GÜRÜN KÜLTÜR VAKFI

Ali KAPLAN
Dede


İMAMET VE HİLAFET

 

 

Süleyman METİN
Dede


AŞURA

 

 

S. Gazi KARABABA
Dede


KERBELA SONRASI

 

 

 

İMAM ALİ  İSLAM VE EHLİBEYT
 

 Hz Muhammed “ Ali 124 bin peygamberle sır geldi benimle aşikar oldu” demiştir. Hz Ali’ki İslam onunla yücelmiştir. Hakla batıl onunla ayrışmıştır. O kendi deyimiyle “ bilin ki Allah, hayır işlemeye ehil olanları, emrine uyup hakka  yönelenleri seçmiştir. Hakkın direkleridir onlar, itaatı kulluğu, koruyanlardır onlar. Sizin içinde her kullukta, Allah’tan bir yardım var, onu dillerden söyler. Gönüllere ilham eder; yeter bulanlara bunda yeterlik vardır; şifa arayanlara şifa vardır. Bilin ki Allah’ın ilmini koruyan kullar vardır ki onu sıyanet ederler; kaynaklarını akıtıp dururlar. Birbirleriyle uzlaşarak buluşurlar, birbirlerine sevişerek kavuşurlar. Birbirlerine ilim ve hikmet sağrağını sunarlar; onu içip vefa ve nasihatla kanarlar onları şüphe bulandırmaz; gaybet onlara yol bulmaz. Yaratılışları, huyları böyledir.bu huylarla sevişirler. Bu huylarla,birbirleriyle uzlaşırlar. Onlar ekin için ayrılmış en güzel tohumlardır. Kötüleri ayıklanmış atılmıştır. İyileri seçilmiş alınmıştır. Öz doğruluğu onları seçmiştir. Sınanmalar onları denemiştir.”    Evet kendi deyimiyle ehlibeyt İslam’ın yücelmesi için en ağır sınavı vermiştir. İslam ehlibeyt demektir Ehlibeyt İslam demektir. Her kim Ehlibeyt’in dışına çıktıysa Ehlibeyti katleden Emevi’nin Arap milliyetçiliğini din kılıfına bürüyerek uydurduğu yalan bataklığına düşmüş olur. Fırkay-ı marikin denilen dinden çıkmış bu fırka Emevi ve Mervani melikleri ve Abbasi halifeleri zamanında meydana çıkan bir çok zahiri uleması onların yoluna uygun ve onların arzularına göre içtihatlarda bulunmuşlar ve bu batıl fikirleri yaymak hususunda da bir çok kitaplar yazmışlar.yazıp uydurdukları bu kitaplar dinin emirleri gibi gösterilerek resmiyete konulmuş ve merasime tabi tutulmuştur. İşte bu muamele dinin aslı olan Ehlibeyt’i unutturmuştur. Halk tabakası ise padişahların ve onlara bağlı olan hükümet ricalinin mesleklerine tabi olarak “padişahlar hangi dine tabi iseler, halk’ta o dine tabi olurlar.”hükmüne uyarak aslı unutmuşlar lüzumsuz şeyler ve mugalatlı sözlerle oyalanmış. Bu yüzdende hakikatten uzaklaşmışlardır. Bu zamanımızda da aynı şekilde devam etmektedir.  Bu Mutaassıplar Ehlibeyt yolunu uydurmalarla örtmüşler ve böylelikle Mahz-ı hikmet-i vahyi la yemut” olan kelamullahı ruhsuz manalarla tefsir etmişlerdir. İnsanların  araştırması lazım kuran bizi uyarmıştır. Aklınızı kullanın demiştir. Atalarınız ya yanlış bir yol üzerindeyse diye defalarca uyarmıştır. Halkın genel sorunu ise aklını kullanmadan kendisine toplumu tarafından dayatılan anlayışa teslim olmaktır. kur’an aklını kullanmayanların üzerlerine pislik yağacağını bildirmiştir.    Kur’an ehlibeyte inmiştir. Nur-i Nübüvvet ve Nur-i Velayet ehlibeyttendir. Nübüvvet Hz. Muhammed Velayet Hz. Ali’dir. Hz Muhammed “Ben ilmin şehriyim Ali onun kapısıdır.” Demiştir. Yani her kim  İslam’ım diyorsa Ali kapısına yani velayet kapısına gelmesi lazım aksi taktirde şehri Muhammed’e’ ulaşmış olmaz Nur-i Nübüvvet ile Nur-i Velayet vahit’tir yani bir nurdur. Hz. Muhammed “Ben ve Ali bir Nur-i zat-ı Kibriyadanız.Ben ve Ali devr-i Ademden beri bir nur olarak ceddim Abdülmuttalib’e kadar birlikte geldik, ve oradan Nur-i Nübüvvet babam Abdullah’a ayrıldı. Nur-i Velayette Ebutalib’e ayrıldı Abdullah mazharın’dan ben geldim. Ebutalib mazharın’dan da Ali zuhura geldi.Ya Ali senin vücudun benim vücudum ,senin kanın benim kanım,senin ruhun benim ruhum.” Demiştir. “Ali göz yumup açıncaya kadar Allah’a şirk getirmedi.” Demiştir. Hz Ali’nin alemlere rahmet Muhammet Mustafa ve İslam uğrunda yaptıkları saymakla bitmez fakat kısaca anlatacak olursak her halde okuyanlar tarafından aşığı da  yazılanlar, dikkate alınacaktır. Hakikatte Hz Muhammed’e layık olan kimdir? hakikatte halife kimdir.? Hakikatte İslam kimdir.?

1.      Hicretin başlangıcında Kureyş kafirlerinin Hz peygamberin saadet hanelerini muhasere ve göz altında bulundurdukları sırada, Resulullah’ın emri mucibince yatağında yatarken de asla korku ve hazen duymayarak aziz canını canana feda edendir.

2.      Hicretin birinci senesinde sahabeler arasında kardeşlik akdi yapıldığında;Cenabı Nebiyy-i Zişan efendimiz sahabeden her birini kardeş eylediğinde Hz. Şahı velayet efendimiz yalnız kalınca “Ya Resulullah ben yalnız kaldım. Bana kim kardeş olacak ? deyince Hz Muhammed “iki cihanda sen bana kardeşsin” demiştir.

3.      Hicreti nebeviyye’nin ikinci senesinde; uhud harbinin en kızgın deminde küffar askerleri, İslam askerlerine zahiren galebe çaldıklarında bütün eshap canlarının korkusundan Hz. Mahbubi Kibriya efendimizi o kanlı muharebede yalnız bırakarak kaçmışlar ve kafir askerleri Cenab-ı Habib-i Hüdayı ortalarına alarak bazı azayı şeriflerini mecruh ve mübarek dişleri kırılmıştı esnay-ı ızdırapta “Nadı Ali” nazil olarak imdada yetişerek o mahbubu sübhanı Zülfikarı ile düşmanların hücumundan kurtaran ve o demde hakkı alilerinde “La feta illa Ali la seyfe illa zülfikar” manzumesi şanına inmiştir.

4.      Hicretin altıncı senesinde, hendek harbinde küffar askeri Medine-yi münevvereyi muhasara altına aldıklarında, “Amr ibni abdived” hendeği atlayarak korkunç bir sada ile benimle döğüşecek kimse varmı? Diye haykırmıştı o anda fahri kainat efendimiz eshabına hitaben “Bu belayı üzerimizden defedecek ve bu kuvvetli düşmanın karşısına çıkacak içinizde kimse yokmu? Diyerek üç defa seslendikleri halde eshaptan hiçbir kimse yerinden kıpırdamadı. Ancak cenab-ı piyri Hüda, o emri Risalet penahinin infazı uğrunda can-ı azizini feda etmek azmiyle Hz Ali yerinden sıçrayıp “ Ya Resulullah! müsaadenizle ben bu kafir mübarize cevap vereceğim.” Diyerek, o meşhur dövüşçünün karşısına çıkarak ve bir anda Zülfikar’ın darbesiyle o heykeli cesimi yere sermiş olduğundan “Ali’nin bir vuruşu, haşre kadar gelecek bütün ümmetimin Salih amellerinden üstündür.” Demiştir.

5.      yedinci hicret senesinde Hayber harbinde Sancağ-ı saadet ekabir-i sahabeden üç gün sıra ile ( Ebubekir, Ömer dahil) birinden diğerine Hz. Resulullah tarafından verilerek bir fırka askerle hayber kelesi üzerine gönderildi ise de fetih müyesser olmayınca Cenabı Nebi “yarın İslam sancağını öyle bir kahramana vereceğim ki  o merd-i kavi, merd-i kerrar’dır, ferrar değildir. O merd Allah ve Resulünü sever Allah resulü de onu sever. Hak teala Hayber kalesini onun eli ile fethetse gerektir. O Esedullah-ı galip Ali ibni Ebutalip Hayber kelesinin kapısını pençeyi kudretiyle kopardı. Ve fethetti.

6.      Hicretin sekizinci senesinde, Mekke’nin fethinde Kabe’nin üst raflarında bulunan iki büyük putun aşağı indirilmesi için Hz Şah-ı Risalet, Muhammed  Şahı velayet Ali efendimize hitaben “Ya Ali! Omzuma basta şu büyük putları aşağı indir, parçala.” Buyurdular Hz Ali Risaletpenah efendimizin omuzlarına basarak o iki heykeli cesimi Zülfikar’la kırıp parçalamış ve aşağıya atmıştır. Hz Ali Risalet penahın omzuna çıktığında hakikati Muhammediyye yi kainatı kaplamış olarak gördü.   

7.      Hicretin dokuzuncu senesinde şeref nazil olan (Berae suresini Tevbe suresinin içinde)Allah’ın emri ile Mekke’ye giderek topluluk içinde yüksek bir yere çıkarak korkusuzca ve Kemal-i belagatle okuyan ve bu hususi hizmeti ifa için canab-ı Hak tarafından intihab ve tayin olunan ve bu Berae suresi üzerine mu’temen kılınan ( surenin teslim edileceği emniyetli şahıs Ehlibeytin yücesi Ali’dir.)

8.       Hicretin onuncu senesinde bütün eshabıyle hiccetül veda da Mekke’den (gadir-i Hum) denilen bir mevki’ de Hatemül enbiya aleyhi ekmelüt’ tehaya efendimiz ashabına hitaben : Beni ukbaya davet ettiler. “Ben müminlere nefislerinden evla değilmiyim?” Buyurduklarında umum eshap (evet) dediler Cenabı Nebi  tekrar edip “ben size iki emri azim bıraktım. Birincisi Kur’an  ikincisi Ehlibeyt’imdir. Asla muhalefet etmeyerek bunlara tabi olunuz. Bunlar birbirleri ile Rabıta-i tam bularak Havz-ı Kevser’de bana kavuşurlar bu iki emanete nasıl tabi olacağınızı ve hukuklarına nasıl riayet edeceğinizi yakında görürsünüz. Muhakkak Allahu teala benim Mevlamdır, bende bütün müminlerin Mevlasıyım buyurduktan sonra vasiyyi Nebi İmam-ı Ali efendimizin elinden tutup yukarı kaldırarak “Ben kimin Mevlası  isem Ali’de onun Mevlasıdır. İlahi ona dost olanlara sende dost ol. Ve ona düşmanlık edenlere  sende düşman ol ve onu hor tutanı hor tut. Ve ona yardım edene sende yardım et.” Demiştir.

9.      Hicretin onbirinci senesinde Hz. Hatemül enbiya efendimiz saadet hanelerinde ahiret alemini teşrif buyuracağı gün, Kurret’ül ayneyn; Cenab-ı Hasenyn’ül ahseneyn efendilerimizi huzura çağırıp, o iki ciğerpareyi Fatımat’üz  Zehrayı Kemal’i rikkatle okşadıktan sonra (Ali’yi yanıma çağırınız.) buyurdular. Bu emir üzerine Hz. Haydar gelip, Hz Resul-i Ekrem’in başı ucuna oturdu. Ve mübarek başını kolu üzerine aldı. O anda  Hz Hatem-ül Mürseliyn Cenabı Hayder’e bakarak “Ya Ali! Kevser havuzunun başında bütün ümmetimden evvel bana vasıl olacak sensin. Benden sonra sana pek çok mihnet ve meşakkat erişecektir. Her halde sabır ve temkin ederek tarik-i müsaberete (sabır gösterme yolu)sülük edersin. Halk dünyaya tama edip onu isterken, sen ahireti ihtiyar (arzu) edersin.” Buyurdu o sırada rum diyarına sefere hazırlanan orduda bulunan eshabın ileri gelenlerinden bazıları huzuru Resulullaha gelerek Huzuru nebevide oturdular o esnada tarafı-aliyy-i Risalet penahiden vasiyet name yazılmak üzere kalem ve hokka emrolundukta  Ömer ibni hattab yüksek bir sesle:”bize kitabullah yeter başka bir vasiyet istemez o sekr halindedir.konuştuğu geçersizdir. ) dedi Ömer’in pek nazik bir zamanda edebe mugayir bu sözüne Ehlibeyt incindiler. Bunu nebiyi alem bilmezmiydi? dediler. Vasiyetin yazılsın yazılmasın sözleri ortalığı gürültüye boğdu. Bunun üzerine Resulullah a.s (Peygamber huzurunda yüksek sesle konuşmayınız) mealindeki ayeti celileyi okuyarak (haydi buradan çıkın) diyerek onları huzurundan çıkardı yani nazikane kovdu bu itirazlar karşısında şah-ı Velayet efendimiz Ali “ Ya habiballah  ! her ne söylerseniz bana şifahen söyleyiniz, ben sizin vasiyeti aliyyenizi hatırımda tutarım. Sahifeyi sineme yazarım. Dedim.” “ bundan sonra Resulullah beşerin idrakinin üstünde ledünni hakikatleri, ilahi nurları ve rabbani sırları gönülden gönüle aktararak halen ve manen bana bildirdi. O demde binlerce ilmi ledün esrarı kapıları bana açıldı. İşte  asıl edecekleri vasiyeti aliyyeyi manen ve zevken o anda bana bildirdi.” Buyurdular. “Allah’ın salatı ve selamı onun soyuna olsun, Muhammed’in ashabından olup onun dinini koruyanlar, gerçektende bilirler ki ben, bir an bile Allah’ın emrini reddetmediğim gibi, Resulünün emrini de reddetmemişimdir. Erlerin, yiğitlerin dayanamayıp geriledikleri tehlikeli yerlerde Allah’ın bana ihsan ettiği erlikle, yiğitlikle canımı onun uğruna koymuşumdur. Allah’ın selatı ve selamı onun soyuna olsun başı, benim göğsümdeydi, ağzının yarı elime akmıştı bende onu yüzüme sürmüştüm. Onu yıkamaya kalktım, melekler yardımcımdı. Evde, çevresinde feryat yücelmişti. Meleklerin bir bölüğü inmedeydi, bir bölüğü çıkmada. Onu yatacağı yere koyuncaya dek onların sesleri, onların salavat getirişlerinin ünleri kulağımdan gitmemişti. (Bu arada diğer halifeler neredeydi sorusunu da sormamız gerekiyor.) Ona hayatında da memadında da benden daha yakın, halifeliğine benden daha layık kim var? Can gözlerinizi açın; kendisinden başka mabut olmayan Allah’a andolsun ki ben, elbette dosdoğru anayoldayım onlarsa batıl kaygan yolda duyduklarınızı söylüyorum (Hz Muhammed defalarca ümmete bu tebligatı yapmıştı.) Allah’tan benim ve sizin bağışlanmamızı diliyorum.”  

 

 Yani başta söylediğimiz gibi İmam Ali hakkındaki sözler yazmakla bitmez.  İslam’ım diyenlerin Hz. Şah-ı Velayeti iyi bilmeleri lazım o kapıda durmaları lazım Hz Muhammed’in kapısı  onun kapısıdır. zira başta söylediğimiz gibi Hak ile batıl İmam Ali ile bilinir. Ehlibeyt ile bilinir. Ehlibeyti tanımayan kimselerin yaşadığı anlayış her ne olursa olsun şartlandığı anlayış olduğu gibi hakikati de taşımaz Hz İmam aleyhisselam efendimizin Şanı Velayet penahilerinde şeref varid ayetlerin, hadisi şeriflerin ve medhiyelerin haddi hesabı yoktur. Kemalat-ı ulviyyelerini beşerin akıl ve havsalası idrak ve tefekkürden acizdir. velhasıl o’nun kemalatı tarife ve tavsife sığmaz o padişahlar padişahını yaratılmışlardan hiçbir fert layıkıyla idrak edememiştir. O şehinşahı Resul “Ya Ali! Seni bir ben bildim, birde Allah bildi” buyurmuşlardır. Hz. Ali Hz. Muhammed’ hakkında “Allah onu öyle bir çağda yolladı ki, insanlar sapmışlardı, şaşırmışlardı. Fitne yoluna ayak atmadaydılar; olmayacak şeyle, onları doğru yoldan alıkoymuştu. Büyükler (büyük sandıkları) kişiler onları gerçek yoldan saptırmışlardı. Bilgisizler, bilgisizlikle onları aşağılatmışlardı. İşlerinde şaşkına dönmüşlerdi; cehil yüzünden belaya düşmüşlerdi. Onlara öğüt vermede direndi; doğru yola yürüdü;onları hikmete, güzel öğüte çağırdı. Karar ettiği yer karar edilecek yerlerin en hayırlısıdır. Yetiştiği yer, yetişilen yerin en yücesidir. Keramet madenlerinde yetişmiş, selamet yaygısının yayıldığı yerlerde gelişmiştir. İyi kişilerin gönülleri ona yönelmiştir. İnananların gözleri ona meyletmiştir. Allah eski kinleri onunla gömmüştür. Gönüllerdeki düşmanlıkları onunla söndürmüştür. Onunla, inananları uzlaştırmıştır, kardeş etmiştir. O’nunla şirki imandan ayırmıştır. o’nunla,  

Alçalışı yüceltmiştir. Onunla yüceliği alçaltmıştır. Sözü anlatıştır.o’nun susması ,söz söyleyiştir. Onu apaydın ışıkla görünüp duran şüpheleri gideren, delille apaçık yolda, insanları sapıklıktan kurtaran, doğru yola sevkeden kitapla gönderdi. Mensup olduğu boy, en hayırlı boy, ağacı en hayırlı ağaç, dalları budakları güzel ve doğru, dileyenler meyvelerinden kolayca yiyebilirler. Doğduğu yer, Mekke göçtüğü yer, tertemiz şehir Medine anılışı orada yüceldi ünü oradan duyuldu. O’nu yeter bir  delille, şifa veren öğütle, halkı düzene sokacak bir davetle gönderdi; bilinmeyen ilahi hükümleri, o’nunla belirtti, bildirdi noksan ve ayıplanacak bidatleri adetleri, onunla söküp attı. uyulması gereken şeyleri onunla tebliğ etti. İslam’dan başka bir din arayanın kötülüğü meydandadır.onun kutluluk bağları kopar baş aşağı düşer gider,uzun bir hüzne daldıktan, çetin bir azaba uğradıktan sonra belki geri döner. Karanlıklarda doğru yolu bizimle buldunuz; yüceliklere, üstünlükler  bizimle ağdınız; ayın sonlarındaki karanlıklarda bizimle aydınlığa çıktınız. Sağır olsun o kulak ki yüksek sesi duymaz; bağırışı duymayan, hafif sesi nasıl duyar? Yatışsın o yürekler ki boyuna titrer,boyuna çarpar sonunda hiyleye sapacağınızı biliyordum, bekleyip duruyordum; sizde aldanmışların nişanelerini görüyordum. Fakat iman perdesi bürümüştü beni; yüzünüze vurmuyordum; özümün ve niyetimin doğruluğu sizin halinizi göstermişti bana açıklamıyordum Her yana sapan yollar arasında, durdum sizin doğru yolun başında  her tarafa bakıyordunuz; yoktu kılavuzunuz. Her yeri kazıyordunuz yoktu suyunuz bu gün sessiz dilsiz söylüyorum yiter gider benden ayrılan bana gösterildiği andan beri gerçekte şüphe etmedim ben. Musa kendisi için korkmamıştı; korkmuştu bilgisizlerin üst olmasından; sapıklığın hükmetmesinden. Bu gün ben ve siz durmuş hak yolla batıl yol üstünde; suya kavuşacağından emin olan susamaz bir an onların güçleri kuvvetleri yokken ben kalktım yardıma koştum; onlar başlarını hırkalarının içine sokmuşlarken ben kendimi meydana attım onlar sözden kalmışlarken ben konuştum. Onlar durup dururlarken ben Allah ışığıyla karanlıkları aştım. Gene de en hafif konuşanları bendim kendini en fazla göstermemeye çalışanları bendim. Gemi salıverip atımı koşturdum öndülü alıp koştum. Bir dağ gibiydim ki yeller onu yerinden kıpırdatamaz, kasırgalar onu söküp atamaz. Hiç kimsenin gücü yoktu ki yüzüme karşı bir aybımı söyleyebilsin kimsenin haddi değildi ki arkamdan beni kınasın. Aşağılık bir hale düşen benim katımda yüceydi, üstündü ona zulmedenden hakkını alırdım ben. Kuvvetli olan benim katımda zayıftı mazlumun hakkını alırdım ondan. Allah’ın kazasına razı olduk; emrine teslim oldum itaatte bulundum hiç gördün mü Allah’ın elçisine yalan isnat edeyim ona iftirada bulunayım onu ilk gerçekleyen kişiyim ben, ona yalan isnat eden ilk kişi olmam ben yapacağım işe baktım verdiğim sözü hatırladım, tuttum beyat ettim.” Evet Hz Ali’nin sözlerinden bir kaçını örnek olarak verdik.  O Ali’dir. Allah’ın Ali isminde şeref bulmuş yüceliklerin en üstününü yaşamıştır. Hz Muhammed Mustafa’nın yanında toplum ve ruh hareketinin en yücesini teşkil etmiş sürekli tehlikelerin kucağında yaşamış, tek bir defa bile titrememiş ve zaaf göstermemiştir. Hz. Ali’de bitimsi olan şey; onun ruhunun çok boyutluluğundandır. O her tür ruhsal boyutta kahramandır. Dr. George Cordak İmam Ali İnsani adaletin sesinde “Ey zaman! keşke tüm güçlerini ve ey tabiat keşke tüm istidatlarını bir insan’ın, bir dehanın ve büyük bir kahramanın yaratılışında toplasaydın ve bir kez daha dünyamıza Ali verseydin.” Demiştir. İnsani değerlere inanan herkes Ali’ye İnanır. Ve bu değerlere inanan, bu hedefler yolunda mücadele eden her çağın ve her hareketin Ali’yi tanımaya ihtiyacı vardır. Onu tanıdığında da ona aşık olur. Bu aşk harekete geçirici ve insana kurtuluş bahşedici en büyük güç olur.  Hz. Muhammed “Benim Ehlibeyt’im Nuh’un gemisi misalidir. Her kim o gemiye binerse kurtuluşa erer.”  Demiştir.

                                                                                                               Ali YÜCE Dede

 Kaynak:

Nehc’ül Belaga (Hz.Ali )

Fazlullah Rahimi

 

HZ. FATIMA VE EHL-İ BEYT

            Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Gönlündeki sevgili evladı Fatıma idi.

Öyle ki “ Resul geldiğinde Fatıma kalkar onu öper, yerini ona verirdi. Fatıma gelince de Allah Resulü kalkar, kızını öper ve yerini ona verirdi. Bir yıl sonra Resulün evladı olacak soy, ilk meyve Hz. Hasan dünyaya geldi.

            Ondan sonra şehitler sultanı Hz. Hüseyin doğdu. Bu çocukların doğumu üzerine Hz. Muhammed’in huzur köşesi kızının evi olmuştu. Onları bağrına basar, sırtına bindirip gezdirirdi. Öyle bir sevgi ki bu Medine sokaklarında şunun bunun seyretmesine aldırmadan sırtında gezdirirdi. Mescit’te secdenin uzun sürmesi üzerine, bunun sebebini soran sahabeye, “Değişen bir şey yok. Yalnız bu küçükler secde sırasında boynuma biniyorlar, onların inmesin bekliyorum.” Ve bu yavrulara bakarak; “Ben sizinle harp edene harp, sulh içinde olanlara da sulh ilan ettim.” Ve ayakları üzerine alarak oynar ve yalvarır ki; “Allah’ım! Ben bu yavruları seviyorum. Onu sende sev bunları sevenleri de sev.”

            Hz. Muhammed (s.a.v.) Bir gün yolda giderken, yolda oynamakta olan Hüseyin’i görmüş. Onun yüzünü ilk mübarek ellerinin içine almış, “Hüseyin benden, ben Hüseyin’denim, Allah’ım Hüseyin’i sev.”

            Yanındakilerin şaşırdığını görünce şöyle buyurur; “Merhameti olmayan, merhamet bulamaz.” Ehlibeyt kelimesinin anlamı “Ev halkı” demektir. Öyleyse Hz. Muhammed’i ev halkı kimdir? Ahzab Suresi Ayet 32 – 33 – 34.

            “Ey peygamber hanımları! Evlerinizde oturun. Daha önceki cahiliyye kadınlarının kırıla – döküle, süslerini göstererek, yürümeleri gibi yürümeyin. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Allah’a ve Resulüne itaat edin. Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister ey ehlibeyt.”

            Bu ayetler Peygamber hanımlarının Ehlibeyt olmalarından değil, onlara gelecek kir, lekeler ve arın Ehlibeyt’e gelmiş sayılacağındandır.

            “Ehlibeyt’im ümmet için bir kurtuluş garantisi ve ümit aracıdır.”

            Kur’an’ın “Allah sizden kir ve kötülüğü temizleyip gidermek ister” ayetinden sonra Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin’i çağırır abasını üzerlerine örterek; “İşte benim Ehlibeyt’im bunlardır Allah’ım bunlardan kir ve kötülüğü uzak tut ve onları tertemiz kıl” diye dua eder.

Usâme anlatıyor;

Bir gece bir işim için Allah Resulünü ziyaret ettim. Elbisesi altına birilerini almıştı. Sordum: Ey Allah elçisi, elbisenle sarıp sarmaladıkların kimler?

Cevap;

            Bunlar Hasan ile Hüseyin’dir. Bunlar benim yavrularım ve yavrumun da yavrularıdır. Allah’ım, ben bunları seviyorum. Sende sev. Onları sevenleri de sev.”

Ümmü Seleme anlatıyor;

“Fatıma’nın evine gitmiştim. Tüm aile yemek yiyorlardı. Yedikten sonra Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’in üzerine Hayber imalatı abayı örterek şöyle dedi. “Ey Allah’ım! İşte bunlar benim Ehlibeyt’im ve Ali azamdırlar. Sen onları rızana aykırı şeylerden uzak tut.”

            Sonuç olarak diyebiliriz ki; bu ayeti geniş anlamda tutup “ayette adı geçen Ehlibeyt’ten maksat aslen yüce Peygamberle kızı Fatıma, damadı Ali, torunları Hasan ve Hüseyin, ikincil olarak peygamberin hanımlarıdır.” Ehli sünnetin görüşü budur.

            Bu görüşüm hiçbir anlamı yoktur. Çünkü Hz. Muhammed’in eşleri ölüp gitmişlerdir. Geriye kalan sadece Ali – Fatıma ve neslidir. Yani Ali – Fatıma soyundan gelen imamlar zinciri olan on iki imamlardır. Baki olanlar da bunlardır.

            Kur’an Peygamber’in tebligatına karşılık ücret olarak onlara sevgi ve saygıyı (medevvet) emrediyor.

            Şura Suresi ayet 23: De ki ; Ben bu teblig ve hizmetime karşılık sizden ücret istemiyorum. Ehlibeyt’ime medevvet istiyorum. Bu ayette “KURBA” = yakin akraba kelimesi kullanılmıştır. Birileri bu kelimeyi “Allah’ yakınlık” olarak yorumlamışlarsa da hakim  görüş Ehlibeyt’tir. Yakın akraba sözcüğü Kur’an’da 16 yerde geçmektedir. (Bakara 186, 177 – Nisa 8, 36 – Enfal 41 – Rûm 38 – Haşra)

            Emevi zihniyeti bu yakın akraba kelimesini saptırmış “Kurbâ”  sözcüğünü Allah’a yakınlık deyip zalimlerini de bu ayete sokmaya çalışmışlardır.

            Kur’an’da Mübahele adlı bir olay vardır. Hicretin 10. Yılında Hz. Muhammed’in gayri müslümlere çarpısı vardır. Necran halkına mektup yazar ve İslam’a çağırır. Necranlılar bir heyetle gelirler ve sorarlar;

-         İsa’nın babası kim?

Peygamber durur ve bu anda ayet gelir. Ali İmran Suresi ayet 61 “Sana İsa’nın, Allah’ın kulu ve resulü olduğuna dair bilgi geldikten sonra bu konuda seninle tartışmaya girene de ki; Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, bizleri ve sizleri çağıralım. Sonra hepimiz niyazda bulunup yalvaralım da Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun.”

Bu teklif Mercanlıları endişelendirdi, süre istediler. Ertesi gün Hz. Muhammed kucağında Hüseyin, elinde Hasan, arkasında Hz. Ali ve Hz. Fatıma ile buluşma yerine geldi. Böylece bu ayet çocuklarım Hz. Hasan ve Hüseyin, kadınlarımız Hz. Fatıma, biz demekle de kendisi ve Hz. Ali’yi kasdetmiş oluyor. İşte yine Ehlibeyt. Ve bu olay Hz. Muhammed’in nübüvvetine ve onun Ehlibeyt’inin üstünlüğüne delildir. (Beyzavi)

Ademi Safiyullah Rabbinden bir takım kelimeler hürmetine af diledi ve bağışlandı. Sordular: Nedir bu kelimeler?

Cevap: “O kelimeler Muhammed, Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin’dir.”

            Hz. Muhammed (s.a.v.); “ Ben sizlere iki emanet bırakıyorum. Allah’ın kitabı Kur’an ve Ehl-i Beyt’imdir..” Bu iki emanete sahip çıkın.

            İmam-ı Şafii; “Ey Resul Ehl-i Beyt’i! Sizi sevmek, Allah tarafından Kur’an’da faraz edildi. Bu size yeter övünç olarak ve size salât ve selam getirmeyenin namazı geçerli olmaz.” Rafizi oldun diyorlar bana. Benim yüzüm, önderlerin ve ermişlerin en hayırlısına dönüktür. Resul’ün varisi Ali ve yavrusunu sevmek Rafizilikse, bilsinler ki en büyük Rafiziyim.”

            Karanlığı tanımayan ışık, tam ışık değildir. Bu ışık tam olsa da onun büyüklüğü fark edilmez, ta ki karanlıkta görülünceye kadar. İşte Ehlibeyt böyle bir ışıktır.

            Evet, bir gün gelecek Hz. Muhammed’de göçecekti. Hz. Fatıma bunu kabullenmekte çok zorlandı. Öyle ki;

 

Tahammül kalması, sabrım tükendi

Resuller sultanı göçtükten beri

Ey göz, yaşlarının yıkılsın bendi

Aksın kanın, bir şey kalmasın geri.

Nerdesin ey Allah Resulü nerde?

Çaresizler yasta, yetim kederde

Ağlar sana dağlar, kurtlar ve kuşlar,

Ağlar sana gökleri toprak ve taşlar,

Ağlar sana mahşer, Hacün ve Rükün ey yar,

Ağlar sana ey can, Mekke, her diyar,

Ağlar sana İslam, çok garip kaldı,

Ağlar, hasret onu gurbete saldı.

Görseydin, âh, senini nur minberini

Bir karanlık sardı ışık yerini.

 

Marifet: Veliyullah olup, Ali gibi görünmekten çok Hüseyin olup, Ali’ye layık olmakta gizlidir. Ali’ye layık olmaksa onun doğruluğuna inanıp can verdiği yolu yaşamak ve sürmektir.

“Fatıma, mahşerde bütün kadınların sultanı olacaktır. (Hadis)

Hz. Fatıma babasından sonra mutlu olmadı. Babasının mirasına yapılan haksızlıklar, ailesine yapılan haksızlıklar onu yıkmıştı. Bu haksızlıklara karşı Mescid-i Nebevi’de uzun bir konuşma ile dile getirdi.

“Lütfettiği nimetler için Allah’a hamd, ilham ettikleri için şükürler, takdim ettikleri için övgüler… Bütün nimetleri için ki önümüze serdi, bütün lütufları için ki bize ulaştırdı, bütün bağışları için ki, peş peşe geldi. Onun nimetleri sayılamayacak kadar çok, karşılığı verilemeyecek kadar fazla, idrak edilemeyecek kadar sonsuz…”

“Sizler, ey Allah’ın kulları. Sizler, Allah’ın emir ve yasakları üzerine bekçileri, dininin ve vahyinin taşıyıcılarısınız. Sizler, kendi benlikleri üzerine Allah’ın eminlerisiniz. Sizler, diğer milletlere de hakikat tebliğcilerisiniz. Ve sizler, Allah’ın, aranızdaki hakkının, ahdinin, emanetinin de koruyucularısınız…”

“Ey insanlar! Biliniz ki ben Fatıma’yım ve babam Muhammed Mustafa’dır. Sözün ilkini ve sonunu söylerim, konuşmamda lüzumsuz, davranışımda münasebetsiz bir şey yoktur. Şimdi siz tutup, benim kendi babama varis olamayacağımı söyleyebilir misiniz? Cahiliye ahlakıyla mı hükmediyorsunuz, yoksa bilmiyor musunuz durumu? Hayır, biliyorsunuz. Şu parıldayan güneş ne kadar açık biliyorsunuz ki ben Muhammed’in kızıyım. Ey Ebu Kuhafe’nin oğlu (Ebu Bekir), Allah’ın Kitabı’nda senin için “babasına varis olur” yazılı iken benim için “varis olamaz”mı yazılı. Çok çirkin bir iş yapıyorsun. Allah’ın Kitabı’nı göz göre göre bir kenara mı itiyorsun? Yoksa Kur’an’ın hükümleri benim için geçerli değil mi? Benimle babam arasında veraset ve akrabalık işlemiyor mu? Mirasla ilgili ayetler size mi özgü? Babam onların hükümleri dışında mı kalıyor? Yoksa iki din var da ben ve babam bunların ikincisinden miyiz? Yoksa Kur’an’ın inceliklerini siz babamdan ve onun amca oğlu Ali’den daha iyi mi biliyorsunuz?”

“Ve siz ey Ensar! Allah’ın Resulü babam: ‘Kişinin varlığı evladında korunur’ demez miydi? Ne kadar çabuk unuttunuz, ne kadar acele olarak yeni şeyler icat ettiniz…”

“Ey insanlar! Yaptıklarınız Allah’ın gözü önünde oluyor. Ve ben, size acıklı bir azabı da haber vermiş olan bir nebinin kızıyım. Yapın yapacağınızı. Biz de yapalım yapacağımızı. Ve bekleyin sonucu. Biz de bekleyelim!...”

O konuşma bittiğinde ağlayanlar, feryat edenler, bağrışanlar. Ortalık mahşer yerine dönmüştü. Ve Fatıma oradan ayrılıp evine kapandı.

            Hicretin 10. Yılında (609) Mekke’de bir yıldız doğmuştu. O yıldız Medine’de sönüyordu. Ve geride çocukları yetim bırakarak, babasından 6 ay sonra, annesinden de 13 yıl sonra ve Ehlibeyt’in ikinci nuru da gidiyordu Hakk’a...

Hz. Ali’yi ve çocukları yetim bırakarak. Kabri Medine’de Baki mezarlığındadır.

 

SONUÇ OLARAK

 

  1. Hz. Fatıma, Hz. Muhammed’in can ve teninden bir parçadır.
  2. Ona söylenen peygamber sözü, ikinci bir insana söylenmemiştir.
  3. Hz. Peygamber, Hz. Fatıma’nın sevinciyle sevinen, onun üzüntüsüyle kederleneceğini belirtmiştir. Hz. Peygamber en çok anam diyerek Hz. Fatıma’yı sevmiştir.
  4. Hz. Fatıma Ehlibeyt’tendir. En üstün yaradılışlı hanımdır.
  5. Alevi gülbanglerinde ve zikirlerinde Hz. Fatıma’nın yüzü suyu hürmetine bağışlanma ve affetme yaradan dan istenir.
  6. Kendisi ve Ehlibeyt’iyle beraber cehennem korkusu onlar için yoktur.
  7. Alevi Cemlerinde Fatıma darı vardır. Makamı dolayısıyla böle yüceltilir.

 

 

Ali Rıza UĞURLU

Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanı

 

Kaynak: Yaşar Nuri Öztürk – (Bütün Eserleri:24) Ehlibeytin Annesi Hazreti Fâtıma

 

 

 

Tüm Hakları Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'na Aittir.


Literal Web Dizayn
Tasarım Farkı