DERVİŞLİK

DERVİŞLİK

  • 01 Mart 2017, Çarşamba

 

Dervişlik dedikleri,
Hırka ile taç değil.
Gönlün derviş eyleyen,
Hırkaya muhtaç değil.

Hırkanın ne suçu var?
Sen yoluna varmazsan.
Var git yolunca yürü,
Er yolu kalmaç değil.

Dirsin şeyhin aşkına,
Yalın ayak, başı açık.
Er var dirlik dirlikmiş,
Yalın ayak aç değil.

Durmuş marifet söyler,
Erene Yunus Emre'm.
Yol eriyle yoldadır,
Yolsuza yoldaş değil.

Derviş, Farsça bir kelime olup kapı kapı dolaşan fakir, yoksul gibi anlamlara gelir. Tasavvufi anlamdagönlünün hakikate yöneltmiş, nefsini terbiye etme yoluna girmiş kişilere denir.

Dervişlik makamı, yüzünü maddi âlemin ötesine çeviren benliğin makamıdır. Bu makamda benlik maddi olanla ilişiğini en aza indirir. Kişinin kendisinde bulunan, maddi ve manevi güç terazisinin manevi yöne doğru pozitif yönde hareketlenmesiyle kişi dervişlik yoluna girmiş olur. Bu terazi her zaman maneviyata doğru meyillidir. Ancak maddi âlemi de yok saymaz.

Dervişler mal-mülk anlamında fakir; uhrevi anlamda zengin olan kişilerdir. Onların fakir veyahut yoksul olarak adlandırılmaları, insanların kafasındaki mal-mülk kavramına farklı pencereden yaklaşmalarının bir göstergesidir. Ayrıca yoksullukları, kendi iradeleri doğrultusunda kendilerini gereksiz olan her şeye yoksun bırakmalarından ileri gelmektedir.

Yüce Kur’an şöyle buyuruyor:

Kadınlara, oğullara, kantarkantaryığılmışaltınvegümüşe, salmagüzelatlara, hayvanlaraveekinlereduyulantutkuluşehvetinsanlara 'süslüveçekici' kılındı. Bunlar, dünyahayatınınmetaıdır. Asılvarılacakgüzelyer Allah katındaolandır. (Al-i İmran Suresi, 14)

Derviş olan kişiler ayette “süslü ve çekici“ kılınan dünya nimetletinemeyiletmezler. Onlar asıl varılacak güzelliğin ve güzellik mekanının peşindedirler.

Bu noktada şu soru aklımıza gelebilir. Dünya malını biriktirip onu saymaktan ve onunla oyalanmaktan el etek çekmiş dervişler neden dergâhlar kurup bu dergâhlarda gıda stokları ve bu dergâhların mali bütçesini oluşturmuşlardır? Derviş olan kişilerin fakirlikleri kendi nefislerinedir. Onların kurmuş oldukları dergâhlar hizmet evleridir. Kimsesizlerin karınlarını doyurabildikleri, barınabildikleri, yoldan geçenlerin sığınıp dinlenebilecekleri yerlerdir. Buralarda hizmet edilerek nefs terbi edilmiştir.

İncil’in Matta bölümünün 20. Babının 28. ayetinde “Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” denilmektedir. Dervişlik, doğruluğa, adalete, sevgiye, barışa, huzura, birlik ve beraberliğe hizmet etme ve bu durumlar için gerekirse can verme makamıdır.

Dervişlerolabildiğincesadevegösteriştenuzakbirhayatyaşamayıtercihetmişlerdir. Bu tercihleri dervişleri, dünya telaşasına ve çokluk sevdasına düşmüş insanlar danayırmıştır. Dervişlere Mecnun,deli, gibi ifadeler kullanılmıştır. Oysa halkın delilik dediği hal,ilahi aşkın göstergesi venişanesidir

Dervişlik yoluna giren her kişiye derviş denilemez. Derviş, dervişlik tezgâhından geçmiş, hizmete sunulmaya hazır olmuş ve hizmet etmeye başlamış, özündeki hakikate ermiş kişilere denilir. Bunun dışında bu yola giren herkes derviş aday adayıdır. Yolda karar kılan ve bu yoldan dönmeyen, bu yolda vefa gösteren kişiye derviş denilir.

Dervişlik Sürecİ

Derviş olmak isteyen kişi bir mürşidin gözetimi altında irşat edilmeyi bekler. Mürşit modern zamanımızın filozofu, profesörüdür. Dervişin yetişmesi ve gelişmesi, yatay ve dikey yönlüdür. Hem bireysel anlamda yetişip gelişirken hem de halkla birlikte yetişip gelişmektedir. Derviş kendisine düşen tüm ödevlerini yerine getirir. Zamanın bilgi ve birikimi ile donatılır ve halkın isteğine cevap verebilme konumuna getirilir. Dervişlere, edep-erkân, Kur’an, Matematik, Fizik, Astronomi, Belagat, Edebiyat vs. alanlarda eğitim verilerek, bu alanlarda üretim yapan bireyler olmaları istenilmektedir.

Ne yazık ki bu zamana kadar bizlere dervişlik yanlış anlatılmıştır. Dervişler herkesten uzak, gece gündüz elinde kitap dua eden ve Kur’an okuyan, dağ başlarında yaşayan, çilehaneden çıkmayan kişiler olarak gösterilmiştir. Oysa bu durumun tam aksine bir görüntü mevcuttur.Dervişler statik bir yapıdan ziyade dinamik bir yapıya sahiptirler. Sürekli gezerler, öğrenirler, hizmet ederler, üretim yaparlar, birliği beraberliği sağlarlar, ilim öretirler. Dervişler halkın dinamik yapısını ortaya çıkarırlar.

Dervişler nefsin isteyeceği şeylerden uzağa kaçarak nefsi terbiye etmezler tam aksine nefsi kabartan durumların içinde olarak onlara meyil etmeyerek nefsi terbiye ederler. Zorluğun dışında kalarak zorlukla mücadele etmek yerine zorluğun içinde kalarak zorlukla mücadele ederler.

Dervişlik sürecinde daima dinamik olmak esastır.

Dervişliğin belirlenmiş 3, 5, 7, 9, 12,15…40 gibi bir zamanı yoktur. Dervişlik, her anın içinde derviş olarak kalabilmektir.  Bir insan ömrü hayatı boyunca bir andan bir ana geçer ve her an oluşum içerisindedir. Bu oluş ve geçişlerin içerisinde daim derviş olarak kalmak ve derviş olmak için uğraşmak gerekir.

Dervişliğin surecini Âşık Yunus şöyle özetliyor:

Doğruya varmayınca, 
Mürşide ermeyince. 
Hak nasib etmeyince, 
Sen derviş olamazsın. 

Derviş Yunus gel imdi, 
Ummanlara dal imdi. 
Ummana dalmayınca, 
Sen derviş olamazsın. 

 

Dervişlik Okulu

Derviş aday adaylarının öğretmenleri mürşitlerdir. Derslikleri tüm kâinattır. Ders zamanları her bir andır. 

Geçmiş dönemlerde dervişler dergâhlarda yetiştirilirdi. Dergâhlar günümüzün master ve doktora alanlarıdır. Günümüz modern okullarından daha işlevsel ve dinamik olan dergâhlar dönemin her sorusuna ve sorununa cevap veren mekânlardı. Maddi ve manevi gücün beraberce geliştirildiği, yatay ve dikey gelişimin yaşandığı dergâhlar, içlerinde yetişen dervişlerle birlikte tüm Anadolu’nun ve Balkanların ilim, ahlak, edep, tevazu, üretkenlik üssü gibi çalışmıştır.

Dervişliğin okulu her daim açık, sürekli eğitim merkezi ve yaşam boyu öğrenme düsturu ile işlevini gerçekleştirmiştir.

Dervişlerin Tacı ve Hırkası

Dervişlik dedikleri,
Hırka ile taç değil.
Gönlün derviş eyleyen,
Hırkaya muhtaç değil.

 

Yunus Emre’nin de dediği gibi dervişlik hırka ve taçtan ibaret değildir. Taç ile hırka dervişlerin zahiri görüntüsünün adıdır. Ne yazık ki bu giyim şekli zamanla kötüye kullanılmıştır. En acısı da hırkanın ve tacın içi boşaltılmış geri kalan bez parçaları dervişlik sanmıştır. Hırka ile taç bir kişiyi derviş yapamaz. Hırka ile tacı bir derviş hırka ve taç yapabilir. Aynı mekânları mekân yapan insanların içinde yaptıkları faaliyetlerdir.

Hırkanın içinde her daim Allah’ı zikreden ve O’ndan başkasına el açmayan, bir kalp/yürek olmalıdır. O zaman hırkanın anlamı olur. Tacın içinde ise, her daim akleden, sorgulayan, eleştirel düşünceye sahip, ilim üreten, değer üreten, sadece doğruya hizmet eden ve o başı sadece hakka secde ettiren bir baş olmalıdır. İşte o zaman, o tacında bir anlamı olur.

Dervişin tacı ve hırkası edep tacı ve edep hırkasıdır.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi,

Hararet nardadır sacda değildir,

Keramet baştadır tac’da değildir

Her ne arar isen, kendinde ara,

Kudüs’teMekke’deHac ’da değildir.

 

Dervişliğin Nişanesi Nedir?

Dervişliğin nişanesi türlü türlüdür. Bakınız Âşık Yunus nasıl dile getirmiş:

Derviş olan kişiler acep nice dirile,
Yok takazası budur bir ola her bir ile.

Âşık olan kişi ölmeden evvel ölmelidir. Başa kakıcı değildir. Daima işi vahdet ve tevhittir.


İkilik eylemeye, hiç yalan söylemeye,
Âlem bulanır ise, bulanmadan durula.

Derviş olan kişi su gibidir. Hacı Bektaş’ın buyurduğu gibi “ Arif olan hem arıdır hem arıtıcıdır.” Özünde ikilik olmamalıdır. Yalan söylememelidir.  Daima hakikatten yana olmalıdır. Yanlışa yanlış demeli, daim duru olmalıdır.


Acep öyle kim ola, bulanmadan durula,
Öylelik ister isen, yoldaş olgıl er ile.

Özü sözü bir olmalı. Güvenilir, hakikat sırrına ermiş, yolu doğru sürene dost olmuş bir kişi olmalıdır.

Erile yoldaş olan key olası gönülden,
Âlem yoldaş olurdu olur ise dil ile.

Dil ile ikrar verip gönül ile tasdik eden olmalı. Riyakârlıktan uzak olmalı. Özü sözü bir olmalıdır.

Dilden nesne gelemez, su ile gönül yunmaz,
Gerçeğin gelenleri yederler bir kıl ile.

Gönül abdestini almış olmalı. Bunun için dedikodu, kin, kibir, cebir, şiddet, adavetten uzak olmalı. Gönlünün sarayını temiz tutmalı.

Dün-ü günün çekerler, o kıl üzülsün deyi,
Ömrün anda berkitmiş yedilir bir kıl ile.

Gönül sırat köprüsüdür. Gönül yıkan sırat üstünde bulunan kılı yıkmıştır. Gönlü gönle bağlayan o kılı muhkem tutmalıdır.

İnce sanman o kılı, güzaf sanman bu yolu,
Erenler geçti geldi, her biri bir hal ile.

Tek yolun hakkın sıratel müstakim yolu olduğunu bilmek gerekir. Bu yolda hal sahibi olması gerekir.

Her kim hali hâllendi, o bey oldu kullandı,
Yunus sen kul olugör, bey söyleşir kul ile.

Hakka kul olmalı. Tek O’na inanmalı ve tek O’ndan medet ummalı. Haktan gelen nidaya ses vermeli. Kulağı daim o seste olmalı.

Modern Dervişlik Mümkün Müdür?

Modern denilince aklımıza “yeni” “cafcaflı” gibi terimler geliyor. Oysa modernlik eskinin günümüze uygun hale dönüşümüdür. Modernliğin içinde geçmişin tecrübesi vardır. Hazır bilgisi ve birikimi vardır. Biz sadece onu günümüze uygun restore etmemiz gerekir. Geçmiş dönemlerde uygulanan dergâh sistemi ve derviş yetiştirme okulları günümüzdeki okullardan daha kalitelidir. O halde o dönemlere dönüp o dönemin bilgi ve birikimini günümüz teknolojisi ile buluşturup ortak bir sentez yaratılmalı. İlmin ve edebin bir arada verildiği mekânların oluşturulması ve bu mekânlarda mürşit-i kâmillerin ve insan-ı kâmillerin yer alması sağlanmalı.

Günümüz kent hayatının vermiş olduğu statik yapıdan, yabancılaşmış insan ilişkilerinden, yozlaşmış ve örümcek ağı sarmış beyinlerden kurtulmamız gerekir. Çağın hastalığı olan “ Hep Bana” ve “ Hep Benlerden”  sıyrılıp kolektif paylaşım ruhunu ortaya çıkarmamız gerekir. Kent yaşamında unuttuğumuz ruhlarımızı tekrardan özgür kılıp canlandırmamız gerekir. 

Giderek dünyanın sonunu getiren biz insanlar, daima doğaya saygılı olmuş, tabiatı ana bilmiş, toprağı kendine örnek edinmiş “ zaman üstü”  dervişlerine yönelerek, çok üretip az tüketen, “ ben fikrinden biz fikrine” geçiş yapan modern dervişler olabiliriz.

Ruhumuzu beden esaretinden kurtararak, tüm kölelik zincirlerini kırarak, fikri, vicdanı ve irfanı hür bireyler olma yolunda emin adımlarla yürüyerek modern çağın dervişleri olabiliriz.

Dervişlik dedikleri bir acâyip duraktır,
Derviş olan kişiye evvel dirlik gerektir.

Çün erde dirlik ola, Hak ile birlik ola,
Varlığı elden koyup, ere kulluk gerektir.

Kulluk eyle erene, bakıp Hakk’ı görene,
Senden haber sorana, key miskinlik gerektir.

Hak ere benim dedi, varlığın erde kodu,
Erenlerin himmeti yerden göğe direktir.

Bu dervişlik berâtın okumadı müftiler,
Onlar ne bilsin onu, bu bir gizli varaktır.

Yunus sen ârif isen, anladım bildim deme,
Tut miskinlik eteğin, âhır sana gerektir.