HÜSNİYE KİMDİR?

  • 08 Kasım 2018, Perşembe

Zamanı-nın Âlimlerinden Ermiş Şeyh Ebül-fethi Mekki Rahmetullah Rivayet eder ki:

    Abbasi Halifelerinden Harun-nü Reşit zamanında Bağdat Tüccarlarından zengin bir zat Resulü Ekrem’in Hanedan ve Ehli-Beyti’nin sevgisi ile meşhur olup Daima İmam Cafer-i sadık Hazretleri’nin yanında hizmet eder ve ona Talip olmuş sevgi dolu Ahlaklı bir esnaf ve iyi bir insandı.

    İmam Cafer-i Sadık Hazretleri’nin Şahadetinden sonra Din düşmanları tarafından zulme uğradı.

Her nesi var ise yağmalandı, sermayesi elinden alındı, darp edildi, yaşlı idi genç değildi, artık eski durumuna dönemeyeceği belli idi, barına bileceği bir evi bile ona çok görmüşlerdi.

    Hani Derler ya Alevilerin, Kızılbaşların, Malı Canı Namusu helaldir diye, işte o günden bu güne süre gelen söylem bu günde kısman söylenmediğini söyleyemeyiz.

    O gün, Bu inançlı esnafın yanında bir tek evlatlık alıp her tür imkânı sağladığı tahsilini ise İmam Cafer-i Sadık Hazretleri’nin yanında onun Ehli-Beyt mektebinde görmekte olan bir genç kız kalmıştı, Arap kabileleri ona beyaz cariye derlerdi.

    Adı Hüsniye idi, Ahlakı, ilmi ve gönül güzelliği kadar yüz güzelliği de dillere destan olmuştu.

İmam Caferi Sadık, onu güzel Ahlak ve İslam Dini yanında Tüm semavi Din Kitaplarındaki en derin ilmi faziletleri, Gayb yani Sırr-ı hakikat yönlerini ona öğretmişti.

    Deyim yerinde ise Hazreti İmam kendisinden sonra ki, Hüsniye’nin bu zaferini görmüş ve Hüsniye’yi öyle hazırlamıştı denile-bilir.

   Hüsniye Baba dediği ve çok hürmet ettiği bu inançlı güzel insanın bu halini gördükçe ona çok üzülür elinden ne gelirse ondan esirgemez hizmet ederdi.  

 

 

Velisinin bu son hali ona da çok dokunuyordu.

     Bir gün Hüsniye’yi karşısına aldı ve ona şöyle hitap etti:

Ey kızım ben seni küçük yaşta yanıma aldım seni bir evlat edindim, bu gün ise Elhamdülillah ki fazlı Kemalat’ın yerinde,

Bilgi Ve gayp İlminde tamsın ben ise bu günlerde fukaralığa duçar oldum, böyle giderse daha kötü günlerin beni beklediği Meydanda’dır, bu hususta tedbirin nedir?

    Hüsniye şöyle cevapladı velisini:

Benim Bin canım sana feda olsun, senin mutlu etmek benim en yüce görevimdir dedi.

İznin olursa ve bana Güvenin tam ise beni Halife Harun-u Reşide götürüp satılmamı arz eyle, peki bu cariyenin fiyatı nedir diye sorarsa, Üç bin Halife altınıdır de.

    Peki, bu Cariye’nin hüneri nedir? Diye soracak olursa da!

De ki, ona! Asrın bütün Dini ve İlmi Âlimleri toplanıp kızımla İlmi tartışmalara girseler Allah’ın İzniyle benim kızım hepsine üstün gele-bilecek Hüner ve Marifettedir.

    Böyle Arz eyle dedi! Velisi olan Tüccar ise, ben bu söylediğin şeyi asla yapamam. Zira Harunürreşit zalim bir hükümdardır.

Senin İlim ve Kemalinden haberdar olursa seni zulmen ve cebren alır. Ve ben ziyadesiyle haksızlığa uğrayarak üzülürüm. Ayrılığa dahi sabır ve tahammül edemem.

Hüsniye dedi ki: bu hususta asla korkma. Ehli-Beytin ve Resulün Sevgisi Bereketiyle ne kadar hayatta isem beni senden almağa da, Hakkın inayeti ile kimsenin gücü yetmez dedi. Şimdilik Hakka güven. ALLAH’IN Muradı ne ise yerini bulur dedi.

Vel-Hâsıl birçok konuşmadan sonra Hüsniye’nin Velisi, Harunurreşit’in Veziri Yahya Bermek’in evine varıp keyfiyeti arz ettiğinde, Yahya Bermek’i Hüsniye’yi istedi.

    Hüsniye’nin Velisi korku,  azap ve şaşkınlık içinde kızını alıp Vezirin Evine götürdü.

 

 YAHYA Hüsniye’nin Düzgün ve doğru konuşmasını,  gerekse güzelliğini gördü İtimat etti ve onu derhal alıp Halifeye götürdü, evvela kendisi huzuruna girdi durumu arz-etti Halife kabul edince de, Hüsniye’yi Halifenin huzuruna çıkarttı.

   Hüsniye yüzünde örtü ile Halife’nin huzuruna çıktı Evvela dua ve Sena kıldıktan sonra Halifenin Methini eyleyen bir iki şiir okudu, Harunurreşit hoşlanıp yüzünde ki, örtüsünü açmayı emretti. Güzelliğini görünce hayrette kalarak derhal cariye’nin sahibini istedi. O dahi huzura girince Halife sordu: Bu cariye’nin İsmi nedir? Ve fiyatı ne kadardır?

    Hüsniye’nin Velisi çekinerek dedi ki, bu cariyenin İsmi Hüsniye’dir ve fiyatı üç bin Halifelik altındır..

Halife durgun bir hal ile cariyenin Marifeti nedir? Bu kadar çok parayı ne münasebetle istersin dedi.

    Velisi arz etti Ey zamanın Halifesi! Eğer asrın Âlimleri toplanıp Dini İlim ve Gaybi meseleler hakkında bu cariye ile tartışma yapsalar, bu cariye’ye üstün gelemezler.

   Halife dedi ki, eğer cariyen mağlup olursa seni öldürüp cariyeni alırım.

Hüsniye’nin velisi dedi. Ey zamanın Halifesi eğer cariye üstün gelirse o vakit emrin nedir?

Halife Harunurreşit: eğer cariye üstün gelirse sana üç bin altını Ve cariyeni de sana veririm.

   Hüsniye’nin velisi arz etti! Ey zamanın Halifesi Biraz mühlet ver, düşüneyim ve Hüsniye’ye de arz edeyim. Dedi.

Halifeden izin alıp başından geçeni Hüsniye’ye söyledi.

Hüsniye asla düşünme Resul-ü Huda ve Ehli-Beytin Bereketiyle Mağlup olmayız dedi. Ve Halifenin yanına girip şartları bağladılar.

    Halife derhal cariyeyi istedi, gelince ona sordu:

Ey Hüsniye evvela ne Dinde ve ne mezheptensin:

   Hüsniye şöyle yanıtladı: “Peygamberlerin sonuncusu Hazret-i

Resul-ü Ekrem’in ve Ehli-Beyti’nin Din ve Mezhebindeyim.

 

Halife sordu: Hazreti Resulullah’ın Halife ve Vasisi kimdir?

    Hüsniye yanıtladı: Ey Halife: Âlimleri huzura getirin. Onların benim Din ve mezhebim-e bir diyecekleri olursa cevaplaşırım.

Hüsniye’nin bu sözünden onun Ehli-beyt’in Tariki (yolu) üzere olduğunu Halife iyice anladı. Yahya Bermeki’ye dönerek!

     Bu cariye’nin Bizim Mezhebimizde olmadığı malumdur. Katli lazım gelir dedi.

    Yahya Bermeki Arz etti:

Ey Halife bu cariyenin büyük iddiası vardır. Eğer Âlimlere üstün gelmezse şiddetli ceza ile katli lazım gelir. Ve eğer Âlimlere galip gelirse hakkında riayet sizin için elzemdir.

    Zira bir cariye parçası Âlimlere üstün geldiği takdirde onu Öldürmek haksızlıktır.

Harun-u Reşit bu sözden hoşlanıp derhal Bağdat Âlimlerini İstedi. O vakitte Ulema ve fukara’nın Reisleri Ebu Yusuf kadı ve İmam Şafii Bağdat’da idi. Ve bunların aralarında dahi düşmanlık çoktu.

    Âlimler Halife meclisine gelip hazır oldular. Hüsniye de yüzü örtülü olarak beraberlerinde oturdu. Âlimler, Evvela Hüsniye’nin mezhebini sordular. Hüsniye hiç çekinmeden mezhebini açıkladı.

    Ehli-Beyti Resulü sevdiğini beyan edip o derece bahis üzerinde çekiştiler ki, Âlimler Hüsniye’ye cevap veremediler.

Onun Kur-an Ayetleri ile hadisler üzerinde yaptığı konuşmalarına bütün meclis hayrette kaldılar.

    Bu hali gören Harunurreşit öfkelendi. O günlerde Basra da,  Meşhur İbrahim bin Halit adında bir Âlim vardı. Basra’nın hükümet konağında dört-yüz Âlim-e müderristi. Hemen ferman yazıp onu istedi. Basra hâkimi ferman mucibince İbrahim-i Bağdat-a gönderdi.

    Diğer taraftan Halife Devletin ileri gelenlerini civardaki, Hükümdarları Hilafet merkezinde topladı.

Basra’dan gelen İbrahim Bin Halid-de kendisine mahsus Mezhep kürsüsüne oturdu.

Halife de tazim şartlarını icradan sonra Hüsniye’yi huzura getirdiler. Hüsniye Halife’nin Meclisine Dua ederek girdi.

İbrahim halidin karşısına oturdu. Halife Hüsniye tarafına İma ile bakınca Hüsniye Halifenin maksadını anladı ve derhal İbrahim Halide şöyle dedi:

    Yazdığın yüz cilt kitapla Ulema arasında meşhur olup daima ALİ bin Ebu-Talibin düşmanlığı ile iftihar eden İbrahim Halit sen misin?

İbrahim Halit bu laftan gazaba gelip hiddetle şöyle dedi:

Sonra yüzünü meclistekilerden yana dönüp dedi ki:

    Ben bu cariye parçası ile münakaşa etmem Ulemaya göre hiffet ve ihanettir (hiffet hafiflik demektir.)

Yahya Bermeki gülerek şöyle dedi:

Ey Cariye sen benimle eğleniyor-musun?

 

Ey İbrahim Ululardan bir söz vardır. Demişler ki,

Söylenene bak söyleyene bakma. Ulemadan böyle söz uzak olmalıdır size yakışmaz. Yani devam edin demek istedi.

    O anda Hüsniye Ey İbrahim ALLAH’IN izniyle seni oturduğun o kürsüden utanç içinde yere indiririm dedi.

Ve tartışmaya başladı.

 

NOT= Görülüyor ki, Hazreti Peygamberden günümüze dek süre gelen Ehli-Beyt düşmanlığı evvela Âlim geçinenlerin yaydığı tefrika ile başlamıştır. Bu Alim geçinen, Ehli-Beyt düşmanlarını ise Üç halife döneminden başlayarak İmam ALİ sonrası, Emevilerin Zalim kralı Ehli-Beyt Düşmanı Lain Muaviye ve oğlu Lain yezit döneminin yetiştirdikleridir.  

Kendilerini Peygambere yamatmak için akraba olmak istediler olmadı hep kin kustular.

   Vahabi Mezhebini Müslümanlıkmış gibi yaydılar bir kısım cahil kesim dışında yandaş bulamadılar.

Kerbela Katliamından sonra süre gelen onca zulüm, Ehli-Beyt sevgisini bitiremedi. Sürgünler bile Seyyid evladının gittiği her yerde yeni İrşad edilenlerle Alevi İslam İnancı çığ gibi büyüdü.

     Ve yeni katliamlar ile bitireceklerini sandılar! Çaldıran savaşından önce Harran da, Diyarbakır da, Halep ve lâskîye de,  yüz binlerce Alevi İslam seveni talibi katledildi.

    Kısaca güzel canlar: Emevi dönemi, Abbasi Dönemi hep katliamlarla geçti Selçuklu zamanında Rahat erdiğini zanneden Ehli-Beyt bendesi ALEVİ Kızılbaşlar Osmanlı da yine öyle vahşet dolu katliamlar gördü, dileyenler Osmanlı arşivlerinde ve yeni çıkan kitaplarda okuya-bilir.

     İşte tüm bu olanların bize gösterdiği bir şey var ki, bizler birlik olmak zorundayız.

Ve içimizden bizleri ateizme, dinsizliğe ve milattan öncesine götürmek isteyen tüm olumsuzluklar karşısında birlik olup, Pirlerimizin de dediği gibi.

“Bir olalım Diri olalım İri olalım.

Yüce ehli-Beyt’in Himmeti keşfi kerameti bu birlikten yana olanların üzerinde hazır ve nazır ola İnşallah. AŞK ile...