|
MERSİYE
(AĞIT)
“Kuşkusuz
acıların da
sonu vardır.
Bir felâkete
düştüğünüzde,
ondan
kurtuluncaya
kadar
sabrediniz.
Aksi
takdirde
acılarınıza
acı katmış
olursunuz.”
Hz. İmam Ali
İbadetleri “Aşk
Ve Cezbe”
olan
Aleviler
hayatlarını
Tevhid,
Muhabbet ve
Allah aşkı
üzerine
kurup, Allah
yolunda
şehit
olanlara göz
yaşı
dökerler.
Çünkü o
şehitler
masumluğun
ve paklığın
sembolüdürler.
Şehitlerin
manevi
makamları
ise
peygamberlik
makamından
daha
yücedir.
Kur’ân
buyurur ki;
Allah
yolunda
öldürülmüş
olanları
ölüler
sanma.
Hayır, onlar
diridirler.
Rab’lerinin
katında
rızıklandırılıyorlar.
Allah’ın
lütfundan
kendilerine
verdiğiyle
sevinçlidirler.
Ve arkada
kalıp
kendilerine
katılmamış
olanlara
şunu
müjdeliyorlar;
Onlar için
korku
yoktur,
tasalanmayacaklardır
onlar.
Hz.Peygamber
efendimiz de
buyurur ki;
“Şehitlere
ölü demeyin,
çünkü, onlar
yaşıyor ama
siz
bilemezsiniz.”
Şehit: “En
yüce tanık,
her şeyi
görüp
gözetleyen,
insana görüp
gözetleme,
tanıklık
etme gücü
veren”
anlamındadır.
Şehit
olanlara
gözyaşı
dökmek de
insanlığın
bir vefa
borcudur. O
şehit de
güzelliklerin
ve
iyiliklerin
sembolü
İmam Hüseyin
gibi olursa
gözyaşlarımız
ne kadar da
anlamlı
olur.
Gözyaşı
teslimiyettir,
rahmettir.
İnsan ruhu
göz yaşı
karşısında
erimiştir.
Gözyaşı
bazen her
şeyi
anlatmıştır.
Söze gerek
kalmamıştır.
Gözyaşı,
hüzündür.
Hüzün ise
insanı
Allah’a
yakınlaştırır.
Babası
Hz.İmam
Hüseyin’in
şahadeti
üzerine oğlu
Hz.İmam
Zeynel
Abidin,
Ehlibeyt
sevgisini
sadece göz
yaşlarıyla
ayakta
tutabilmiştir.
Çünkü,
sürekli
evinin
etrafı
sarılı ve
konuşması
ise yasak.
Onu ziyaret
edenler
sadece göz
yaşlarıyla
mukabelede
bulunabilmiştir.
Rivayet
edilir ki;
yolunu
şaşıran
birisi
Hz.İmam
Zeynel
Abidin’e
yanaşır ve
sorar; “Ey
Can! Ben
yabancıyım,
kimsesizim,
bana yardım
eyle, bana
yol göster.”
İmam Zeynel
Abidin
söylenenleri
duymaz. Pür
dikkat
kesilmekte
olan bir
koçu
izlemektedir.
Ve
dikkatlice
yüzüne
bakınca
yardım
etmesini
istediği
kişinin
ağlamakta
olduğunu
görür,
dayanamaz ve
sorar:
- Niçin
ağlarsın?
Cevap şamar
gibidir:
- Ey
yabancı! Şu
kesilen koçu
görüyor
musun ? Ona
önce su
verdiler,
sonra da
boğazladılar.
Benim babama
suyu bile
vermeden
boğazladılar.
- Baban
kimdir ?
- Alemlerin
rahmeti Hz.
Muhammed
Mustafa’nın
torunu İmam
Hüseyin’dir.
Şimdi o göz
yaşlarını
döken iki
kişi
olmuştur. Ve
o yabancı
bir kez
olsun İmam
Zeynel
Abidin’den
ayrılmayacak,
tüm yaşamını
o mübarek
insana
bağışlayacaktır.
İşte göz
yaşı o
sessiz
köprünün
adıdır.
Gönülden-gönüle
o köprü
kurulmuştur.
İmam Zeynel
Abidin; “İlahi
Yarabbi!
Sen bana
zulmetmezsin.
Zulüm
nefsimdendir.
İlahi
rahmetini
benden
esirgeme,
bana yardım
eyle,
lütuflarını
ihsan eyle,”
diye
gözyaşlarıyla
dua edermiş.
Gözyaşı
dökmesini
bilmeyenin
içinde sevgi
ve bağlılık
olmaz.
Riyasız
sevmenin
kanıtıdır
gözyaşı. “De
ki; Kur’ân’a
ister iman
edin, ister
etmeyin,
kendilerine
ilim
verilmiş
olanlar, O
(sözlerimiz)
okunduğu
zaman,
saygıyla
yüzüstü
kapanırlar
(Secde
ederler.)
Ağlayarak
yüzüstü
kapanıyorlar.
O onların
huşusunu
artırıyor.
İmam
Hüseyin’e
ağlamak; Ona
zulüm
yapanları
lanetlemektir.
İmam
Hüseyin’e
ağlamak;
Alemlerin
ser-veri
Muhammed
Mustafa’nın
yakmış
olduğu
ışığın
sönmemesi
için
evlatlarını,
yakınlarını,
ikrar
verenlerini
ve canını bu
yolda
verenlere
destek
vermektir.
Bir düşünür
“Acımak,
adaletin
yarısından
başka ne ki?”
der. Başka
bir düşünür
de; “Acıyı
bilmemiş
olan
mutluluğu
tanıyamaz”
der.
İnsanlık da
bu değerleri
bildiği için
ağıt yakar.
Kerbela
olayı
insanlığın
sürekli
izlediği bir
HAYIR-ŞER
kavgasıdır.
İmam Hüseyin
orada zulme,
batıla,
yalana,
ahlaksızlığa,
dünya
menfaatlerine
tapmaya
karşı
savaşmış,
bilerek ve
isteyerek de
canını
vermiştir.
Ve o mübarek
insana, İmam
Hüseyin’e
ağlamakta,
insanım
diyenlerin
bir vefa
borcudur.
Her gün
aşûra,
Her yer
Kerbela.
Dünyanın
neresinde
insanlık
zulüm
görüyorsa
orası
Kerbela’dır.
Nerede hayır
ve şer’in
kavgası
varsa orası
Kerbela’dır.
Kerbela bir
semboldür.
İnsanlık
onurunun can
vererek
galip
gelmesidir.
Zulmün bedel
ödenerek
lanetlenmesidir.
Orada İmam
Hüseyin
değil,
insanlık
onuru
katledilmiştir.
İmam
Hüseyin’in
şahadeti de
insanlık
onurunun
zaferidir.
Ama o zafer
insanlığa
kan ve can
verilerek
bağışlanmıştır.
Bu değerlere
sahip
olanlara kim
ağlamaz ki !
Ben insanım
diyenlerin,
yürek
taşıyanların
bir vefa
borcudur.
Hz.Muhammed;
“Alimlerin
ölümü,
Alemlerin
ölümüdür.”
diye
buyurur.
Ama, İmam
Hüseyin
orada
ölmedi,
yeniden
dirildi ve
tüm alemleri
kucakladı.
İsmi
insanlığa
sembol oldu.
Güzelliklerin
birleşmesinde
insanlığa
şemsiye
oldu.
Büyük Moğol
hükümdarı
Ehlibeyt
dostu
Muhammed
Olcayto,
Barak
Baba’nın
şahadeti
üzerine
hüngür
hüngür
ağlamaya
başlayınca
sorarlar:
- Ey
Hükümdar!
Sen o kadar
savaş görmüş
ve bir çok
yiğitlerini
kaybetmiş
bir kahraman
olarak neden
bu kadar
feryat
edersin?
Cevap verir:
- Ben Barak
babaya
değil, o
zaten
aradığını
buldu, ben
yaşadığım
dünya onun
gibi bir
veliden
mahrum
kaldığı için
feryat
ediyorum.
der.
İşte bizler
de
yaşadığımız
dünyanın
İmam Hüseyin
gibi bir
ışıktan
mahrum
kaldığı için
göz yaşı
dökeriz.
Işığın
söndürülüp,
karanlıkların
hakim
olmasına
ağlarız. O
ışıkların
gelmeyeceğine
ağlarız.
Kaybolanlar
insani
değerlerdir.
Onlar zaten
bilerek ve
isteyerek o
şahadeti
kabul
etmişlerdir.
Kaybeden
insanlıktır.
Biz işte o
kaybolan
insanlığa
ağlarız.
Oysa onlar
için ölüm
nedir ki?
Bütün
şehitlerin
yüzü suyu
hürmetine,
döktüğümüz
göz
yaşlarımızın
yüzü suyu
hürmetine
bağışlanma
dileriz. Göz
yaşı
rahmettir.
Gözyaşı
riyasızlıktır.
Göz yaşı
teslimiyettir.
Allah
rızasına
dökülen her
göz yaşı
rahmet
olarak
kişiye
döner.
Allah’a
muhabbet
artımı,
hüzünde
artar. Göz
yaşıyla
içiniz
yıkanır ve
temizlenir.
Hüzün
inananları
Allah’a
yakınlaştırır.
Bedenin
abdesti su
ile, nefsin
abdesti göz
yaşıyla,
aklın
abdesti ilim
ile, ruhun
abdesti ise
aşk ve
muhabbetledir.
İranlı
Sosyolog Ali
Şeraiti,
matemle
ilgili şöyle
der; “Halk
acı içinde
ağlar, bu
göz yaşları
içten gelir,
aşktan ve
vefadan
kaynaklanır.
Halkın
Ehlibeyte
olan aşkının
ifadesi olan
bir
kelimedir
gözyaşı.
Gözyaşından
daha samimi,
daha berrak,
daha olgun
bir lisan
varmı?
Gözyaşı
pratik,
kelimesiz ve
cümlesiz bir
dildir.
Gerçekleri
dilden daha
açık biçimde
ifade eder.
Gözyaşı
aşkların en
az yan
çizeni ve en
kamil imanın
yansımasıdır;
Tutkunun en
azizini, en
ılığını ve
hissin en
ateşlisini
yansıtır.
Yürekten
harmanlanan
duygu,
düşünce,
özlem, gaye
ve
fedakarlığın
dilidir
gözyaşları.
Menzile
varmak için
bir araçtır.
Bir kural,
bir
prensipten
daha fazla
bir şeydir.
Bir duygunun
doğal dışa
vurumudur;
aşka, acıya,
eleme, özlem
ve kedere,
zorunlu
içgüdüsel
bir
cevaptır.”
Hakk aşığı
Fuzuli de; “Bir
damla
gözyaşını
satın almaya
hiçbir
cevherin
gücü yetmez”
diye
buyuruyor.
Gandi de
şöyle der;
“Acı ne
denli saf
olursa,
kazanım o
denli büyük
olur.”
Ve devam
eder: “Acının
ateşinden
geçmeden
kimse
yükselemez”
Hz. İmam Ali
de: “Büyük
sevaplar,
büyük
belalarla iç
içedir.
Allah,
sevdiği
kullarını
belâlara
maruz
bırakır”
der.
Ehlibeyt’i
düşününüz,
sonrada o
yolu
sürenleri.
Bir atasözü
vardır; “Öz
ağlamayınca
göz yaşarmaz.”
Bizler de
özümüzle
Ehlibeyt’e
bağlı
olduğumuz
için
gözlerimiz
ağlar.
Kur’ân
buyurur ki:
Düşünenler
için yer
yüzü
ibretlerle
doludur.
Yeryüzüne
ibretle
bakacak
olursak, O
ibretleri
görürüz;
İbrahim (A.S.)
ve oğlu
İsmail’in
yapısı olan
Kâbe’nin
bile bu
sırrı
taşıdığını
ve
gösterdiğini
anlarız. Can
gözü açık
olanlara
bundan daha
anlamlı ne
olabilir ki
! Niçin Kâbe
siyahlara
bürünmüştür
? Siyahlar
giymek
mâtem
çekmek değil
midir? Kâbe
bu
durumuyla,
bizlere
canını Hakk
yoluna fedâ
edenlerin ve
bütün
şehitlerin
matem
sırrını
ispat
etmiyor mu?
Matem
çekenlerin
kalbine kara
taş basması,
Kâbe’nin
göğsünde
taşıdığı “Hacer-ül
Esved”
taşı da bunu
anlatmıyor
mu? “Zemzem”
suyu gözyaşı
değil mi? O
zemzem suyu
masum
İsmail’in
susuzluktan
ağlayışı
üzerine
vücut
bulmadı mı?
İşte bu
değerler
düşünenler
için bir
irşattır.
Ama sadece
düşünenler
için!
İslamda
gözyaşı
yoktur
diyenlere
sormak
lazımdır:
İslam, ruhu
ve duygusu
olmayan
kupkuru bir
din midir?
Katledilen
bir hayvana
bile
insanlık
ağlarken bu
değerlere
nasıl
ağlanılmaz
ve sahip
çıkılmaz?
İşte
Aleviler “Hakk-Muhammed-Ali”
yolunu ve
sevgisini
gözyaşlarıyla
bugünlere
taşımıştır.
Birlik ve
dirliğini o
gözyaşları
üzerine
kurmuştur.
Duygularını
anlatmaya
söz
yetmemiştir.
İnancını
anlatmada
dil aciz
kalmıştır.
Zaten
herşeyini o
gözyaşları
ifade
etmiştir.
Dedik ya,
gözyaşı
riyasızlıktır,
ruhun
teslimidir.
Ruhun
olgunlaşmasında
bir adımdır.
Kemalete
erip
zalimlikten
kurtulmaktır.
İnsan-ı
Kamilliktir.
Konfüçyüs
şöyle der; “Elmas
nasıl
yontulmadan
kusursuz
olmazsa,
kişi de acı
çekmeden
olgunlaşamaz.”
Evet o acı
da İmam
Hüseyin’in
acısı
olursa. O
acı da
Ehlibeytin
acısı
olursa. O
acı da Oniki
İmamların
acısı
olursa. O
acıya sadece
Aleviler
değil, cümle
alem ağlar.
Yüreğinde
vicdan olan
her insan
ağlar,
bizlerin
ağladığı
gibi.
ALİ RIZA UĞURLU
DEDE
AŞK-I MAHABBET
4.BASKI
|