SEMAH
Bir
kuşun kanadında,
güneşin etrafında,
bulutların üstünde
dönmek. Aynı dünya
gibi, ay gibi,
evrendeki yıldızlar
gibi, kıştan yaz’a,
geceden gündüze
dönmek. İnsanı
merkez, elini ayna
yapmak ve aynada
özünü seyretmek.
İnsanı sevmek,
paylaşmak, inanmak
ve arınmak. Turna
olup sonsuza
bilinmeze doğru
göçmek gökyüzüne
akmak, karanlıkta,
aydınlık yürekte
ışık ve bir deyiş,
bir nefes, bir
duvazdeh-imam olup
dönmek ve birlik
olmak, birliğe,
kardeşliğe, insan
sevgisine akmak ve
kendi gerçeğini
kavrayıp, dönmek…
dönmek…dönmek…
Evrenden atomdan güneş
sistemine, vücutta
dolaşan kana kadar
her şey dönmektedir.
Kısaca kainatta var
olan her şey döner.
Dünya döner, sular
döner, güneş, ay,
yıldızlar döner.
Soframıza koyduğumuz
ekmeğimizi, değirmen
taşı dönerek un edip
nimet olarak bize
sunar. Uçak motoru,
araba tekerlekleri
dönerek menzile
ulaştırırlar. Dönmek
ilahi nizamın
gereğidir. Yerinde
duran varlık yoktur.
Varlıkların semahı
durursa nizami alem
de bozulur. Ay, gün
birbirine karışır.
İnsanın dönmesi de
ruhun olgunlaşarak,
birliğe ulaştığı ve
Tanrı’ya doğru
yaptığı manevi bir
yolculuktur, (SEYR-Ü
SÜLÛK) bir
ibadettir. Bu
yolculuktan sonra
tekrar hayatına ve
insanoğluna hizmet
etmeye döner
Kolları kanat olmuş
da can uçuşur canana
Ayaklar basmaz olur
yükselince meydana
Kainatı görürsün
çerağların nurunda
İnsan varır
Tanrı’ya, Tanrı
varır insana.
Mevlana
Semah, İlahi aşkı ruhunda
duymaya, o aşkla
onun güzel
isimlerinden
herhangi birisini
anarak ayakta
dönmeye denir.
Okunan ilahilerin
eşliğinde
kadın-erkek ayrımı
yapmadan, ellerini
göğe doğru uzatarak
din, dil, ırk ayrımı
yapmaksızın Hakk’ın
bir olduğunu tekrar
ve tekrar
zikretmektir. Allah
adı her insanın
ruhsal mertebesine
göre değişik
tecelliler getirir.
En büyük tecelli
Allah’ı benliğimizin
içinde tam bir
yönelişle anmaktır.
Kollar yana doğru
açıp, sağ el göğü,
sol el yeri
gösterdiğinde ise,
bir türlü önüne
geçilemeyen, nefsin,
bencilliğin,
menfâatin,
savaşların,
açlıkların,
ikiyüzlülüklerin
kısaca yaşama dair
kötülüklerin
anlamsızlığını
görüp, “Hakk’tan
alır Halka veririz.”
inancını anlatmaktır
semah.
Mevlana’ya semah nedir? diye
sorarlar; “Semah
pergele benzer, sol
ayağı atar merkez
yaparsın, sağ
ayağınla da dönerek
72 milletin gönlünü
tavaf edersin.”
der. Semah eden
insanlar, dünyadan
kopup içindeki öze
doğru yol alırken,
ruhlarındaki
kirliliklerinden
arınıp, “Ben’ine”
yaklaşıyorlar. Gönül
sarhoşu olup Hakk’la
bütünleşiyorlar. Aşk
meydanına
girenlerin, güvercin
misali dostluğun
harman olduğu bu
kainat ışığının
vurduğu alanda
aşkla, şevkle, vecd
ile kadın-erkek
ayrımı yapmadan, ve
tüm beşeri
ağırlıklardan
kurtularak, kötü
niyetlerden
arınarak, tertemiz
olma halidir semah.
Ehlibeyt
masumiyetinin ve
paklığının tüm
azalarımıza Hakim
kılma halidir semah.
İnsan
Coşar....Coşar, bir
aşk ateşine düşer,
sonsuz bir aleme
yolculuk eder,
gözünün önündeki tüm
perdeler aralanır ve
Uçar... Uçar,
sonunda alemlerin
sahibiyle
bütünleşir, bedende
fani, Hakk’la baki
olma halidir semah.
Kur’ân da buyurur ki;
And olsun o saf
bağlayıp dizilenlere
/ O saflar tutturup
sıraya dizenlere / O
kanatlarını açıp
toplayarak uçanlara
/ O haykırarak sevk
edenlere / O göğüs
gererek durduranlara
/ O zikir okuyanlara.
Semah eden bir can
kendisini şöyle
ifade ediyor;
Semah dönerken ibadette
oluyorum. İnsan kendini
hangi ibadetle Hakk’a
yakın hissediyorsa o
ibadeti yapar. Ben de
kendimi Allah’a semah
ederek yakın
hissediyorum. Bu da akıl
ile olmuyor, gönül ve
aşk ile
Seni görüp her
mekanda, Hû
diyeyim döne
döne
Caha düştüm
Yusuf gibi,
derde düştüm
Eyyüb gibi
Ağlayayım Yakup
gibi, Hû diyeyim
döne döne.
Senden gayrisin
al benden,
ayırma ben kulun
senden
Sevdir bana seni
candan, Hû
diyeyim döne
döne.
Gönlümde ağyar
kalmasın, senden
gayri yar
kalmasın
Ne olduğum kimse
bilmesin, Hû
diyeyim döne
döne.
Şevkin ver bana
döneyim,, tâ kül
olunca yanayım
Gördüğümü sen
sanayım, Hû
diyeyim döne
döne.
Mevlam koma beni
bana, al gönlümü
senden yana
Müştakın oluben
ezel sana, Hû
diyeyim döne
döne.
Seyyid Nizamoğlu
kuldur, gerek
güldür gerek
öldür
Aşkınla gönlümü
doldur, Hû
diyeyim döne
döne.
Seyyid Nizamoğlu
Kur’ân: Onlar
ayakta iken,
otururken, yan
yatarken hep
Allah’ı
zikrederler.
Semah, kulun
Allah’a
Miracıdır.
Allah’a fiili
niyazıdır. Madde
aleminden, mâna
âlemine
geçmektir.
“Semah, Hakikat
topluluğuna
uygundur. Bilim
çevrelerine zorunlu
değildir. Günahkar
çevrelere ise
haramdır”
Tac’ül Arifin Seyyid
Ebü’l Vefa’ya
dervişlerinden Ebu
Gamame sorar:
- Ey efendim!
Semah konusunda ne
buyurursunuz, helal
mıdır, yoksa haram
mıdır? Hz.
Seyyid:
- Bu semah, semah
edenin durumuna
bağlıdır. Semah ateş
gibi, gönüllerde
odun gibidir. O
gönül ki temizdir,
güzel kokusu vardır,
güzel kokulu
ağaçlara benzer. Bu
ağaçlar ateşe
bırakılınca güzel
koku yayarlar. Başka
bir gönül de vardır
ki, temiz değildir,
yaramaz kokusu olan
ağaca benzer, bu
ağacı da ateşe
bıraksalar, fena bir
koku yayılır. Semah
da bazı kalplere
cila verir ve aşkını
artırır. Bazı
kalplere ise inkar
verir, karanlığını
artırır. Bazı
ağaçlar da vardır
ki, güzel ve kötü
kokusu yoktur,
kokusuzdur.
Yakılınca iyi ve
kötü kokusu çıkmaz,
çabuk yanıp gider.
Bazı gönüller de
vardır ki, semahtan
ne şevk duyar ne de
inkar ve karanlık
duyar. Kendi
aleminin dışına
çıkmaz. Bu demektir
ki, semah; bazı
kimselere mübah
(uygun) bazısına
mendup
(beğenilen)
bazısına vacip
(yapılması gerekli)
bazısına mekruh
(istenmeyen) ve
bazılarına da
tehlikelidir. Her
birinin ehli vardır.
Sakın ola ki, kimse
mertebesini aşmasın,
zira tehlikelidir.”
diye buyurdu.
Yine buyurdu ki:
“Allah-ü Teala’nın
arif kulları için
hazırladığı bir
şerbet vardır.
İçince sevinilir,
tasalarını atarlar,
sarhoş olurlar,
vakitleri hoş olur.
Vakitleri hoş olunca
da gaip olurlar.
Gaip olunca hazır
Tanrı katında
olurlar. Hazır
olunca nazar
ederler, nazar
edince talep
ederler, talep
edince bulurlar.
Bulunca ondan
başkasını
yitirirler,
yitirince ulaşırlar,
ulaştıkları zamanda
muttasıl olup
(Gözünü Cenab-ı
Hakk’ın vücuduna
bağlı görmesi)
meydana gelip
müşahede edip
(Hakk’ın birliğini
varlıklarda görüp)
şu sesi işitirler;
Rableri onları
kendinden bir
rahmet, razılık
(ebedi hoşnutluk)
ve kendilerini
içinde sonsuz ve
devamlı nimet
bulunan cennetlerini
müjdeler
semah budur.
Rableriyle
bütünleşmenin,
vahdet-i vücut
olmanın adıdır.
Hacı Bektaşi Veli
buyurur ki;
Haşa ki semahımız
oyuncak değildir
İlahi bir aşktır,
salıncak değil
Her kim ki semahı
bir oyuncak sanır
Mümin diye namazı
kılınacak değil.
Semah oyun değildir.
Kulun Mirâcıdır. O
Mirâc cem evlerinin
dışına
taşınmamalıdır.
Taşınılırsa ne olur?
Oyun olur, işte
dinlerini oyun
yapanlara Kur’ân-ı
Kerîm’in yanıtı:
Dinlerini oyun ve
eğlence haline
getirmiş, dünya
hayatı kendilerini
aldatmış olanları
bırak da o Kur’ân
ile öğüt ver.
İşte dinin, oyun ve
eğlence aracı
yapılması Kur’ân’ın
temel
şikayetlerindendir.
İnsanoğlu bu günahı
iki şekilde
işlemektedir:
Dini, aşağı seviyede
insanların avunma
aracı olarak görüp,
inançları alay
konusu yapmak.
Dini, bir takım
yapay kutsallar ve
ilave kuralların
kuşatmasına
uğratarak, vahyin
verilerini
entelektüel oyunlara
malzeme yapmak.
Birinci kötülük
“İnanmayanlar”
tarafından, ikinci
kötülük ise dini
ilave kurallarla
boğan “Dinci Hurafe
Yobazları”
tarafından
işlenmektedir. Her
iki oyunculuğun
ortak paydası, dünya
nimetleri tarafından
aldatılmış olmaktır.
Cemlerimizde semah
dönülürken, “Hakk
İçin Ola, Seyir İçin
Olmaya” demenin
anlamı budur.
Ahmet Yesevi de
buyurur ki;
“İnsanda, eğer
aşk ve vecd hali
yoksa semahta yoktur.”
Çünkü, dinin ruhu
aşktır. Aşktan
yoksun gönüllerin
icra ettikleri
ibâdet ve erkân da
bir gösteriden öteye
geçemiyor.
Hz.Mevlana semahla
ilgili şöyle der:
Tanrının: Ben sizin
Rabbiniz değil
miyim? sorusuna,
Ruhların cevabı:
- Evet, Rabbimizsin.
Haykırışlarının
sesini duymak,
kendinden geçmek,
Rabbine kavuşmak;
dostun hallerini
görmek, lahuti
perdelerinden
Hakk’ın sırlarını
duymak; kendindeki
varlıktan geçmek,
mutlak yoklukta
devamlı varlık
tadını duymak;
dostun aşk
çırpıntıları önünde
başını top gibi
yapıp başsız,
ayaksız dosta
kavuşmak; nefis ile
savaşmak, yarı
kesilmiş kuş gibi
toprak ve kan içinde
çırpınmak; Yakup’un
derdini ve devasını
bilmek, Yusuf’a
kavuşma kokusunu
gömlekten almak;
Musa’nın asası gibi
her solukta
Firavun’un
büyülerini yutmak;
“-Tanrı ile benim
öyle vakitlerim
vardır ki, o vakitte
ne Tanrı’ya yakın
bir melek, ne de bir
peygamber aramıza
giremez”
hadisinde
buyurulduğu gibi
semahı sır etmek ve
meleğin sığamadığı o
yere, vasıtasız
varmaktır.” Sonuç
olarak; Şems-i
Tebriz’i gibi serden
geçip o yüce divana
başsız varmak,
başsız semah
dönmektir.
Ben dertliyim derdim
vardır
Ya ben nice
dönmeyeyim
Her dem işim ah-u
zardır
Ya ben nice
dönmeyeyi
Aşk odu yürekte
yanar
Beni gören mecnun
sanar
Gök yüzünde ay gün
döner
Ya ben nice
dönmeyeyim
Seyyid Nizamoğlu
Allah velisi büyük
şehit Hallac-ı
Mansur; “Allah’ı
aşk üzere ve aşk
içinde aramayanların
sayıya ve mekana
sığan ibadetleri
erdirici olamaz”
der. Evet semah
ibadettir, aşk ve
vecd halidir.
Aşk ehli Hz. Mevlana
da şöyle buyurur:
Aşk bir padişahtır,
bayrağı görünmez
Aşk Tanrı
Kur’an’ıdır ayetleri
belirmez
Her aşık bu avcıdan
bir ok yemiştir
Kanlar akar durur
fakat yarası
belirmez.
Tarihte ilk semah, tasavvuf
kaynaklarına göre
Hz.Peygamberimizin
mescidinde
yapılmıştır.
Hz.Peygamber gördüğü
zulümlere
dayanamamış,
Mekke’den Medine’ye
hicret etmiştir.
Hz.İmam Ali’nin
kardeşi Cafer-i
Tayyar
Hindistan’dadır.
Peygamberimize
yapılan zulmü duymuş
ve gelmiştir, O’nun
huzurundadır;
“Ya Resulullah! Duydum ki,
sana zulüm
yapılıyormuş, bir
canım var onu da
uğruna fedâ etmeye
geldim” der.
Peygamberimiz
duygulanır.
“Benim sevgili Cafer’im!
Seni o kadar çok
seviyorum ki,
anlatmaya kelimeler
bulamıyorum”
deyince
Cafer-i Tayyar;
“Ey Resulullah’ım! bu sözü
senden duymayı o
kadar çok istiyordum
ki” der ve
dönmeye başlar.
Mescitte Peygamberin
manevi evladı Zeyd
de vardır ve döner
ona; ”Ey Zeyd!
Seni de o kadar çok
seviyorum ki, erkek
evladım olmadığına
üzülmüyorum.”
Zeyd yerinden fırlar
kendinden geçerek o
da dönmeye başlar.
Hz.İmam Ali içinde “Ya
Ali! Sen zaten benim
kanım ve canımsın”
der ve İmam Ali de
dönenlere katılır.
Hz.Muhammed
duygulanır bu sevinç
karşısında
gözyaşlarına hakim
olamaz. Ve ileride
gerçekten uğruna
canlarını ve
mallarını feda eden
bu insanların
kendinden geçip
dönmesine hüzünlenir
ve duygulanır...
İşte semah, aşk ve vecd
halidir. Diğer bir
kaynakda gayp alemi
olan Kırklar
Meclisi’nde de
dönülmüş ve
yaratanla
birleşilmiş ve
tesbih edilmiştir.
Semah, on iki
hizmetten biridir.
İbadet halidir.
Süslü-püslü
giyecekler giyerek
yapılan Semah sadece
folklorik anlamı
olur ki ibadetten
dışlanmış olur.
Semahımıza ve
inancımıza
saygısızlık
yapmayalım,
yaptırmayalım. Semah
uçmaktır, benlikten
geçmektir. Kırklar
Meclisi’nde ki aşk
ve cezbe halidir ve
semahın adresi de “Kırklar
Meclisi’dir.”
Kırklar meydanına
vardım
Gel beri ey can
dediler
İzzet ile selam
verdim
Gir işte meydan
dediler.
Sıdk ile tevhid
edelim
Çekilip Hakk’a
gidelim
Aşkın dolusun içelim
Kalalım mestan
dediler.
Düşme dünya
mihnetine
Talip ol Hakk
hazretine
Ab-ı kevser
şerbetine
Keşkülünü ban
dediler.
Şah Hatay
Semahla ilgili
yazdıklarımı Mimar
Sinan Üniversitesi
Öğretim Üyesi Doç.
Editha ALNIAÇIK,
Hacı Bektaş Veli’yi
anma törenlerinde
yapmış olduğu
konuşmayla son
vermek istiyorum.
“Bir Avrupalı
olarak Alevi
semahlarına baktığım
zaman
hissettiklerimi
anlatmak istiyorum:
İlkin bir önyargı
içindeydim, ama daha
ilk semahı
seyrederken bir şok
geçirdim. Çünkü
dünyanın neresinde
olursanız olun,
hangi halk
danslarını
seyrederseniz
seyredin, mutlaka
beğenirsiniz,
seversiniz, ancak bu
dansları rahat
koltuğunuzdan
“sadece
seyredersiniz” Ama
bu semahta öyle
değil, daha ilk anda
müzik sizi kendi iç
ritmi ile büyülüyor
ve giderek
oturduğunuz yerden
semaha
katılıyorsunuz.
Aslında
yerinizdesiniz, ama
değilsiniz. Semahın
düşüncesindesiniz,
ayağınız, kollarınız
semahçılarla eş,
yüreğiniz onlarla
aynı coşkuda ve
semaha katılıp
gitmişsiniz. Bütün
bunlar farkında
olmadan, yani sizin
elinizde olmadan
oluşuyor. Semahlarda
solo yok, yani oyunu
idare eden ne bir
kadın var, ne de bir
erkek.
Alçakgönüllüğün
böylesi, sıradanmış
gibi gözükmesi,
doğallığı, bütün
dünya danslarını
imrendirecek bir
biçimde, hele hele
kadın ve erkeğin
farklılaştırılmaması
eşitliği kadına,
erkeğe değil insana
saygı, somut bir
hayranlıkla
izliyorsunuz,
ayrımsız.
Semahlardaki her
düşünce, her ana
fikir bu dünyanın
efendisi olan
insanla çözüme
ulaştırılması
açısından birden
bire dünya halk
danslarından
farklılaşmasını
sağlamaktır. Böylece
günümüz insanının
varamadığı bu
hümanizmaya, ta
karanlık 13.yy’dan
bugüne pırıl pırıl
parlayarak
devamlılığını
sürdüren Alevi
semahları iç
dinamizmini mutlaka
Hacı Bektaş Veli`nin
felsefesiyle
beslenmiştir. Bu
semahlar insanın bu
dünyadaki varlığını
anlatan dans
destanlarıdır. İçi
insan sevgisiyle
dolup taşan
destanlar dizisi, bu
anlatım biçimindeki
saf ve temiz paklık
insanı yüreğinden
vurmaktadır.
Birlikte barış,
birlikte dostluk ve
kardeşlik, birlikte
sevgi. Bugün
dünyamız insanının
söyleyip söyleyip de
bir türlü varamadığı
duraktır. Bu
sözcükler batı`da
yalnızca kitaplarda
kaldı, bir de
insanların
özlemlerinde. Doğa
ile farklılaşmadan,
ona, yaşama
yabancılaşmadan,
yaşamın tüm
gerçeklerine,
karmaşıklığa meydan
vermeden, sanki onun
kadar sade ve
arınmış doğadan
damıtılmış
el-kol-beden ve ayak
hareketleri tekrar
doğaya yönelen bir
anlatım sadeliğinde
kendi hümanizminin
felsefesini bize
alçakgönüllüce
sunmasıdır ki, biz
seyirciyken bile
kendimizi semahın ta
içinde bulur ve
eylemine, farkında
olmadan katılırız.
“Destan” dedim ama
benim destan
tarifimde bir başka.
Hangi topluluğun
destanına bakarsanız
bakın, mutlaka bir
ok, yay, kavga, bir
savaş ve ardından
barış gelir. Ama bu
destanda kavgadan,
savaştan eser
yoktur, sevgi
vardır, aşk vardır,
kardeşlik vardır,
hayatı her yönü ile
insan kardeşleriyle
paylaşmak vardır.
Mutlaka hayatta
acılar da vardır.
Ama semahlardaki
acılar insan
yüreğinin bir yaşam
coşkusudur,
öldürücü, yok edici
değildir. Hele
bencillik, övünme
hiç yoktur.
Bencillik
bireyseldir.
Semahlarda bireysel
fikrin ya da onun
benzerini bulmak
mümkün değildir.
Topluluk kutsaldır.
O toplulukta herkes
saygındır, herkes
herkese bir birey
olarak sevgi ve
saygı doludur,
herkes birbirinin
koruyucusudur. İşte
semahları
seyrederken bu
özlemleri
yüreğinizde
duyuyorsunuz.
Tarihçi iseniz,
tarihi okursunuz
adeta. Sosyologsanız
semahlarda o
toplumun yaşama
biçimini
öğrenirsiniz,
felsefesini
öğrenirsiniz. Bir
kültür adamı iseniz
insanın ne
olduğunun, nasıl
olması gerektiğinin
bilincine
varırsınız. Hatta
yalnızca sıradan bir
insan olduğunuzda
galiba semahlarda
Tanrı’nın insana
bağışladığı koca ve
güzel bir dünya
bulursunuz,kendinizce,
gönlünüzce. İşte
Alevi semahlarında
bu arılık ve
sadelik, sunuş
biçimindeki alçak
gönüllülük sizi
ister istemez bir
coşkuya götürür. Caf-caflı
figürlere, karmaşık
koreografilere
boğulmadan, doğanın
mütevazi bir çiçeği
gibi siz de
katılabilirsiniz bu
semahlara. Az önce
söylemiştim,semahları
seyredenler,
seyirciyken bile,
semaha durmuş
gibidirler. O
eylemde vardırlar.
Bu büyüye kapılırken
ayağınız bu
topraktadır, başka
alemlere göç
etmezsiniz. İnsan
olduğunuzu, var
olduğunuzu
anlar ve göç etmeden
sevgi
göçündesinizdir. Bu
dünyadan ayrılmadan
sevginin her
türlüsünü tadarak
gerçek sevgiyi
yüreğinizin içinde
bulur ve buluşla
anlatılması mümkün
olmayan bir coşkuya
kapılırsınız, işte
bu semahtır.
Avrupalı bir bilim
insanından bunları
dinledikten sonra
başka bir şey ilave
etmemi ister
misiniz?
Semah budur.
ALİ RIZA UĞURLU
DEDE
AŞK-I MAHABBET
4.BASKI
|