|

ŞAH KULU SULTAN
Kesin olarak bilinmeyen Şah Kulu Sultan’ın doğum tarihi, her
kaynakta farklı yazmaktadır.
1320’li yıllarda doğduğu;
1402 tarihinde Timur’la
yapılan savaşta Hak’a
yürüdüğü sanılmaktadır.
Osmanlı Beyliği’nin daha yeni devlete dönüştüğü yıllarda, Ahiler
ve Bektaşiler büyük destek
vermişlerdir.
Bizans’ın son dönemlerinde bu Av Köşkü’nün yakınlarında dergâhını
kuran “Şah Kulu Sultan”;
Horasan Erenleri’ndendir.
Osmanlı Beyliği’nin Bizans karşısında başarıya ulaşmasında Şah
Kulu Sultan’ın, büyük
fedakârlığı vardır.
Horasan’dan geldikten sonra
Bizans’ın içine mekân kurup
gözetlemiştir. İstihbarat
bilgilerini, Osmanlı
Beyliği’ne iletip savaşın
kolay kazanılmasını
sağlamıştır.
Osmanlı – Bizans Savaşı’nda, Bizanslılar yenilmişti. Bugünkü Şah
Kulu Sultan Dergâhı’nın
bulunduğu yer, Bizans
kralları tarafından Av Köşkü
olarak kullanılıyormuş.
Savaşı kazanan Osmanlı
padişahı Orhan Gazi, büyük
desteğini gördüğü Ahi ve
Bektaşilere ödül olarak bu
köşkü vermiştir.
Orhan Gazi’ce Ahi ve Bektaşilerin fedakârlığının karşılığı
olarak, verilen Av Köşkü’nü
daha sonra, Ahi ve
Bektaşiler, ibadetlerini
daha geniş bir alanda
yapmanın ferahlığıyla,
inançları bu mekânda ve
geniş bir alanda yapmanın
rahatlığını yaşamışlardır.
Osmanlı Beyliği’nin devlete dönüştüğü yıllarda Ahiler ve
Bektaşiler Osmanlılara büyük
destek vermişlerdir.
Ahi Şeyhi Edebali, kızını ilk Osmanlı Beyi Otman (Osman) Bey’e
vererek yakın akrabalık
bağları kurmuşlardır.
Osmanlı askeri hareketi, Bizans’a karşı olduğu için Ahi milis
birlikleri sürekli olarak
Osmanlı kuvvetleri ile
beraber hareket etmiş,
birlikte yeni yerler ele
geçirmişlerdir. Savaşta
Bursa, İznik, Gemlik,
Yalova, Gölcük, İzmit ve
Üsküdar’a kadar bütün
Anadolu yakası alınınca yeni
yerleşim yerlerine sivil
örgütlenmeler kurulmuştur.
Sivil örgütü kurarken de çok
önemli bir şeye dikkat
edilmiştir. Yeni kurulan
örgütlenme oradaki yerli
halkla hoşgörü içerisinde
yaşayabilen, devletine
bağlı, çalışkan, haksızlık
yapmayan, inanca diziyle
değil gönlüyle bağlı olan,
kimsenin inancına, ırkına,
rengine bakmadan ayrım
yapmaksızın, bütün
yaratılmışları Yaratan’dan
ötürü seven, bir topluluğu
ve örgütlenmeyi, yeni
yerleşim yerlerinde
oluşturması lazımdı. Bu da
ancak Ahi ve Bektaşi inançlı
teşkilatlarıydı.
Bu bölgelerde sekiz teşkilat kuruldu.
Bunlar sırasıyla;
1. Uludağ eteklerinde Geyikli Baba ile Doglu Baba Tekkeleri,
2. Bursa’da Hasan Baba Tekkesi,
3. Gölcük’te Sultan Baba Tekkesi,
4. Kartal’da Kartal Baba Tekkesi,
5. Eren Köy’de Eren Baba Tekkesi,
6. Göztepe’de Gözcü Baba Tekkesi,
7. Merdiven köy’de Ahi Ahmet Tekkesi,
8. Üsküdar’da Karacahmet Sultan Tekkeleridir.
Osmanlı Hükümdarı Orhan Gazi, 1329’da Bizans’ın genç kralı
Andronikos’la yaptığı
Pelekanon Savaşı’ndan sonra,
Şah Kulu Sultan Dergâhı’nın
bulunduğu, şimdiki yerinden
her iki taraf arasında
yapılan bir anlaşmaya göre:
Üsküdar’a kadar tüm Anadolu
yakası Osmanlılara
bırakıldı.
Daha sonra Pendik’ten Üsküdar’a kadar olan bölüm de, Şah Kulu
Sultan Dergâhı olarak
kullanılan Merdiven köy
idaresine verildi.
Bu dergâhın ilk postnişini Şeyh Ahmet, dergâhın başına geçmiştir.
Geçer geçmez Ahi
geleneklerine göre dergâha
yeni düzenlemeler
getirmiştir. Bu düzenlemeler
içinde Ahilik kursları
açarak, gençler eğitilip
meslek dallarında uzman ve
usta haline getirilmiştir.
Tarihi verilere göre “yiğit”
anlamına gelen ve aslı, akı
olan Ahiler, Orta ve Batı
Anadolu’da çoğunlukta
idiler. Büyüklerine “Ahi
Baba” derler, Ahi Baba;
dergâhta oturur, gençleri
eğitir, denetler, sabırla
onların yetişmesine vesile
olur.
Ahilerin “Fütüvvetname” adlı yasaları vardır.
Bu yasanın da 6 öğüdü vardır.
1. Elini açık tut,
2. Sofranı açık tut,
3. Kapını açık tut,
4. Belini bağlı tut,
5. Gözünü bağlı tut,
6. Dilini bağlı tut.
Bu altı âdet insan gibi yaşama öğüdünün yanında,
4 Adet de yol göstericiler vardır.
1. Ustalar,
2. Yol Atası,
3. Sağ Yoldaşı,
4. Sol Yoldaşı.
Gençler bu fütüvvet eğitimlerini aldıktan sonra; Ahi Babaların
onayıyla ticarethane
açabiliyorlardı.
Ahilik Horasan’da Anadolu’ya yayılmıştır. Horasan’dan gelen
erenler bu güzel düşünce
yapısıyla gelmiştir. Her
dergâhta Postnişin olan Baba
veya Dede otururdu.
Merdiven köy’deki Ahi tekkesi de Yıldırım Beyazıt döneminde (1389
-1402) yıllarında Ahi
tekkesi olarak kullanılmaya
başlanıldığı sanılmaktadır.
Şah Kulu Sultan’ın da ilk Bektaşi postnişini olarak görev aldığı
sanılmaktadır.
Gelip bu dergâha aşk ile ibadet kıl,
Nefsini terk ederek mutluluğu gönlünde bil,
Kurtulmak istiyorsan bu zamanın bunalımından,
Makamı Hz. Şah Kulu Sultan’ı ziyaret kıl.
Ahilik-Bektaşilik veya Alevilik arasında inanç yönünden hiçbir
fark yoktur.
Bu tarihe kadar bu dergâhlarda her zaman Ahilerin görev alması,
bu tarihten sonra bir
Bektaşi’nin postnişin olması
halk arasında hiç
anlaşılmamıştır. Çünkü
inançta farklılık olmadığı
için, halk bunu
yadırgamamıştır. Hatta
değişikliğe yeni nefes
gelmesi, farklı güzellikleri
beraberinde getirmiş ve
yaşatmıştır.
Şah Kulu Sultan’ın tekkenin başına getirilmesi ile aynı zamanda
bu yer Bektaşilerin
İstanbul’daki en büyük
merkezi olur.
Hacı Bektaş baba ve dedeleri burada konuk edilir ve ağırlanır.
Şah Kulu Sultan’ın tekkede
postnişinlik yaptığı
dönemlerde, pek çok imar
işleri gerçekleştirilerek
cem evi, dervişler için
aşevi ve odalar yaptırılır.
Burada dergâhın görünür yerlerine Bektaşiliğin simgesi olan
Elif-i Taç-ı, mermerlerin
üstüne yaptırarak
yerleştirir. On iki dilimlik
Elif-i Taç’lar tüm Bektaşi
tekkelerinin ortak simgesi
olur.
Şah Kulu Sultan düzenli olarak yeniçeri törenlerine katılırlar.
Bu törenler öyle güzel
bağlılık yeminleriyle ve
hareketlerle geçerdi ki
törenlere katılanları
büyülerlerdi. Şah Kulu
Sultan’la birlikte bu
törenlere Hacıbektaş’tan ve
yurdun her tarafından gelen
dede, babalar ve Ahilerin
katılımı çok yüksek düzeyde
olur.
Bu güzel görüntünün ve içselliğin yaşandığı bu bağlılığı, devlet
erkânı tam katılımla
izlerdi. Aynen bugün askeri
erkânlarda olduğu gibi.
Hacıbektaş’taki postnişin vefat edince, yerine geçecek olan
postnişin Şah Kulu Sultan’da
toplanan Dede, Baba, Ahi,
Yeniçeri Ağası arasında
parlak bir törenle bu
dergâhta seçilir.
Dede, Baba ve Ahilerin Yeniçeri Ordusu üzerindeki etkisi çok
büyüktür.Yeniçeriler de
savaşa giderken kurucusu
olduğu Hacı Bektaş Veli’nin
gülbanklarıyla savaşa gider
bu iman gücüyle
savaşırlardı.
Daha sonra Osmanlı Devleti’nin yeni hükümdarlarının Yeniçeri
Ocağı ve askeri sistemini
dağıtması neticesinde
imparatorluk gerileme
devrine girmiş, sonunu kendi
elleriyle hazırlamış
oldular.
1402 yılında Ankara Savaşı’nda Osmanlılar Timur ordusuna
yenilince bu dergâhlar birer
birer kapatıldığı gibi, bu
güzel işleyen nizam ve düzen
altüst edilir.
Buralarda yerleşik ve buralara sahip çıkmaya çalışan gönül ve
insanlık erleri dervişler
katledilir.
Göztepe, Kartal, Pendik gibi yerler yeniden Bizans’a terk edilir.
Sevginin ve hoşgörünün simgesi haline gelen ve yaşadıkları
yerleri insanca yaşanır hale
getiren dede, baba ve
ahiler; birçok halk ereni
Türkler, çok büyük katliamla
yok edilmişlerdir. Bu yok
edilişin arasında yüce
Allah’ın birer lütuf ve
hediyelerinden olan Şah Kulu
Sultan gibi bir eren de bu
katliamda yok edilmiştir.
Bektaşi inancına göre bu şehitler Kırk Erenlerdir. Bunların hepsi
kendilerine bahşedilen bazen
doğa ile güçlülük kazanmış,
bazen yaptığı işle değer
kazanmış, bazen de bilgi ve
becerisiyle öne çıkmış,
mahlas ve isimleriyle anılır
olmuşlardır. Hak’a
yürüdükleri yerler de, mekân
kurduğu yer olduğu gibi,
Hak’a yürüdükten sonra da o
bölge semt veya yerler
onların isimleriyle anılır
olmuştur. Kartal Baba
bugünkü Kartal semtinde
mekân kurmuş. Eren Baba
bugünkü Erenköy’de mekân
kurmuş. Şah Kulu Gözcü Baba
da bugünkü Göztepe Şah Kulu
Dergâhı’nda mekân kurmuştur.
GİR İŞTE MEYDAN DEDİLER
Verdim başı erenlere
Ne hoş bir kurban dediler
Selam verdim hem demlere
Gir işte meydan dediler
Çıktım Kırklar Meydanı’na
Girdim Ali erkânına
Daldım aşkın ummanına
Aşk olsun ey can dediler
Aradım hayli dem yâri
Bulunca gizli esrarı
Tecelli eyledi bari
Aşka burhan dediler
Yerli yerinde durdular
Niyaz edip oturdular
Orada bir erkân kurdular
Yok burada an, şan dediler
Haber sorduk biz güllerden
Cevap aldık bülbüllerden
Gelişin hangi illerden
Gel şöyle ihvan dediler
Bu yerde her meran hasıl
Olur kul Hâlik’a vâsıl
Öz öze kalma gel katıl
Ol sen de mihman dediler
Ben fakirim fahr ederim
Hep gülerim zevk ederim
O meclisler erenlerin
Cümlemiz yeksan dediler
Yüce Allah cümlemizin ibadetlerini, ziyaretlerini, lokmalarını,
hizmetlerini, niyetlerini,
dileklerini, muratlarını
kabul eylesin. Dil bizden,
nefes olur erenlerden,
kabulü da Allah’tan. Gerçeğe
hü, mümine ya Ali.
Dursun Zebil Dede
Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı
[
GERİ DÖN
]
|