yakın akraba sözcüğü
Kur’an’da 16 yerde
geçmektedir.
(Bakara 186, 177 –
Nisa 8, 36 – Enfal
41 – Rûm 38 – Haşra)
Emevi
zihniyeti bu yakın
akraba kelimesini
saptırmış “Kurbâ”
sözcüğünü Allah’a
yakınlık deyip
zalimlerini de bu
ayete sokmaya
çalışmışlardır.
Kur’an’da Mübahele
adlı bir olay
vardır. Hicretin 10.
Yılında Hz.
Muhammed’in gayri
müslümlere çarpısı
vardır. Necran
halkına mektup yazar
ve İslam’a çağırır.
Necranlılar bir
heyetle gelirler ve
sorarlar;
-
İsa’nın
babası kim?
Peygamber durur ve
bu anda ayet gelir.
Ali İmran Suresi
ayet 61 “Sana
İsa’nın, Allah’ın
kulu ve resulü
olduğuna dair bilgi
geldikten sonra bu
konuda seninle
tartışmaya girene de
ki; Gelin
oğullarımızı ve
oğullarınızı,
kadınlarımızı ve
kadınlarınızı,
bizleri ve sizleri
çağıralım. Sonra
hepimiz niyazda
bulunup yalvaralım
da Allah’ın laneti
yalancıların üzerine
olsun.”
Bu teklif
Mercanlıları
endişelendirdi, süre
istediler. Ertesi
gün Hz. Muhammed
kucağında Hüseyin,
elinde Hasan,
arkasında Hz. Ali ve
Hz. Fatıma ile
buluşma yerine
geldi. Böylece bu
ayet çocuklarım Hz.
Hasan ve Hüseyin,
kadınlarımız Hz.
Fatıma, biz demekle
de kendisi ve Hz.
Ali’yi kasdetmiş
oluyor. İşte yine
Ehlibeyt. Ve bu olay
Hz. Muhammed’in
nübüvvetine ve onun
Ehlibeyt’inin
üstünlüğüne
delildir.
(Beyzavi)
Ademi Safiyullah
Rabbinden bir takım
kelimeler hürmetine
af diledi ve
bağışlandı.
Sordular: Nedir bu
kelimeler?
Cevap: “O
kelimeler Muhammed,
Fatıma, Ali, Hasan
ve Hüseyin’dir.”
Hz.
Muhammed (s.a.v.);
“ Ben sizlere iki
emanet bırakıyorum.
Allah’ın kitabı
Kur’an ve Ehl-i
Beyt’imdir..” Bu
iki emanete sahip
çıkın.
İmam-ı
Şafii; “Ey Resul
Ehl-i Beyt’i! Sizi
sevmek, Allah
tarafından Kur’an’da
faraz edildi. Bu
size yeter övünç
olarak ve size salât
ve selam
getirmeyenin namazı
geçerli olmaz.”
Rafizi oldun
diyorlar bana. Benim
yüzüm, önderlerin ve
ermişlerin en
hayırlısına
dönüktür. Resul’ün
varisi Ali ve
yavrusunu sevmek
Rafizilikse,
bilsinler ki en
büyük Rafiziyim.”
Karanlığı tanımayan
ışık, tam ışık
değildir. Bu ışık
tam olsa da onun
büyüklüğü fark
edilmez, ta ki
karanlıkta
görülünceye kadar.
İşte Ehlibeyt böyle
bir ışıktır.
Evet,
bir gün gelecek Hz.
Muhammed’de
göçecekti. Hz.
Fatıma bunu
kabullenmekte çok
zorlandı. Öyle ki;
Tahammül kalması,
sabrım tükendi
Resuller sultanı
göçtükten beri
Ey göz,
yaşlarının yıkılsın
bendi
Aksın kanın, bir
şey kalmasın geri.
Nerdesin ey Allah
Resulü nerde?
Çaresizler yasta,
yetim kederde
Ağlar sana
dağlar, kurtlar ve
kuşlar,
Ağlar sana
gökleri toprak ve
taşlar,
Ağlar sana
mahşer, Hacün ve
Rükün ey yar,
Ağlar sana ey
can, Mekke, her
diyar,
Ağlar sana İslam,
çok garip kaldı,
Ağlar, hasret onu
gurbete saldı.
Görseydin, âh,
senini nur minberini
Bir karanlık
sardı ışık yerini.
Marifet: Veliyullah
olup, Ali gibi
görünmekten çok
Hüseyin olup, Ali’ye
layık olmakta
gizlidir. Ali’ye
layık olmaksa onun
doğruluğuna inanıp
can verdiği yolu
yaşamak ve
sürmektir.
“Fatıma, mahşerde
bütün kadınların
sultanı olacaktır.
(Hadis)
Hz. Fatıma
babasından sonra
mutlu olmadı.
Babasının mirasına
yapılan
haksızlıklar,
ailesine yapılan
haksızlıklar onu
yıkmıştı. Bu
haksızlıklara karşı
Mescid-i Nebevi’de
uzun bir konuşma ile
dile getirdi.
“Lütfettiği
nimetler için
Allah’a hamd, ilham
ettikleri için
şükürler, takdim
ettikleri için
övgüler… Bütün
nimetleri için ki
önümüze serdi, bütün
lütufları için ki
bize ulaştırdı,
bütün bağışları için
ki, peş peşe geldi.
Onun nimetleri
sayılamayacak kadar
çok, karşılığı
verilemeyecek kadar
fazla, idrak
edilemeyecek kadar
sonsuz…”
“Sizler, ey
Allah’ın kulları.
Sizler, Allah’ın
emir ve yasakları
üzerine bekçileri,
dininin ve vahyinin
taşıyıcılarısınız.
Sizler, kendi
benlikleri üzerine
Allah’ın
eminlerisiniz.
Sizler, diğer
milletlere de
hakikat
tebliğcilerisiniz.
Ve sizler, Allah’ın,
aranızdaki hakkının,
ahdinin, emanetinin
de
koruyucularısınız…”
“Ey insanlar!
Biliniz ki ben
Fatıma’yım ve babam
Muhammed
Mustafa’dır. Sözün
ilkini ve sonunu
söylerim, konuşmamda
lüzumsuz,
davranışımda
münasebetsiz bir şey
yoktur. Şimdi siz
tutup, benim kendi
babama varis
olamayacağımı
söyleyebilir
misiniz? Cahiliye
ahlakıyla mı
hükmediyorsunuz,
yoksa bilmiyor
musunuz durumu?
Hayır, biliyorsunuz.
Şu parıldayan güneş
ne kadar açık
biliyorsunuz ki ben
Muhammed’in kızıyım.
Ey Ebu Kuhafe’nin
oğlu (Ebu Bekir),
Allah’ın Kitabı’nda
senin için “babasına
varis olur” yazılı
iken benim için
“varis olamaz”mı
yazılı. Çok çirkin
bir iş yapıyorsun.
Allah’ın Kitabı’nı
göz göre göre bir
kenara mı itiyorsun?
Yoksa Kur’an’ın
hükümleri benim için
geçerli değil mi?
Benimle babam
arasında veraset ve
akrabalık işlemiyor
mu? Mirasla ilgili
ayetler size mi
özgü? Babam onların
hükümleri dışında mı
kalıyor? Yoksa iki
din var da ben ve
babam bunların
ikincisinden miyiz?
Yoksa Kur’an’ın
inceliklerini siz
babamdan ve onun
amca oğlu Ali’den
daha iyi mi
biliyorsunuz?”
“Ve siz ey Ensar!
Allah’ın Resulü
babam: ‘Kişinin
varlığı evladında
korunur’ demez
miydi? Ne kadar
çabuk unuttunuz, ne
kadar acele olarak
yeni şeyler icat
ettiniz…”
“Ey insanlar!
Yaptıklarınız
Allah’ın gözü önünde
oluyor. Ve ben, size
acıklı bir azabı da
haber vermiş olan
bir nebinin kızıyım.
Yapın yapacağınızı.
Biz de yapalım
yapacağımızı. Ve
bekleyin sonucu. Biz
de bekleyelim!...”
O konuşma bittiğinde
ağlayanlar, feryat
edenler,
bağrışanlar. Ortalık
mahşer yerine
dönmüştü. Ve Fatıma
oradan ayrılıp evine
kapandı.
Hicretin
10. Yılında (609)
Mekke’de bir yıldız
doğmuştu. O yıldız
Medine’de sönüyordu.
Ve geride çocukları
yetim bırakarak,
babasından 6 ay
sonra, annesinden de
13 yıl sonra ve
Ehlibeyt’in ikinci
nuru da gidiyordu
Hakk’a...
Hz. Ali’yi ve
çocukları yetim
bırakarak. Kabri
Medine’de Baki
mezarlığındadır.
SONUÇ OLARAK
-
Hz. Fatıma,
Hz. Muhammed’in
can ve teninden
bir parçadır.
-
Ona söylenen
peygamber sözü,
ikinci bir
insana
söylenmemiştir.
-
Hz.
Peygamber, Hz.
Fatıma’nın
sevinciyle
sevinen, onun
üzüntüsüyle
kederleneceğini
belirtmiştir.
Hz. Peygamber en
çok anam diyerek
Hz. Fatıma’yı
sevmiştir.
-
Hz. Fatıma
Ehlibeyt’tendir.
En üstün
yaradılışlı
hanımdır.
-
Alevi
gülbanglerinde
ve zikirlerinde
Hz. Fatıma’nın
yüzü suyu
hürmetine
bağışlanma ve
affetme yaradan
dan istenir.
-
Kendisi ve
Ehlibeyt’iyle
beraber cehennem
korkusu onlar
için yoktur.
-
Alevi
Cemlerinde
Fatıma darı
vardır. Makamı
dolayısıyla böle
yüceltilir.
Ali Rıza UĞURLU
Alevi İslam Din
Hizmetleri Başkanı
Kaynak: Yaşar Nuri
Öztürk – (Bütün
Eserleri:24)
Ehlibeytin Annesi
Hazreti Fâtıma
|