HZ. MUHAMMED-VEDA HACCI-DÖNÜŞÜ-HAKK'A VAHDETİ VE SONRASI

  • 09 Kasım 2021, Salı

    Hz. Muhammed Mustafa, a.s son veda ziyaretinden evvel, Tebük’te Bizans ordusu ile karşı karşıya gelmişti, fakat Bizans ordusu savaşmayı göze almayarak geri çekilmişti.Tebük’te Bizans ordusunun savaşmayı göze almayıp geri çekilmesi, genç İslam Devleti’nin ismi ve islam dini diğer tüm devletlerin dikkatini çekmişti, gözler bu genç İslam Devleti’nin üzerinde idi.Bu genç İslam Devleti insan-ı insan yapan değerlerle bilinmek istiyordu, yani! İnsan-ın ahlaki yönlerine değer veren o insanı yüce kılan Tanrı buyruklarına değer verip yüceltiyordu, insanı Kur-an da ki, gibi şerefli bilip anıyordu (Ya-sin) Ey İnsan dedi. Ey kadın ey erkek, diyerek ayırmıyordu, kadını aşağılamıyor ve ayırmıyordu.

     O eski çağ dışı Arap, Emevi ve Kureyş’in Vahabi Mezhebi’nin katı kural ve geleneklerinin tümünü redediyordu. Kumar ve esir ticaretini yasaklamıştı. Borca karşılık kız veya erkek çocuklarının ve kadını ipotek etmeyi yasaklamıştı. Kan davasını kaldırmıştı. Kız çocuklarını diri diri kuma gömülmesini yasaklamıştı. Bu ise geçmişten o güne dek yaşanmış en büyük devrim idi.

 Hz. Muhammed’den evvel vahiy edilen Nebi ve Resuller birçok yenilikler getirmelerine rağmen, hiçbir Nebi ve resul! Bu Vahabi mezhep çirkefliklerini yasaklayamamıştı, zira bu rezaletler Kâbe’nin varlığından Hz. Muhammed’e dek var olan yaşanmışlıklar idi.Hz. Muhammed Mustafa’ya gelinceye dek Yüce Allah tarafından Vahiy edilen tüm Peygamberler, cahil halk tarafından dışlanmış eziyet edilmiş, sürgün edilmiş ve şehit edilmişler... Son ahir zaman müjdecisi ve müjdesi olan Hz. Muhammed Mustafa a.s. bu ezilmişliklerin cümlesini hem kendisi hem de, Ehli-Beyti fazlasıyla yaşamıştır ve en kanlı katliamları da Hz. Peygamberin Yüce Ehli-Beyti yaşamıştır...(Örnek: Kerbela Katliamı)

    Konumuza dönersek: Hz. Muhammed Bizans’a Karşı çıktığı Tebük savaşında, Bizans Ordusu İslam Ordusunun karşısına çıkma cesaretini göstermemişti, yani savaşa çıkmadılar, bu nedenle de, genç İslam Devleti her konuda büyük bir saygınlık elde etmiş oluyordu.Tebük dönüşü Hz. Muhammed ve can yoldaşı İmam Ali Cenabı Mürteza komşu devletlerle barış içinde yaşamak istiyorlardı, o nedenle henüz İslam olmayan devletlerin yöneticilerine İslamı en iyi anlatan ve irşat eden Âlimleri o devletlerin yönetenlerine elçi olarak gönderir ve onları İslam’a davet ediyorlardı... Kimi yöneticiler bunu şiddetle reddediyor ve hatta o elçileri katlediyorlardı zaten savaşlar ya bu yüzden ya da vergilerden dolayı çıkıyordu, ayrıca çöl Arapları zaten ganimet uğruna her türlü vahşeti yapmakta geri kalmıyordu...

     Genç İslam Devleti’nin yönetenleri olarak komşularından istedikleri bu barış ve dostluk isteği çoğu zaman sert cevaplarla cevaplandığı için  zaman zaman savaşlar da oluyordu.Tebük savaşından dönüldükten sonra birçok ülkeye yeni elçiler gönderilmişti.Bu elçilerden biri de Hz. İmam Ali idi. Yemen ve sana ülkelerine hem barış hem de, insanları İslam dinine davet için gönderilmişti...     

    Hz. Muhammed’de yapılamayan savaş sonrasında doğup büyüdüğü baba ocağını ve Hz. İbrahim a.s. ın kutsal mekânı olan Kabeyi ziyaret etmek istedi Hz. Peygamber’in Hakk İle Hakk İle vahdetinden sonra, İslam Âlemi bu ziyaret’e son veda haccı dedi.Veda hacı veya ziyareti çok kez anlatıldığı için biz yazımızda Gadir-i Hum’dan sonra yaşanan ihanet ve döneklikleri dile getireceğiz...Gadir-i Hum’da İslam Âlemi’nin 174 bin özde ve sözde İnanmışları bir araya gelmişlerdi.Hz. Muhammed: 174 bin kişilik İnsanın Huzurunda Gadirde bir hutbe daha eda etmişti.Evvela Kur-an’da Ehli-Beyti yücelten ayetler ile hutbesine başlayıp Hz. İmam Ali’yi Veli, vasi ve kendisinin kendisinden sonraki halifesi olduğunu beyan ederek bitirmişti...

    Hz. Muhammed Mustafa a.s. bu hutbe’de ben size birbirinden ayrılmayan ve paha biçilmez iki emanet bırakıyorum demişti! Bu birbirinden ayrılmayan iki paha biçilmez nesne biri Ehli-Beyt bir diğeri ondan asla ayrılmayan Hakk’ın yüce yasası olan Kur-an’ı azmi şandır...Daha sonra ise İmam Ali Cenabı Mürteza ben konuşan Kur-an’ım diyerek Ehli-Beyt İmamları’nın birer konuşan Kur-an olduklarını beyan etmek istemiştir...Gadir-i hum dönüşü Hz. Resul rahatsızlandı yüksek bir ateş ile yatmakta idi, kendisine vahiy edilen Ayet’e binaen biliyordu ki Hakk’a en yakın bir zamanda idi. O nedenle bir ordu hazırlansın istemişti ve orduya başkomutan olarak ta, Zeyd bin Usame’yi tayin etmişti.Bu orduya tüm Ensar ve Muhacir’in önde gelen isimleri katılacaktır diye de emir verdi, bu emre itaat etmeyenler ise benim şefaatimden mahrumdur demişti...

    Hz. Muhammed, bu orduya Zeyd’in oğlu Usame’yi başkomutan tayin etmesi birçok Ensar ve Muhacir’in önde gelen isimlerini rahatsız etmişti.   Bu nedenle bu sefere Ebu Bekir Bin Kuhafe, Ömer bin Hattab, Osman Bin Affan, Sad Bin Vakkas, Saad bin Ubade, Abu Ubeyde, Saad İbni Zeyd, Kutabe ve Eslame gibi isimler katılmadılar...

    Oysa bu yaşlı şahısları da katılmalarını bizzat Hz. Muhammed emretmişti, ama bir türlü katılmadılar...Hz. Muhammed bu emrini tekrarlamak için adı geçen şahısların ve halkın mescitte toplanmalarını buyurmuştu ve burada bu emrini yüzlerine tekrar söylemesine rağmen yine katılmamışlardı..Hz. İmam Ali Cenabı Mürteza dışında ki, herkes resmen Hz. Peygamber’in emirlerini hiçe saymaktaydılar...

    Zeyd’in oğlu Usame Sefere kimsenin katılmadığını ve katılmayacağını anlayınca sancağı ve emir nameyi getirip Hz. Peygamber’e teslim etmişti...O acı gün gelip vakti saati tamam olan Hz. Muhammed Mustafa benden sonra kargaşa ve fitne çıkarılmasın diyerek, amcaoğlu Abbas’a kâğıt ve kalem al gel yeniden bir vasiyet yazdırayım demişti lakin o dönek güruhun başı olacak olan, Ömer Bin Hattab buna engel olmuştu.Şöyle haykırmıştı o zaman bu adam hezeyan halindedir ne dediğini bilmiyor, buna ne gerek var Kur-an bize yeter demişti...

    Kur-anı kerim’in deyimiyle “O Resul ki, asla yalan söylemez onun Lafzı’ndan çıkan her kelam Tanrı kelamıdır” buyurmasına rağmen, Ömer Bin Hattab haddini aşıp Hz. Peygamberi, hâşâ ki aklını yitirmekle suçlamakta idi ve bunlara da, ne yazık ki, sahabe denilmektedir...

    Tarihler bu olay’a KIRTAS olayı diye bahseder...Vakti saati gelip çattığında o acı günde Hz. Peygamberin kutsal mekânında Haşimi soyundan ve Hz Muhammed ve Hz Ali’nin can dostlarından gayrı kimseler kalmamıştı...

    Sahabe geçinenlerin tümü, beni sad-ın saki-fesine gidip ve orada her biri halifelik peşine düşmüş birbirlerini ikna turlarına girmişlerdi...Sad-ın oğlu, babası’nın boğazına kılıç dayayıp sen Peygamberin huzurunda Hz. İmam Ali’ye biat ettin ve şimdi vermiş olduğun ikrardan dönüp Hz. Resul’e ve Hz. İmam-ı Ali’ye ihanet mi, edeceksin der. Babası oğlum söz veriyorum bir daha bu gibi ihanetlerden bulunmayacağım deyip pişman olur ve halifelik sevdasından vazgeçer... Sakife de, bulunanların ortamı biraz daha gerilmiş ve asabileşen Ömer bin Hattab yerinden kalkar ve Ebubekir Bin Kuhafe’nin eline yapışır ver elini sana biat edeceğim der, dediğini yapar ve orada bulunanların birçoğu kendi rızalıkları ile biat eder ama Ömer kılıcını çeker biat etmeyenleri zorla biat ettirir.Ertesi gün ve sonrası birkaç silahlı gurubuyla sokağa çıkıp insanlardan, zorla biat alırlar...

Hz. Resulü Ekrem’in evinde bir ahir zaman’ın Resulü Ahmed-i Muhtar Muhammed Mustafa vahdeti vücut olmuş ama yazık ki, başında Haşimi evlatlarından başka kimseler yoktur..Oysa! Araplarda bir gelenek vardır çok sevdikleri ve saydıkları biri ölünce tam kırk gün yas tutarlarmış.Ama tarihler Hz. Muhammed’in cenazesinde aile efradı dışında 16 kişiden başka kimsenin ismi geçmemektedir.Aradan günler geçtikten sonra O, “Topukları’nın üzerine basarak eski Puta tapar dinlerine dönenler” yeni hatırlarına, Hz. Peygamberin Hakk’a yürüdüğü ve benim Cenaze Erkânıma katılmayan şefaatimden cüdadır dediği hatırlanınca şöyle bir karara varırlar! Gidelim mezarını açalım ve yeniden Erkan yürütelim derler.Hz. Peygamber bildiğiniz üzere kendi evine yani ilk vahyin indiği odasına defin edilir...O eve girdiklerinde Hz. Ali kabrin başında ve elinde iki başlı bir mızrak ve gözleri güneşin ufukta çıktığı misali durmaktadır...

    Hz. Ali’nin bu mucizevî halini görenler şöyle derler!

    Biz Hz. Resulullah’tan dinledik, Hz. Ali’yi bu haliyle görenler asla bir yanlışa yeltenmesinler, zira o hazretin bir narası yeri ve göğü sarsar dediğini söylerler ve öylece o kutsal makamı terk ederler, sonrasında ise yine insanları bölmeye ve tehdit ile biatler almak için ve Hz. İmam Ali Cenabı Mürteza’nın gücünü zayıflatmak için çareler düşünmeye başlarlar...

    Hz. Fatma’ya annemize babasından kalan ve İmam-ı Ali’nin idaresinde olan fedek hurmalığını alırlar, bu ilk icraatlarıdır.İkinci icraatları ise Hz İmam Ali Cenabı Mürteza’ya suikast düzenlerler.Hem de, Halit Bin Velit’i kiralık katil tutarak bunu yaparlar lakin İmam-ı Ali Cenabı Mürteza’nın bir hadisi vardır der ki!. Ben Rabbim’in inayetiyle Kasitin, Marikin ve Nakisin cephelerini ifşa etmedikçe birçoğunu bu yüce dini inancımızdan soyutlamadıkça veya ifşa etmedikçe bunlar beni öldüremezler diye buyurur... (hadis)

    Gelecek sohbetimiz olan 4 halife dönemlerinde bu tür zalimlikleri sıkça anlatacağımız için sohbetimize son verirken siz Hakk Muhammed Ali yol ve Erkânına sadık tüm canlarımızın dildeki dilekleri kabul muratlarınız hâsıl ola inşallah...

NOT: KASİTİN cephesi, Hakk Yoluna ve Resulüne Kast edenler Ehli-Beytine Biat edip dönenlerdir...MAR-İKİN! İnanmış gibi görünüp Yılan gibi kin kusan ve asla yola gelmeyenlerdir, kendi menfaatleri icabı her kötülüğü yapanlardır...NAKİSİN! İnatçı yola gelmez ve kendi sözleri dışında hiç kimse’nin sözüne inanmayan ve halk dilinde nekes dediğimiz çok cimri ve aç gözlü olan çapulcu ve bedevi denilenlerdir...

 

KAYNAKLAR

Kur-andan Ayetler

Erkan-name: Seyit Derviş Tur

Evliyalar Şahı İmam-ı ALİ: Dr Ali Derman. 

   

 

                                                                                                                                                Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanlığı