|

YEMENLİ VEYSEL KARANİ
Anasından doğdu dünyaya
geldi
Melekler altına kanadın
yaydı
Resul’ün hırkasın,
tacını giydi
Yemen illerinden Veysel
Karani
Erenler önünde kemer
belinde
Ak nur beni var o sağ
elinde
Üveys Sultan derler Hak
divanında
Yemen illerinden Veysel
Karani
Elinde asası hurma
dalından
Asla hata gelmez anın
dilinden
Eğninde hırkası deve
yününden
Yemen illerinden Veysel
Karani
Peygamber mescitten
evine geldi
Üveys’in nurunu kapıda
gördü
Sordu Fatıma’ya eve kim
geldi
Yemen illerinden Veysel
Karani
Yunus eydür gelin biz de
varalım
Ayağı tozuna yüzler
sürelim
Hak nasip eylesin komşu
olalım
Yemen illerinden Veysel
Karani
Veysel Karani’nin asıl
adı, Üveys’tir. Bu ad,
“belli bir tarikata
mensup olmadan, Ulu
Tanrı’nın hidayeti ve
uyarıcılığıyla velayet
basamaklarına ulaşan”
anlamına gelmektedir.
Bununla birlikte toplum
bu büyük veliyi, Veysel
Karani olarak bilir ve
adlandırır.
Kaynakların vermiş
olduğu bilgilere göre
Veysel Karani, İsa
Peygamber’in doğumundan
yaklaşık 560 yıl sonra,
Karen Köyü’nde
doğmuştur. Karen Köyü,
Yemen’in, Hicaz’a sınır
bulunan kuzey kesimi
Aden bölgesindedir.
Veysel Karani’nin doğum
tarihi, Hz. Muhammed’in
doğumundan 10-15 yıl
öncesine rastlamaktadır.
Babası, Karen oğlu
Amr’dır. Amr,
Muradoğulları’nın
tanınmış
kişilerindendir. Babası,
Veysel Karani daha küçük
yaşlarındayken Hakk’a
yürümüştür.. Annesi ise
adı kesin olarak
saptanamayan, hasta bir
kimsedir. Yaşam
süresinin 100 yıl olduğu
söylenir. Veysel Karani
hiç evlenmemiştir.
Kardeşleri arasında ismi
bilinen, Şeyh
Şihabettin’dir.
Veysel Karani’nin
çocukluk yılları,
kalplerin katı ve
merhametsiz olduğu,
cehalet ve zorbalığın
kol gezdiği bir
dönemdir. Daha henüz
dünyaya gelmeyen Hz.
Peygamber’e duyduğu
sevgi o yıllarda
başlamıştır. Bütün
evren, karanlıklar,
cehaletler denizinde
yüzerken onun iman dolu
kalbi, İslamın nuru ile
nurlanmıştı. Ve gönlünde
“Tek” Allah inancı
yeşermişti. Veysel
Karani, hiç kimsen ders
almadan, Yüce Allah’ın
ilham ve irşadıyla doğru
yolu bulmuş ve “Bir” de
karar kılmıştı.
Ne var ki, onun açıkça ifade ettiği “Tek Tanrı” fikrine, ışıklı
dünyasına kimse
katılmıyordu. Ağabeyi
Şihabettinde dahil olmak
üzere tüm Karenliler
putları Tanrı olarak
kabul ediyorlardı. O,
“Tek Tanrı” fikrini
sürekli savunuyor,
çevresinde birkaç insan
bulduğu zaman inancını
paylaşıyordu. Onu ancak,
zaman içinde çok sevdiği
annesi anlamıştı. “Sana
inanıyorum ey oğlum”
dedi. “Putlar, ateşler,
yıldızlar benden uzaktır
artık. Tek bir Allah
vardır. O’na inanıyorum.
O Allah yaratandır…”
diye oğlunun gerçek
yolunda olduğunu açıkça
belirtmiştir.
Üveys (Veysel Karani), fakir ve yoksul biriydi. Tek Tanrı
inancı yüzünden, iş
bulamıyor, kimseden
yardım alamıyordu.
Annesiyle kendisinin
geçimini sağlamak için,
iş bulmaktan ümidini
kesince, başka çareler
aradı. Köyün dışındaki
çöplüklerden,
zenginlerin attıkları
hurmaları toplayıp,
yarısını yoksullara,
diğer yarısını da
satıyordu. Eline geçen
parayla da yiyecek ve
ekmek alıyordu. Çoğu
günlerde, bir dilim
kurumuş ekmekle akşam
ettiği oluyordu.
İnancından dolayı çöplük
bile yasaklanmıştı.
Üveys (Veysel Karani),
sıkça kırlara çıkar, onu
yaratan Allah’ı
düşünürdü. Günlerden bir
gün kıra çıkmış, Allah’ı
düşünürken, birçok
devenin ürkmüş şekilde
kendisine doğru
koştuğunu görünce,
develere seslenip
sakinleşmelerini
sağlamıştır. O kızgın
develer, yumuşak başlı
birer kuzu olmuşlardı ve
develerin üç tanesi
Veysel Karani’nin önünde
diz çökmüşlerdi. Bu
durum, develeri
otlatanları da hayrete
düşürmüş, develerinin
bundan sonra Veysel
Karani tarafından
otlatılmasını, Veysel
Karani’ye söylemişler.
Ulu Tanrı, Veysel Karani’ye öyle bir rızk kapısı açmıştı ki,
yapacağı işi tam
kendisine göreydi.
İnsanlardan uzakta,
rahatsız edilmeyecekti.
Allah’ını düşünerek,
anne sevgisini
arttıracaktı. Veysel
Karani, her akşam aldığı
ücretin yarısını
yoksullara, diğerini de
kendi ihtiyaçları için
kullanırdı.
Bin deveyi bir akçeye
güderdi
Anın da nısfını (yarısını)
zekât ederdi
Develer bilesince tevhit
ederdi
Yemen illerinden Veysel
Karani
Küçük yaşta yetim kalan Veysel Karani’nin annesi yıllar sonra
hastalanıp felç olmuş ve
ardından gözleri de
kapanmıştır. Üveys’in
bütün endişesi,
annesinin rızasını
kazanmaktı. Eğer onu
incitir, kalbini kıracak
olursa, dünyada
varlığının bir kıymeti
olmazdı. “Ey biricik
anne!.. Hiçbir zaman
üzülme, hizmetinde kusur
etmeyeceğim” diye onu
teselli ederdi. Böylece
Veysel Karani, annesinin
ölümüne kadar hiçbir
zaman “Off” bile
demeden, hizmetini büyük
bir saygı içinde yerine
getirmiştir. Her gün
develeri otlatmaya
çıkmadan önce annesinin
karşısına geçer, önünde
el bağlar, hürmetle bir
arzusunun olup
olmadığını sorar, ondan
izin alır, büyük bir
saygı, sevgi, itaat ve
edeple ellerini öper,
evden ayrılırdı. Annesi
de oğluna karşı aynı
sevgi ve düşkünlük
bağlarıyla doluydu.
Veysel Karani, ulaştığı o velilik makamına, o mertebeye,
Peygamber dünyaya
gelmeden önce ulaşmıştı.
Kalbini çok büyük bir
aşk yakıp kavuruyordu.
İçi O’nun muhabbetiyle
yanıp tutuşuyor, yüz
yüze görüşebilmek
arzusuyla doluyordu.
Peygamber’in yanında
O’nun yüzünü görüp,
sohbetlerini dinlemek
özlemiyle yanıp
kavruluyordu. Ama hasta
annesi, yatalak annesi
vardı, onu bırakıp
gidemezdi. Annesinden
izin bile isteyemiyordu,
“Acaba annem üzülür mü
yoksa ona itaatsizlik mi
olurdu bu izin” diye
düşünüyordu. Annesine
çok düşkün olan Üveys’in,
onu incitirim diye aklı
çıkardı. Annesi, oğlunun
Peygamber’e olan aşkını
biliyordu. Bir gün
oğluna bir müjde verdi.
Annesi, Medine’ye
hareket etmelerini
söylemişti. Üveys
duyduklarına
inanamıyordu. Ancak 150
yaşını aşmış yatalak
annesini nasıl
götürebilirdi ki,
yollara nasıl
dayanabilirdi ki?.
Annesini sırtına alıp
yollara düştüler,
önlerinde günlerce
yapacakları bir yolculuk
vardı. Anne gittikçe
kötüleşiyordu ve geri
dönmek zorunda kaldılar.
Anne bir zaman sonra o
Peygamber âşığına, bir
müjde verdi: “Oğlum!
Hemen, yarın yola
çıkacak şekilde
hazırlan. Sana bu izni,
sadece Medine’ye gidip
hemen dönmen şartıyla
veriyorum. Hz. Resul’ü
hanesinde bulamayacak
olursan, hemen geri
döneceksin. Senden uzun
süre ayrılmaya
dayanamam.” Üveys’in
sevinci sonsuzdu. Hemen
yola çıkmış, içi
Peygamber’i görme
sevinciyle doluydu. Dağ
taş, dere tepe demeden
yaya olarak günlerce yol
aldı. Ve, Medine’ye
varıp Peygamber evini
sordu. İçi, O’nu görme
heyecanıyla kaynıyordu..
Peygamber evinin önüne
gelip kapıyı çalar.
Kapıyı açan, Peygamber
kızı Fatımatül
Zehra’dır. Peygamber’i
sorar, ama evde yoktur.
Gelmesini bekleyemez de,
çünkü annesinden aldığı
izin kısıtlıydı.
Peygamber evde yoksa
geri dönecekti zaman
kaybetmeden. Peygamber’i
göremeden, o en büyük
arzusuna ulaşamadan,
anne rızasına nail
olabilmek için geri
döner annesinin yanına.
Peygamber evine geldiği
zaman, bir velinin
geldiğini hissedip,
Fatıma Ana’ya kimin
geldiğini sorar.
Fatımatül Zehra, Yemen
illerinden Veysel
Karani’nin geldiğini
bildirir. Hz. Peygamber,
Fatımatül Zehra’ya
“Kızım ya Fatıma, sen
gördünmü o zatı”?.
Fatıma “Gördüm ey Allah
Resulü” der. Peygamber
de o zaman “Üveys’i
gören gözü ben de
ziyaret ederim” deyip
Fatıma annenin
gözlerinden öper. Veysel
Karani’nin anne sevgisi
ve itaati herkese örnek
ve ders olmalıdır.
Anasından destur aldı,
durmadı
Kâbe yollarını geçti boyladı
Geldi Resul’ü evde bulmadı
Yemen illerinden Veysel
Karani
Üveys, Hz. Peygamber’i dünya gözüyle görememiştir. O
Peygamber topraklarında
olan biten haberleri,
Peygamber’i ziyaret eden
kişilerden alıyordu.
Tabii en önemlisi Allah
o velinin kalbine
bildiriyordu her gelişen
olayı. Peygamber’in
Hakk’a yürümesinden
sonra, Hz. Aliye yapılan
haksızlık ve zulümler
Üveys’i derinden
üzüyordu. Veysel Karani,
annesinin Hakk’a
yürümesinden sonra
Yemeni terk edip,
Kûfe’ye yerleşti. O,
Peygamber’in Ehl-i
Beyti’ne gönülden bağlı
bir veliydi. Nitekim
öyle oldu. İmam Ali ve
zalim Muaviye arasındaki
Sıffın Savaşı’nda,
Muaviye askerleri
tarafından şehit
edilmiştir. Sıffın
savaşında şehit düşen
Veysel Karani
sağlığında, “Ah.. keşke
Bedir Savaşı’nda
bulunacağıma, Sıffın’da
matbu-i mükerremin (Hz.
Ali’nin) uğrunda can
vereydim..” diye dua
eder, bu arzusunu her
gün tekrar ederdi. Ve
öyle oldu, İmam Ali’nin
yanında şehit düştü.
Kaynaklar, Veysel
Karani’nin şehit
edildiği tarihte 104
yaşlarında bulunduğunu
belirtmiştir.
O büyük Velinin naaşının başında, üç kabile halkı toplanmış
ve sahip çıkmışlardır.
Şehit birdi, ama
sahipleri üçtü.
Saatlerce tartıştılar,
herkes kendi bölgesine
defnedeceklerini
söylüyorlardı. Sonuçta
iş İmam Ali’ye düştü.
İmam Ali ne kadar
uğraştıysa da
anlaşmadılar. Ve sonunda
İmam Ali naaşı
kendisinin korumaya
aldığını söyleyerek
tartışmayı önledi. Her
kabile tabutlarını
hazırlamış, naaşı almak
için beklemekteler. O
kimseyi üzemeyen Allah
dostu Veysel Karani,
defnedilmeden bir
kerametini daha
gösterir. Sabah olunca
her kabile tabutunun
içine bakarak sevinçler
içinde, “Hz. Ali bizi
haklı bulmuş, Veysel
Karani’nin naaşı bizim
tabutun içinde diye
sevinirler. Ve herkes
tabutunu alıp yollara
koyulur. İmam Alide bu
olay üzerine, “Ey Ulu
Allahım!... Müslümanları
yeni bir tefrikadan
koruduğun için sana
binlerce şükür” duasıyla
Allah’a şükür etmiştir.
Veysel Karani, son
büyüklüğünü göstermiş,
her üç tabutta da
görünüvermişti, kimsenin
incinme ve üzülmesine
fırsat vermemişti.
Hz. Peygamber, Hakk’a yürümeden önce hırkasının Veysel
Karaniye verilmesini
vasiyet etmiştir.
Peygamber’in Hakk’a
yürümesimden sonra İmam
Ali, vasiyeti yerine
getirerek Peygamber’in
hırkasını Veysel
Karani’ye teslim
etmiştir. Hz. Peygamber,
onun için; “Üveys,
hırkamı alıp giysin,
ümmetime dua etsin,
şefaat kılsın”
buyurmuştur. O, Allah
velisi, Peygamber dostu
hırkayı giyip ümmete
şefaat etme şerefini
kazanmıştır.
Veysel Karani, erişilmez zühd ve takvası, tasavvufi yönü,
halk arasında yaşayan
söylenceleriyle,
yüzyıllar boyu ünlü
mutasavvıfların ilgisini
çekmiş, o büyük velinin
varlığı devamlı olarak
canlı kalmıştır.
Bilindiği gibi Veysel
Karani en çok ibadet
eden, ilk iman
edenlerdendir. Bir gece
kıyamda durur, bu gece
kıyam gecesi: diğer bir
gece rükûda durur, bu
gece rükû gecesi der ve
bir gecede secde halinde
sabaha kadar kalırmış.
Peygamberimiz O’nun
için, “Rıh-i Rahman”
(Tanrı yönünden esen
yel) anlamındadır. Yine
“Kutbiyet-i Kübra” (
Uluların Kutbu)
demiştir.
O, Hz. Peygamber’in övgüsüne ulaşmış bir büyük velidir. O,
Peygamber’e olan sonsuz
aşkından dolayı
çağlayanlar gibi coşan,
ancak yatalak olan
annesine bakmak zorunda
olduğu için, doğru
yoldan bir derece bile
şaşmayan bir iman
abidesidir. O, İslam ile
müşerref olmasına
karşın, dünya gözü ile
Hz. Peygamber’i
görebilme şerefinden
mahrum kalan, ancak onu
kalp gözü ile görmenin
mutluluğuna erişen Hakk
âşığıdır. O Hz.
Muhammed’in kutsal
hırkasını ona
verilmesini vasiyet
ettiği, “Alıp giysin,
ümmetime dua etsin”
buyurduğu “Ya Rabb!
Ümmet-i Muhammed’in
tümünü bağışlamazsan bu
hırkayı sırtıma
geçirmeyeceğim” diye dua
eden mana sultanıdır. O,
Yüce Peygamber’in İslama
daveti henüz Yemen
çöllerine ulaşmadan,
İslamın nuruyla tutuşan,
iman ışıkları gönüllerde
yanmaya başlamadan önce,
ıssız vahalarda garip
bir deve çobanı olarak
dolaşan, gördüğü her
varlıkta Allah’ın gizli
sırlarını düşünen,
halkın gözünde bir
divane, Allah katında
ise büyük bir veli,
gerçek dosttur. O, Hz.
Peygamber’i görme
mutluluğuna ermemesine
rağmen, “Tabiinin en
hayırlısı, kendisine
Üveys denilen kişidir”
hadisi ile
onurlandırılan bir gönül
eridir. O, on yedi
kemerbestten biridir.
Allah’ın velileri, her zaman insanların gönüllerinde taht
kurmuşlardır. Onları her
toplum kendilerine mâl
etmek istemişlerdir.
Sahip çıkmışlardır. İşte
Karaca Ahmet Sultan,
işte Yunus Emre…
Kendileri tek olduğu
halde Anadolumuzun
birçok yerinde makamları
bulunmakta, halk bunları
saygıyla ziyaret
etmektedir. İşte,
velilerin öncüsü, Veysel
Karani’ye izafe edilen
ve İslam ülkelerinin
çeşitli yerlerinde
yükselen kubbeler
altında serpilmiş ve
gelenlere manevi destek
sağladığı inancıyla
ziyaret edilen makamlar
da, hep bu türdendir.
Hz. Peygamber bir
hadisinde; “Beni ziyaret
etmek imkânına
erişemediğinizde,
kardeşim Veysel
Karani’yi makamını
ziyaret edin”
buyurmuştur. Veysel
Karani’nin kabri olduğu
kabul edilen makamlar
şunlardır:
Yemen’de, Zebit kasabası
yakınlarında “Meşhed-i
Şerif” Hicaz, Şam,
Beyrut, Hindistan,
Horasan, Diyarbakır’ın
Lice ilçesi yakınında
Veysel Karani türbesi,
Mardin, Manisa, Bursa,
Siirt Baykan ilçesi
yakını Yeşilçevre Köyü.
Veysel Karani’nin bazı
özdeyişleri şunlardır:
Hakkı bâtıldan ayıran en
gerçek söz, Allah
sözüdür.
Herkes için hayır duadan
geri kalma. Bu işi
kendine birinci vazife
edin.
Selamet yalnızlıktadır.
Yalnızlık demek
tekliktir. Bir olmaktır.
Teklik içinde teklik,
bir içinde birliktir.
Şeref aradım, kanaatte
buldum. İstiğna aradım,
tevekkülde, hiçbir şeye
tamah etmemekte buldum.
Hiçbir şey seni Hakk’ın
zikrinden ve hizmetinden
geri alıkoymasın. Velev
ki, kendi kabrini kazmak
bile olsa.
Kalbine dikkat et. Sana
tavsiyem, kalbini daima
huzur-u Hakk’ta
bulundurmandır. Ta ki,
O’na O’ndan başkası yol
bulmasın.
Yılmaz
DOĞAN Dede
[
GERİ DÖN
]
|