Bakara Suresi Ayet
54 :
”Nefislerinizi
öldürünüz,
Yaradanınız katında
sizin için
hayırlıdır.”
Alevilikte 4 kapı 40
makam vardır.
Bunlar, şeriat,
tarikat, marifet ve
hakikat. Her birinin
10 makamı vardır.
Şeriat
olgunlaşmamış,
gelişmemiş
anlamındadır. Nefs
ile uğraşmak
şeriatta değil
tarikatta başlar.
Nefis için değişik
tarifler
yapılmıştır.
Bunlardan birkaçı:
“Bir şeyin zâtı,
kendisi, hakikati.”
“Ruh, kalp, can.”
“Bedene müdebbir
(bedeni idare eden)
olan ruh.”
“Şehvet ve gazabın
başlangıcı olan
kuvve.”,
“İnsandaki kötü
vasıfları toplayan
bir asıl” (Gazalî)
“Şehvanî arzulara ve
şeytanî yollara
itirazsız, severek
giren ve daima
kötülüğü emreden
düşman.
Genellikle, Tasavvuf
yolunda hakikat
yolcusunun bu yedi
(Nefs) mertebesini
geçip tamamlaması
zorunludur:
1-
Nefs-i Emmare:
Kötülüğü emreden ve
bundan zevk alan
nefistir.
“Muhammed Suresi
Ayet 12 : Şu bir
gerçek ki Allah,
iman edip hayra ve
barışa yönelik işler
yapanları,
altlarından ırmaklar
akan cennetlere
koyacaktır. Küfre
sapanlarsa zevk edip
eğlenmeye bakarlar;
davarların yediği
gibi yer içerler.
Varacakları yer
ateştir onların.”
Emmare, zorlayan,
cebreden demektir.
Hakikat yolcusu bu
yolda tamamıyla
kendi nefsinin emri
altındadır ve bir
hayvandan başka bir
şey değildir.
Sonunda
Allah’ın razı olduğu
bir nefs olma
makamına kadar
çıkar. Nefsin bir
manası da zat
demektir. Yani ruhla
bedenin her ikisini
birden nefsle ifade
ederiz. Nefs-i
emmare, insan
nefsinin en aşağı
mertebesi ve
“Muhakkak nefs
kötülüğü
emredicidir.”
âyetinin haber
verdiği büyük
düşmandır. Şehvet,
hırs ve hasetin
emrine girmekle, ruh
ve kalbi aşağıların
ve bayağıların
hizmetine sokmaya
çalışır. Kötülüğe
aşık, harama düşkün,
sefahate hayrandır.
Hayırlı işlerde
tembel ve ürkek,
şerde cesur ve
atılgandır. Şeytanı
meleklere secdeden
men eden haset ve
kibir, bu nefsin
önde gelen sıfatları
ve en belirgin
özellikleridir.
Peygamberimiz Hz.
Muhammed, “Gerçek
savaşçı, nefsi
emmaresiyle cihad
eden kimsedir”
diye buyurmuştur. Bu
nefs savaşını
kazananan, Nefs-i
Levvame’ye
geçmiştir.
2-
Nefs-i Levvame:
Kötülük yaptığında
bundan pişman olup
af dileyen nefstir.
“Kıyamet Suresi Ayet
2: Kendini kınayan
(pişmanlık duyan)
nefse yemin ederim
(diriltilip hesaba
çekileceksiniz)”.
Levvame,
zemmeden,
çekiştiren, dedikodu
yapan, serzenişte
bulunan anlamına
gelir.
Hakikat yolcusu bu
makamda yavaş yavaş
nefsini kötülemeye
nedamet getirmeye
başlar. “Nefs-i
Levvamenin” seyri
illallah (ancak
Allah) tır. Alemi,
berzah alemidir.
Yeri, gönüldür. Hali
sevgidir. Dayanağı,
tarikatın erkân ve
usullerine uymaktan
ibarettir. Sıfatları
kınama, heves, halka
itiraz, yalvarma,
gizli riya, makam
sevgisi ve
şehvettir. Bu nefs
savaşını kazanan,
Nefs-i Mülhime’ye
geçmiştir.
3-
Nefs-i Mülhime:
Allah'tan ilham alan
nefs.
“Şems Suresi Ayet
7-10 : Nefsi ve
insanı düzgün bir
biçimde
şekillendirdi. Sonra
ona kötülük ve
takvayı ilham etti.
Benliğini temizleyip
arındıran gerçekten
kurtulmuştur. Onu
kirletip örtense
kayba uğramıştır.”
Mülhime, kalbe feyz
veren, ilham eden
Allah anlamındadır.
Hakikat yolcusuna bu
makamda bazı şeyler
mülhem olmaya
başlar. Mesela,
yakaza halinde bazı
nurani şeyler görür,
sesler işitir. Bu
makamda olan bu
küçük tecelliye de
(Tecelli-i kameriye)
denir.
Hakk’ın emirlerine
mümkün mertebe uyan,
men ettiklerinden
azami derece sakınan
ve bu halleri dolayı
bazı ilhamlara nail
olan nefsdir. Hali
aşktır. Varidi
marifettir.
Sıfatları ilim,
cömertlik, kanaat,
tevazu, sabır,
tahammül, hüsnü zan
ve eziyetlere
katlanmaktır.
Cenab-ı Hak Şöyle
buyuruyor; (Tecrid-i
Salih Tercümesi 1,
sayfa 60, hadis no
60)
Bu makamdaki kişi
mürşid-i kamile
muhtaçtır ki onu
karanlık şüphelerden
kurtarıp nurlu
ufuklara çıkarsın.
Çünkü bu makamda
kişinin hali
zayıftır. Hakk’a
gidemez ve "Celal"
ile "Cemal"i
ayırtedemez. Ancak
bu makamda kişi
latif, ruhani, sadık
ve Allah’a aşık olur.
Ve onun kalbinde
irfan nuru güneş
gibi doğar. Bu nur,
ruhuna kemale erme
müjdesini verip
Allah celle
celaluhu’na kavuşma
rüzgarını estirir ve
kalbindeki perdeleri
kaldırıp nefsinin en
büyük ve çirkin
zevklerini yok eder.
Çünkü bu makam ruhun
güzel makamıdır. Ruh
ise Allah'ı
görmekten utangaçlık
duyar. Fakat ruh
duyduğu şiddetli
sevinçler Hakk'a
kavuşmaya engel
olmaktadır. Fakat
nurlu perde ve onun
sevinçleri
beğenilmiştir ve
faydalıdır.Çünkü
utanma ve sevinme
Allah'ın cemalini ve
O’na kavuşmayı
arzulamaktır. Bu
makamdaki kişi,
Allah zikrine devam
eder. Bu nefs
savaşını kazanan
Nefs-i Mutmainne’ye
geçmiştir.
4-
Nefs-i Mutmainne:
Tatmin olmuş
nefistir.
“Fecr suresi ayet
27-28 : Ey mutmain
nefs sen, rabbinden
razı ol ki rabbin de
senden razı olsun.”
Mutmain, şüphesi
kalmamış
anlamındadır.
Hakikat yolcusunun
nefsi, artık burada
seyrini ve icraatını
bitirmiş ve
tamamıyle ruhaniyete
yönelmiştir ki yolcu
bu durumda kabiliyet
derecesine göre bir
çok keşiflerde
bulunabilir ve zatı
tecelliye bile
mazhar olabilir.Bu
zatı tecelliye de
(Tecelli-i Berkiye)
denir. Kişi,
dördüncü makama
eriştiğinde onda
öyle bir kemâl hasıl
olur ki, masivadan
(Allah'ın
gayrısından) kaçar
ve yalnız Hakk ile
ünsiyeti arar, Cenab-ı
Hakk’ı sevip,
Habibine bağlanır.
O'nun fiilerini,
sözlerini, ahlâkını
can ile kabul edip
ondan ruhu için
hayat bulur, imanı
için lezzet alır. Bu
nefs savaşını
kazanan Nefs-i
Radiyye’ye
geçmiştir.
5-
Nefs-i Radiyye:
Allah'tan razı olmuş
nefstir.
“Fecr Suresi Ayet
28: Rabbinden razı
ol ki rabbin de
senden razı olsun.”
Radiyye, rıza
gösteren, kabul eden
anlamındadır.
Hakikat yolcusu bu
makamda artık
Allah’tan razı olur.
Yani Allah’tan gelen
herşeye daima hamd
eder, şikayet etmez.
Yaşadıkları sürece
gördükleri acı ve
tatlı her eyleme
içten razı olmuş
kişidir. Bu
aşamadaki canlar
kimseyi kırmaz ve
incitmezler.
Haksızlıklara
uğradıkları zaman
başlarına kötü bir
olay geldiği zaman
asla asi olmazlar ve
hakka karşı isyan
etmezler. Tam bir
teslimiyet ve gerçek
bir rızalık yapısı
ile donanmışlardır.
Bu nefs savaşını
kazanan, Nefs-i
Mardiyye’ye
geçmiştir.
6-
Nefs-i Mardiyye:
Allah'ın razı olduğu
nefstir.
“Fecr Suresi Ayet
28: Rabbinden razı
ol ki rabbin de
senden razı olsun.”
Mardiyye, razı etmiş
ve edilmiş
anlamındadır. Bu
makamda ise Allah
hakikat yolcusundan
razı olur. Yani,
hakikat yolcusu
artık, Allah’a iyice
yaklaşmıştır. Başka
bir deyişle, artık
o, her hal ve
hareketinde hep
Allah iledir. Bütün
kötülüklerden,
ihtiraslardan
sıyrılmıştır.
Allah’ı, ilmen
yakin, aynel yakin,
Hakkel yakin olarak
tanırlar. Bu
aşamaya gelenler
mal, mülk, huri
sevdasından
soyutlanmış
canlardır. Bu
aşamadaki can terki
dünya, terki ukba,
terki terk olmuş
Hakk dostudur. Bu
aşamada olan can
seyr ve aşk
içindedir. Artık
herşeyi kendilerine
cem yapmışlardır. Bu
aşamada tüm
alemlerin,
varlıkların,
Allah’ın varlığından
gayri bişey
olmadığının sırrına
erilir. Ve bu,
nefsin tahakküm
edebileceği son
merhaledir.Yani,
nefs, ancak bu
makama kadar insana
hüküm edebilir. Bu
mertebeye gelen
kimse velilik
sırrını aralar. Bu
nefs savaşını
kazanan, Nefs-i
Safiyye’ye
geçmiştir.
7- Nefs-i Safiyye
veya Maiyye (Tezkiyye):
Bu kademede nefs
temizlenmiştir.
Olgunluğa erişmiş
nefstir. Mürşid-i
Kamillerin nefsinin
karşılığıdır.
Tezkiyye, tertemiz
arınmış
anlamındadır.
Nefs-i Kamile de
denilir. Nefs, bu
makamda artık insana
tahakküm edemez.
Zira, artık,
tamamıyle musaffa
ruh haline
gelmiştir, yani
İnsan Allah’a
ulaşmıştır.
Herşeyden sıyrılmış,
arınmış varlığında
Allah’tan başka
hiçbirşey bulunmayan
nefstir. Bu aşamaya
gelenlerin
ibadetleri insanları
aydınlatmak Allah’ın
İlahi ışığını
yazmaktır. İrşat
makamıdır. Bu
aşamaya gelenler
miracını
tamamlamışlardır.
Velayeti hassaye
(özel ermişliğe)
varan kimselerdir.
Artık gerçek mürşidi
kamillerdir. Onun
bundan sonraki
görevi insanlara yol
göstermek bu yol
gönül verip aşk ile
yananları, varmaları
gereken yere
götürmektedir.
Bu makamda
insanın hareketleri,
sözleri, artık,
Allah’ın hareketleri
ve sözleridir. Bu
makam sadece
yaşanılır,
anlatılamaz.
Etem UĞURLU
Cem
KARATAŞ
Kaynaklar:
Ali Rıza UĞURLU –
Aşk-ı Muhabbet
Cavit Sunar -
Tasavvuf Tarihi -
Melamilik ve
Bektaşilik
Mehmet DİŞKIRAN -
LaFeta İlla Ali La
Seyfe İlla Zülfikar