|
MUSTAFA KEMAL'İN
AKILCILIK ANLAYIŞI

Atatürk İlkelerinin
tümü, kavram ve uygulama
olarak, akılcılığa
dayanır. Atatürk’ün
eserinin büyüklüğü,
ulusu ve ülkesi için
giriştiği tüm
eylemlerinin başarıya
ulaşmasında akilciliğin
nasıl şaşmaz ölçek
olduğunu kanıtlar.
Türk toplumunun
yüzyıllık çağdaşlaşma
atılımlarının ortaçağın
karanlık ve bağnaz
düşüncelerinden ötürü,
basarisiz kaldığını en
iyi anlayanlardan biri
Atatürk’tü. Doğru yolu
bulmak için, şimdiye dek
inandırılmış olduğumuz
neler varsa hepsini
aklin şüpheci
süzgecinden geçirip
inançlarımızı olumlu
bilimlerin aydınlığında
yeni bastan kurmak,
akilcilik ilkesinin
özüdür.
"Bizim akil, mantık ve
zeka ile davranmamız,
yönetimimizdir. Bütün
yaşantımızı dolduran
olaylar bu gerçeğin
kanıtıdır." diyen
Atatürk, sağlam bir
düşünce düzenine ve kafa
yapısı ile girişim ve
eylemlerine engel olacak
tüm gerici, tutucu ve
her çeşit özgürlük
düşmanı davranışları
ezerek, devrimciliğini
akilcilik temeline
oturtmuştur.
Bilimin yol
gostericiligini tüm
girişimlerinde bir
meşale gibi çizdiği ve
açtığı yolu aydınlatan
"aklin" tek ve yanılmaz
denektaşı" olduğunu
göstermiştir.
Atatürk ilkeleri
arasında on sıraya
aldığımız "akilcilik"
ilkesinin pek önemli bir
yani da Türk toplumuna
acılan gerçekçi yolun,
bir dogma ve öğreti
kalıbına sokulmamasıdır.
Çünkü Atatürk, her zaman
bunlara karsı olmuş,
ancak olumlu bilimlerin
ışığında yürümekle
giriştiği uygarlık
yolunun ulusunu düzlüğe
çıkaracağına tüm
yüreğiyle inanmıştı.
"Öğreti istemem, donar
kalırız, biz yürüyüş
halindeyiz" diyerek
büyük sağduyusu ve
sevgisiyle dünya
savaşlarının ideoloji ve
öğreti ayrılıkları
yüzünden insanlığı nasıl
bölüp
parçalayabileceğini
görmüştü.
Atatürk ilkelerinin kati
ve bağnaz bir kalıba
sokulmayarak bu
akilcilik ölçüleri
içinde bütünleşmesi,
onun özgürlükçülük ve
devrimcilik ilkelerine
hız veren bir güç
kaynağı
|