|

SÜCEADDİN VELİ OCAĞI
BELGELERİ
Şücaaddin Veli, XIV.
Yüzyılın sonu ile XV.
Yüzyılın ilk yarısında
yaşamış olan önemli ve
karizmatik Türkmen
dedelerindendir.
Anadolu’da dört büyük
Veli’den birisidir.
Şücaaddin Veli’nin Türbe
ve zaviyesi, Eskişehir’e
bağlı Seyyidgazi
ilçesinin, Arslanbeyli
köyünde bulunmaktadır.
İmam Rıza soyundan olan
Süceaddin Veli,
İran’ın Horasan
bölgesinden Anadolu’ya
gelmiştir.
Süceaddin Veli’nin
yaşadığı dönem hakkında
kesin tarih olmamakla
birlikte, aşağıda
verilen bilgilerden
14. asrın ikinci yarısı
ile 15. yüzyılın 1. nci
yarısında yaşamış olduğu
anlaşılmaktadır.
Şücaaddin Veli, yaşadığı
dönemde etkin
faaliyetlerde bulunmuş,
çok önemli bir velidir.
Bu önemli veli hakkında
en önemli bilgileri,
Otman Baba
Velayetnamesinden
anlıyoruz.
Velâyetnamede
yazıldığına göre:
O kani velayet ve Kutb-ül
Aktab Otman Baba
günlerden bir gün, bütün
abdallarını bir yere
topladı:
“Biz bu mülkte iki
kişiyiz ki, birimize
Hüssem Şah ve birimize
de Şefküllü Bey derler
ve o benim koçumdur.
Şefküllü Bey dediği,
Sultan Şücâaddin
Veli’dir”
diyerek, dervişlerine
Şücaaddin Veli hakkında
bilgi veriyor.
Otman Baba
velâyetnamesinde, Otman
Baba’nın 1430 yılında
Anadolu’ya geldiği
yazılıdır. 1478 yılında
da Hakk’a yürüdüğünü
biliyoruz. Buna göre
Otman Baba, 1430-1478
yılları arasında
İstanbul ve genellikle
Balkanlarda yaşamıştır.
Süceaddin Veli, Otman
Baba ve Karpuzu Büyük
Hasan Dede, her üçü de
Kalenderi Şeyhi idiler.
Süceaddin
Veli,
sadece bir şeyh veya
yerel halkın arasında
yaşayan bir eren
olmayıp, yüksek Osmanlı
komutanları ile de yakın
ilişkisi bulunan bir
kimse idi.
Balkanların fethi
sırasında Gazi
komutanlardan
Evrenos Gazi,
Seyit Ali Sultan’ın (Kızıldeli)
yanında yer almıştı.
Evrenos Bey’in
işgal ettiği yerlere,
yani Edirne, Dimotoka,
Selanik, Kırcali,
Arnavutluk, Makedonya ve
Macaristan bölgeleri,
Kızıldeli’ye bağlı
“Bektaşilerin”
yoğun olduğu
bölgeleridir.
Yine Balkanların fethi
sırasında Gazi
komutanlardan
Timurtaş Paşa’ın
işgal ettiği bölgeler,
yani Edirne, Haskova,
Kırcali, Şumlu, Razgrad,
Silistre ve Varna (Deliornman
ve Dobruca) bölgeleri
ise
Sarı Saltık, Otman Baba
ve
Süceaddin Veli’ye
bağlı
“Babai Bektaşilerin”
yoğun olduğu bölgelerdir
ve bugün bu bölgelerde
yaşayan veya muhtelif
tarihlerde Türkiye’ye
göç etmiş olan “Babai
Bektaşiler”, Süceaddin
Veli’ye bağlıdırlar.
Evrenos Paşa, Seyit Ali
Sultan’ın yanında yer
alırken,
Timurtaş Paşa da
Süceaddin Veli’nin
yanında yer almıştı.
Çünkü Timurtaş Paşa da
Şücaaddin Veli’in müridi
idi. Daha sonra da
Timurtaş Paşa’nın oğlu
“Mürvet Ali Paşa”,
Süceaddin Veli’nin
müridi olmuş ve bugünkü
Şücaaddin Veli külleyesi
Müvrvet Ali Paşa
yaptırmıştır ve onun
türbesi de Süceaddin
külliyesinde ve
Süceaddin Veli
türbesinin yanındadır.
Mürvet Ali Paşa ile
Sücaattin Veli arasında
geçen vaka şöyle
naklolmuştur. Osmanlı
ordusunun komutanı olan
Demirtaş paşa, askerleri
ile savaşa çıkar. Yolu
şimdiki şücaattin
köyünden geçer. Ve köyde
konaklaması gerekir.
Köyün şeyhi Seyit
Şücaattin Veli, garip
fakir kulübesinde
oturmaktadır. Köye
gelinceye kadar
kendisinden bahsedilen
Şeyh’ten hayır himmet
almak isteyen Demirtaş
Paşa, Şeyh’in huzuruna
çıkar; elini öper sefere
çıkacaklarını, hayır
duasını almak isteyen
Demirtaş Paşa, bir gece
de köyde misafir olmak
istediklerini belirtir.
Bu duruma sevinen şeyh,
misafirlerinin Tanrı
misafiri olduğunu onları
ağırlayabileceklerini
söyler. Böylece köyde
konaklarlar.
Konaklamadan önceki
olaylar olağan
üstülüklerle doludur.
Demirtaş Paşa dört büyük
Veliden biri olan Seyit
Şücaattin Veli’nin
yanına gelir. Hünkarım
biz çok kalabalığız
görüyorumki köyünüzün
askere yetecek kadar ne
ekmeği nede suyu var.
Seyit Şücaattin Veli:
paşa! Zaman her şeyi
çözümler biz hele biraz
gezinelim ne kadarsınız
bir görelim. Şimdiki adı
“çayırlık” olan
askerlerin bulunduğu
mevkiye gelirler.
Kudretine inandığımız o
güzel veli elindeki
asayı yere vurur; asayı
vurduğu yerden suyla
birlikte arpa gelmeye
başlar. Bu atlarınızın
suyu ve yemi olsun der.
Yüz metre ileriye
gidilir, tekrar asasını
batırır. Bu sefer suyla
birlikte bal akmaya
başlar. Buda askerlerin
yiyeceği olsun der, (
burası şu anda çeşme
haline getirilmiş imside
bal pınarı olmuştur.
)suları aynı kaynaktan
gelir ama dışarı akarken
birirsi daha koyu
renktedir. Birlikte
kulübesine gelirler.
Sohbet etmeye başlarlar.
Demirtaş Paşayı çok
etkileyen Seyyit
Şücaattin Veli
Hazretleri ekmekçisini
çağırır. Bir tekne un
ister onu dualayıp
ekmekçiye verir. Hamur
yapılır fırına verilir.
Bir tekne hamurdan bir
tabura yetecek kadar
ekmek alınır. Bu durum
paşanın dikkatini çeker.
Fırına eğilip bakar bir
mum yanmaktadır. Fırının
ateşi sadece budur.
Tabii şaşırıp şeyhe
sorar. Şeyh’im bu mum
nasıl olurda bu fırını
ısıtır? Seyyit Şücaattin
Veli yapığım dua, Nur
suresinin 35 ayeti idi
sönmeyen ışık olan
alemlerin kalbinide
aydınlatan, kibritsiz de
yanan bu ateş sayesinde
ekmekler pişti der.
Demirtaş Paşa çok
etkilenir ve sabaha
kadar Seyyit Şücaattin
Veli ile sohbet eder.
Paşa hasta olan
hayvanlara ve Askerlere
de himmet etmesini
ister. Seyyit Şücaattin
Veli arpa ile akan suda
banyo yapmalarını ve
hayvanlarını
geçirmelerini ister. Bu
suyun onlara şifa
vereceğini söyler Bu
olağan üstü olayların
sonunda: Seyyit
Şücaattin Veli’den
memnun olan Demirtaş
Paşa sabah müsaade
isteyip ayrılırken
Şeyh’in yeşil taşlı
yüzüklü elini öper,
hayır duasını alır.
Şeyh’te Demirtaş
Paşa’nın Atını okşar ve
muzfferiyetler dileyerek
Allah’ın yardımcı
olmasını diler. Yola
çıkan Demirtaş Paşa
muharebe alanına gelir.
Alanda çok yüksek
kayalar vardır. At ürker
ve yüksek bir kayaya
fırlar, At kayadan inmez
Paşa kızar Ben bir ulu
veliye uğradım medet
sende ey pir der. Atını
mahmuzlayıp at cesarete
gelir ve aşağıya inmeye
başlar. Atını sevip
okşayıp mükafatlandırmak
isteyen Paşa,
eğildiğinde bir bakar.
Atının döşünde elini
Öptüğü Seyit şücaattin
Veli’nin yeşil taşlı
yüzüklü elini görür.
Aşağı inince el
kaybolur. İşte o zaman
demirtaş paşa kendi
kendine söz verir:
bundan sonra kimseyi
öldürmeyip ömrümün geri
kalan kısmını seyit
Şücaattin Velinin
huzurunda geçireceğim
ona hizmet edeceğim diye
söylenir. Savaş
bitiminde askerlerini
toplayan Demirtaş Paşa
savaş ganimetlerini
askerleri arsında eşit
olarak dağıtır. İsteyen
dilediği yere gidebilir,
benimle gelmek
isteyenler Seyyit
Şücaattin Veli köyüne
gelsin der. Yanında
Menezgah baba, Tokmakçı
baba, Davulcu Baba, ve
Saciyak Baba ile
birlikte köye gelir.
Derviş olup ikrar verip
hizmet ederler. Demirtaş
Paşan’nı adı değişir
Mürvet Ali Paşa olur.
Çok zengin olan mürvet
Ali paşa Şeyh’ten rıza
alıp memleketine gider.
Bütün malını mülkünü
satar, tekrar köyüne
döner. Seyit Sultan
Şücaattin Veli’ye Şeyhim
senin mezarının bir taşı
altın bir taşı gümüş
olarak ben yaptıracağım
der. Seyyit Şücaattin
Veli Sen o şekilde mezar
yaptırırsan benim başıma
yıkarlar. Benim mezarımı
yaptıracaksan bir sırası
sarı taş bir tarafı
beyaz taş olsun der.
Sultan Sücaeddin Veli,
Balkanlarda da faaliyet
göstermiş olmasına
rağmen genellikle,
Eskişehir-Seyit Gazi
Merkez olmak üzere
Bursa, Afyon, Kütahya,
Isparta, Manisa ve
Ankara bölgeleri,
faaliyet alanları
içersinde bulunuyordu.
ŞücaaddinVelî Ocağı,
Otman Baba süreklileri
ve Karpuzu Büyük Hasan
Dede ocaklıları
aracılığı ile hem
Balkanlarda hem de
Anadolu'da örgütlenmiş,
etki ve denetim kurmuş,
demografik hacmi oldukça
büyük bir inanç-kültür
merkezi konumundadır.
ŞücaaddinVelî Ocağı,
Alevî-Bektaşî inanç
ritüelleri açısından da
önemli özellikler
gösterir.
"ikrar"
olarak tanımlanan
ritüel, ocağın talip
topluluğuna katılmanın
başlangıcıdır. "Görgü
Kurbanı", "Dar Kurbanı"
ŞücaaddinVelî
ocaklılarının
gerçekleştirdiği diğer
cem ayinleridir.
ŞücaaddinVelî Ocağı,
"pençeli"
ocaklar grubuna
dâhildir. Bu bağlamda
ŞücaaddinVelî Ocağı'nm
önemli bir özelliği daha
ortaya çıkmaktadır.
Gerek Karpuzu Büyük
Hasan Dede Ocağı ve bu
ocağa bağlı Şah Kalender
Velî, Cibâlî Sultân,
seyyid Hacı Ali Turabî,
Seyyid Hacı Murâdî ve
Mehemmed Abdal Ocakları,
gerekse Otman Baba
süreğini takip eden
Alevî-Bektaşî
toplulukları "tarıklı",
"erkânlı" ocaklar
grubundadır.
Tarıklı ocaklar, ocak
tâlipliğinin
başlangıcına,
"musahiplik"
ritüelini alan
ocaklardır. Bu karakteri
ile ŞücaaddinVelî Ocağı
merkezli
Otman Baba Süreği ve
Karpuzu Büyük Hasan Dede
Ocağı
bağlantılı ocak Pîramit
yapılanışı,
"pençeli" ve "tarıklı"
inanç-dede ocaklarını
bünyesine alan bir
özellik göstermektedir.
ŞücaaddinVelî Ocağı'na
bağlı inanç-dede
ocaklarının dışında
direkt bağlı
Alevi-Bektaşi
toplulukları da
bulunmaktadır. Bu
topluluklar Eskişehir,
Kütahya ve Bilecik
yörelerinde yoğunluk
göstermektedir.
ŞücaaddinVelî Zaviyesi,
Eskişehir-Kütahya-Bilecik
ve Afyon yöresi
Alevî-Bektaşî
toplulukları açısından
önemli bir inanç-kültür
merkezidir. Yöre,
Alevî-Bektaşîlerinin
Seyyid Battal Gazi
Zaviyesi sonrası,
yoğunluklu olarak
ziyaret edip
kutsadıkları, adak
adadıkları, kurban
ritüelini
gerçekleştirdikleri
kutsal mekânların
başında, ŞücaaddinVelî
Zaviyesi gelmektedir.
ŞücaaddinVelî Ocağı'nın
özelliklerinden biri de
"post-nişînlik"
uygulamasıdır.
Arslanbeyli köyünde
yerleşik
"Demirtaş sülalesi"
ŞücaaddinVelî Ocağı dede
ailesidir. Demirtaş
sülalesine mensup her
erkek üye
"dede"
kimliği taşımaktadır;
fakat aileye mensup bir
kişi ocağın post-nişînlik
görevini yürütmektedir.
Benzer yapılanışlar,
Karpuzu Büyük Hasan Dede
ve Cibalî Sultân
Ocakları'nda da
bulunmaktadır.
Karpuzu Büyük Hasan Dede
ve Cibali Sultân
Ocakları'nda
"post-nişîn", "Ulu"
olarak
adlandırılmaktadır.
Günümüzdeki
ŞücaaddinVelî Ocağı
Postnişini
Sayın Nevzat Demirtaş
Dede'den
Eskişehir ŞücaaddinVelî
Kültür ve Tanıtma
Derneği Başkanı Sayın
Nusrettin Demirtaş
aracılığı ile Gazi
Üniversitesi Türk
Kültürü ve Hacı Bektaş
Velî Araştırma
Merkezi'ne gönderilen,
vakıf senedi, ferman,
berat, icazet türü
tarihî belgeler üzerine
yapılan belgebilim
çalışmalarıyla,
ŞücaaddinVelî Ocağı ile
ilgili belli kritikler
yapma imkânı oluşmuştur.
ŞücaaddinVelî ocaklı
dedeleri, günümüze kadar
ulaşan sözlü bilgiler
bağlamında,
ŞücaaddinVelî'nin İmâm
Rıza soyundan geldiğini
belirtmektedirler.
Merkezimize ulaşan
belgelerden biri de özel
vakıflara ait bir senet
taslağı olup, bu senet
taslağında
ŞücaaddinVelî, İmâm Ali
Rıza soyundan bir seyyid
olarak tantılmaktadır.
(Belge 1).
ŞücaaddinVelî
ocaklıları, yörede
tarihsel anlamda üç
önemli Alevî-Bektaşî
zaviyesi bulunduğunu ve
bunların
Seyyid Battal Gazi,
ŞücaaddinVelî ve Üryan
Baba Zaviyeleri
olduğunu ifade
etmektedirler. Yapılan
belgebilim
çalışmalarıyla,
özellikle Üryan Baba
Zaviyesi ile ilgili
önemli bilgiler ortaya
çıkmıştır.
Bulgulardan çıkan
sonuçta, her üç
zaviyenin de birbiriyle
bağlantılı ve ilişkili
olduğu görülmektedir. Üç
zaviyede de post-nişînlik
kurumu var olup, üç
post-nişînin de aynı
düşünce ekseni
içerisinde yer aldığı
görülmektedir. (Belge
7-10).
Belgeler üzerinde
yapılan analiz
çalışmaları sonucunda,
üç zaviyenin de
vakıflara sahip
oldukları tespit
edilmiştir. Özellikle
"Sultân Suca' Baba
Vakfı"
yörede geniş bir sahada
etkinlik ve denetime
sahiptir. (Belge 7-8).
Belgebilim çalışmamızla
ortaya çıkan en önemli
tespit ise, Anadolu ve
Balkan Alevî-Bektaşî
inanç-dede ocakları
arasında önemli bir yere
sahip ŞücaaddinVelî
Ocağı'nın, bir üst
zaviye olarak Hacı
Bektaş Zâviyesi'ne bağlı
olan "Çelebiler" ekolünü
takip ettiğinin
belirlenmiş olmasıdır.
Tarihsel süreçte
ŞücaaddinVelî ocaklı
dedelerinin, Hacı Bektaş
Çelebilerini
kutsadıkları ve Pîr
kabul ettikleri
görülmektedir.
Belgelerde,
ŞücaaddinVelî ocaklı
dedelerinin, Hacı Bektaş
Velî Dergâhı'na gelip,
evliyanın yolunu kabul
ettikleri, kendilerine
post ve halifelik
verildiği, Bektaşi
tarikatında kutsal
emanetler olarak
bilinen, "sofra", "çerağ",
"kılıç" ve "teslim
taşı"nın kendilerine
verildiği ve halifeliğe
layık görüldükleri
belirtilmektedir. Bu
belgelerin veriliş
sebebi açıklanırken şu
ifade veya benzer
ifadelere yer
verilmektedir;
" Mübarek dedem,
ariflerin sultânı,
âşıkların en yücesi Hacı
Bektaş Velî
hazretlerinin mübarek
dergâhlarına gelip
evliyanın yolunu kabul
eden Derviş Kerim
Dede'ye icazet, sofra,
çerağ, kılıç ve telsim
taşı verilerek
halifeliğe layık
görülmüştür." (Belge
4-5-6).
Belge 4 'teki şahitler
kısmına ve belgeyi
verenin bulunduğu bölüme
bakıldığında, belgenin
Feyzullah Çelebi
tarafından verildiği ve
Hacı Bektaş Dergâh'ından
çıktığını açık bir
şekilde anlaşılmaktadır.
Belgelerin tarihleri
incelendiğinde, en
eskisinin 18.yüzyıla
kadar (1791) gittiği
görülmektedir. (2)
Buradan hareketle,
ŞücaaddinVelî ocaklı
dedelerinin, Hacı Bektaş
Velî Çelebileri ile
tarihsel bir ilişki
içerisinde olduğu tespit
edilmektedir.
2005 yılında,
Arslanbeyli köyünde
yaptığımız saha
çalışmaları sırasında,
tespit ederek inceleme
olanağı bulduğumuz bu
tarihî vesikalar
üzerinde yaptığımız bu
çalışmanın,
ŞücaaddinVelî Ocağı ile
ilgili yeni bilimsel
açılımlar sağlayacağını
umuyoruz.
Şücâaddîn Velî Sultân
Belgeleri Belge 1 Vakıf
senedi Evkâf-ı
Müstesnaya Mahsus
Senedir 4 Kuruş
Bismillahirrahmânirrahim.
Seyyidi Sultân Şücâaddîn
Velî, kutbu
evliya İmâm Rıza neslinden üçüncü torunudur. 1255 yılında 90 yaşında olup lakabına Pîr-i Fânî derlerdi. Amasya
tarihinde
dört oğlu olduğu
mevcuddur.
Kayıd mevcûd Tekke
Kütüphanesi
iki Mühür var(okunamadı)
Günümüz Türkçesine
Çevirisi
Özel Vakıflara Ait Vakıf
Senedidir
Dünya'da tüm insanları
ve canlıları,
ahirette ise, sadece
inananları bağışlayıp
koruyan Allah'ın adıyla
başlarım.
Seyyit Şücâaddîn Sultân
Velî, evliyanın başı
imâm Rıza'nın soyundan
olup, üçüncü kuşaktan
torunudur. 1255/1839
yılında 90 yaşında olup,
lakabına Rr-i Fâ-nî(Yaşlı
ve bilgili kişi)
denirdi. Amasya
tarihinde dört oğlu
olduğu mevcuddur.
(Bu bilginin)Kaydı Tekke
kütüphanesinde vardır.
Mühür
SEYİYD SULTAN ŞÜCEADDİN
VELİ DERGÂHI
VE
POST-NİŞİNLER
Aşağıdaki bilgilere
dayanarak, yaklaşık
olarsak iki yüz kırk beş
yıl öncesine kadar
Şüceaddin Veli
Dergâhı’nın başında
bulunan post-nişinler ve
bugün dergâhın başında
bulunan Nevzat Demirtaş
Dede.
Sultan Seyyid Battal
Tekkesi’nde
Pir Mehmet Dede,
onun Hakk’a yürümesinden
sonra yerine oğlu Ali
İlhâmi Dede geçiyor.
Sultan Şüceaddin
Veli Tekkesi’nde
Mehmet Şüceaddin Dede
ve onun Hakk’a
yürümesinden sonra
yerine oğlu şair Ali
Rıza Hadi Dede geçiyor.
[1][1]
Sadrazam Yusuf Kâmil
Paşa’nın zevcesi Zeynep
Hanım, ikrar bent olmak
için, yukarıda isimleri
geçen Pir Mehmet Dede
ile Mehmet Şüceaddin
Dede’yi, İstanbul’a
çağırmış ve dedeleri
misafir olarak konağında
aylarca alıkoymuştu.
Anadolu’nun en maruf iki
post-nişini olan bu
mümtaz şahsiyetleri
görmek emeliyle,
İstanbul’un hemen bütün
Bektaşileri, güruh güruh
ziyaretlerine gelmişler.
Bu vesile ile Zeynep
hanımın konağında
müteaddit Bektaşi
âyinleri açılmıştır.
Bu arada, konağın
belli başlı
müdavimlerinden bir
Bektaşi, ahbabı olduğu
bir divan kâtibini de
Zeynep Hanım’ın konağına
getirir ve dedelerle
görüştürür. Bu aziz,
misafirlerin sohbet ve
muhabbetlerinden pek
ziyade mahzur ve
müteleziz olan divan
kâtibi, ziyaretlerini
sıklaştırır ve her gün
yanlarına gelip gitmeye
başlar.
Bu genç kalem
efendisi, bir aralık
dedelere ikrar-bent
olmak arzusunu açarsa
da: “Evlât, dur bakalım!
Biraz yan yakıl! Öyle
ca’li bir isteyiş, kuru
bir arzu ile adamı hemen
Bektaşi yoluna
alıvermezler” diye
mukabelede bulunurlar.
Bu târize hedef olan
divan kâtibi, sarsılır.
Gün gectikçe bu zatlara
olan meftunluğu artar.
Muhabbetlerine olan
mey’ü rağbeti daha da
ziyade çoğalır. Git gide
tahammülfersa bir hal
alır. O sırada, artık
memleketlerine dönmek
üzere hazırlanmakta olan
dedelerin eteklerine
sarılarak göz yaşları
akıtmağa ve: “El’eman,
medet, mürüvvet erenler!
Beni mahrum bırakmayın,
gerçekler yoluna alın
beni” diye yalvarmağa
başlar.
Bu gençteki yüksek
kabiliyet ve istidadı,
sarsılmaz azm-ü itikadı
gören dedeler, artık
dayanamazlar;
İstanbul’lu Bektaşilerin
de şefaat ve kefaletleri
üzerine, bu sadık Türk
çocuğuna, Zeynep Kâmil
Hanım’ın konağında
meydan açarak, nasip
verirler.
Beş sene Sultan
Seyid Battal Tekkesinde
hizmet ettikten sonra,
Pir Mehmet Dede’nin
Hakk’a yürümesi üzerine,
Sultan Şücaaddin Veli
Tekkesi’ne gelerek
postunu serer. Bu sırada
Mehmet Şücaaddin Dede
Hakk’a yürümüş, yerine
oğlu şair Ali Rıza Hâdi
geçmişti. Genç Abdal, bu
defa bu zâta bağlanır,
dergâhın hizmetlerine
can-ı gönülden koşar ve
Hadi Dede’nin her emrine
itaat eder.
[2][2]
Şair Ali Rıza
Hâdi’yi, Zeynep hanım
bir aralık İstanbul’a
davet etmiş, mumaileyh
bu davete icabed ederek,
İstanbul’a gelirken
yanında Genç Abdal’ı da
götürmüştür. Zeynep
Hanım, misafirlerini,
uzun müddet konağında
alıkoymuştu. Bu
hanımefendinin de şiirle
ülfeti olduğu, söylediği
bir şiirinden
anlaşılmaktadır. Bu
şiiri, Genç Abdal
misafirliği esnasında
kendi cönk defterine
kaydetmiştir.
[3][3]
Gudemayı Üdabâ’dan
Veysi Paşazade Zeynel
Abidin, Reşit Bey
merhum, bu muhterem
kadını, “Zübdetün-nişa”
namıyla yad etmektedir.
Mehmet Ali Paşa, evladı
arasında akl-ü fitnat ve
kerem-ü mürüvvet ile
kendisine benzeyen
üçüncü kızı Zeynep
Hanımı, evlât ve
akrabinin
(akrabalarının)
muhalefetine rağmen,
Yusuf Kâmil Paşa’ya
tenkih (nikah) eyledi.
Hicri, 1261/Miladi,
1845’te Yusuf Kâmil
Paşa, Zeynep Hanımla
evlenince, Drama’lı şair
Hüseyin Kâzım Efendi, şu
tarihi söylemiş:
Eder Tahsin (Kâzım) ümm-i
dünya böyle tarihi
Aziz-i Mısr’a Yusuf oldu
izzetle güzel damat
Hicri 1261/ Miladi 1845.
O sırada Mısır’da
tahsilde bulunan Münif
Paşa’da:
Zehi oldu aziz-i Mısr’a
bir Yusuf-Şiyem damat
Hicri, 1261/Miladi, 1845
mısraları ile tarih
koymuştur.
[4][4]
Genç Abdal, Hicri
1290/Miladi 1874
tarihinde 85 yaşında
Hakk’a yürümüştür.
Kabri, Sücaaddin Veli
Dergâhı’nda bulanan
garipler
mezarlığındadır.
[5][5]
Özetleyecek olursak,
Mısır’da kendi
hükümdarlığını ilan
etmiş bulunan Mehmet Ali
Paşa, evlatlarının ve
akrabalarının karşı
çıkmasına rağmen, mizaç
bakımından kendisine çok
benzeyen üçüncü kızı
Zeynep Hanımı, 1845
yılında Yusuf Kâmil Paşa
ile evlendiriyor.
Sadrazamlığa kadar
yükselen Yusuf Kâmil
Paşa’nın eşi Zeynep
Kâmil Hanım, ikrar bent
olmak, yani ikrar
vererek Hakk, Muhammed,
Ali yoluna girmek
istiyor. Bunun için de
Battal Gazi Tekkesi
Post-nişini olan Pir
Mehmet Dede ile
Şüceaddin Veli Tekkesi
Post-nişini olan Mehmet
Şüceaddin Dede’yi
İstanbul’a çağırmış ve
dedeleri misafir olarak
konağında aylarca
alıkoymuştu.
Anadolu’nun en maruf
iki post-nişini olan bu
mümtaz şahsiyetleri
görebilmek için
İstanbul’un hemen bütün
Bektaşileri, güruh güruh
ziyaretlerine gelmişler.
Bu vesile ile Zeynep
Hanım’ın konağında
defalarca Bektaşi
meydanları açılmıştır.
Bu arada bir dostu
ile birlikte Genç
Abdal’da bu ayinlere
katılmış, pek çok
etkilenerek ikrar-bent
olmak istemiş ve sonunda
bu emeline kavuşarak
önce Seyid Battal
Tekkesine, daha sonra da
Şücaaddin Veli Tekkesine
yerleşerek 85 yaşında bu
Dergâh’ta Hakk’a
yürümüştür.
[6][6]
Ancak Genç Abdal
sağlığında Zeynep
Hanım’ın konağına l874
yılından önce ikinci bir
defa daha gelmiştir.
Genç Abdal, 1874 yılında
ve 85 yaşında Hakk’a
yürüdü ise 1789 yılında
doğmuş demektir. Genç
Abdal Zeynep Kâmil
Hanım’ın konağında
dedelerle tanıştığı
zaman, genç bir divan
kâtibi olduğuna göre,
dedeler, ondan çok daha
yaşlı olmalıdır. Bu
duruma göre dedelerin
doğum tarihleri,
yaklaşık olarak 1760
veya 1765 yılına tekabül
eder. Zeynep Hanım’ın
Pir Mehmet Dede ile
Mehmet Şüceaddin Dede
tarafından ikrar-bent
olduğu tarih ise
1845-1850 yılları
olabilir. Bu bilgilerin
dışında daha sonra da şu
aşağıdaki bilgiye
ulaşıyoruz.
Ariflerin sultanı,
âşıkların burhanı,
Hazret-i Hünkâr Hacı
Bektaş Veli (Allah
Sırrını mukaddes kılsın)
Efendimiz hazretlerinin
dergahına gelip Sultan
Şücâaddin Baba
post-nişini Şüca Dede,
evliyanın yolunu kabul
idüp, kendisine sofra ve
çerağ ile icazet ve
inabet ve halifelik
virildi. Kendisine safa
ve nazar olundu.
Müritler kendisine
tutuna, muhipler onu
bile. Yüce tarikatımız
üzere ola ve
icazetnamenin gereği ile
işler işleye. Bu
işlerinde kimse ona
engel olmasın. Tarikat
dışı hareket edenlerin
hakkından gelsin. Hakk’a
tabi olanlara selam
olsun. 1206/1791 yılının
cemaziyet evvel ayını
ortaları.
[7][7]
Ali YÜCE Dede
Kaynak:
Hakkı SAYGI ( Baba)
Mehmet DEMİRTAŞ (Dede)
Türk Kültürü Hacı
Bektaşı Veli Araştırma
dergisi (Gazi
Üniversitesi)
[8][1]
Mehmet Tefik Oytan
Bektaşiliğin iç yüzü,
Cilt 1. S. 15, 1945
-İstanbul
[9][2]
Mehmet Tefik Oytan
Bektaşiliğin iç yüzü,
Cilt 1. S. 18, 1945
-İstanbul
[10][3]
Mehmet Tefik Oytan
Bektaşiliğin iç yüzü,
Cilt 1. S. 18, 19, 1945
-İstanbul
[11][4]
İbnl Emin Mahmud Kemal
İnal. Cüz. 2. Osmanlı
devrinde son
sadrazamlar.
[12][5]
İsmail Onarlı, Yusuf
Paşa ve zevcesi Zeynep
Kâmil Hanımla ilgili
olarak yukarıdaki
bilgileri vermektedir.
Cem Dergisi Mart 2002
sayı 119, sayfa 36
[13][6]
Zeynap Kamil Hanım, 1845
yılında evlendiğine
göre, Dedeleri
İstanbul’daki konağına
getirtip, ikar vermesi,
bu tarihten sonradır.
Zeynep Hanım’ın konağına
ilk olarak gelen ve
dedelerle tanışan Genç
Abdal, “genç bir
kalem efendisi olarak
tanıtılıyor.”
Verilen tarihlere göre
Genç Abdal, 1789
yılında doğmuştur. Buna
göre 1845 yılında, yani
Zeynep Kamil Hanım’ın
evlendiği yıl olan
1845’te (45+11= 56)
yaşındadır. Burada bir
çelişki olabilir.
[14][7]
Türk Kültür ve Hacı
Bektaş Veli Araştırma
Dergisi Sücaaddin Veli
Özel Sayı. S. 28 Bahar
2006/37
Kaynak:
Hakkı SAYGI
Mehmet DEMİRTAŞ
Türk Kültürü Hacı
Bektaşı Veli Araştırma
dergisi (Gazi
Üniversitesi)
|